22 Kasım 2017

Saklama Rehberi


                                          
Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Ağustos 2017

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.

01 Ağustos 2017

Paşmina Şaldan Plaj Kıyafeti Nasıl Yapılır?

Kendimi özletecek kadar uzun bir aradan sonra herkese merhaba. Geçtiğimiz günlerde tatile giderken yaptığım uydurmasyon plaj kıyafetim Instagram'da çok beğenilmişti. Gelen DM'ler üzerine tarifini paylaşacağıma dair söz vermiştim. Birazcık gecikmeli de olsa sözümü tutuyor ve dilim döndüğünce yapım aşamalarını anlatmaya başlıyorum.

Takip etmesem bile Instagram keşfetinde gezerken en çok gördüğüm kişi olan Şeyma Subaşı bu kez bana gecenin 02:20'sinde yataktan çıkıp bir plaj kıyafeti yapmam konusunda ilham oldu, iyi ki var, Allah razolsun. Öncelikle ben ortaya nasıl bir sonuç çıkacağını kestiremediğim için ziyan olsa da üzülmeyeceğim bir şal seçtim. Siz mayonuza / bikininize uygun bir renk ve desende şal ile yapabilirsiniz.


Şalı resimde görüldüğü gibi yere yatırıp tam ortadan ikiye katladım. Ben yelek gibi önü açık istediğim için keserek yaptım. Elbise gibi üstten giymek istiyorsanız sadece kafanızın geçebileceği büyüklükte bir delik açarak da yapabilirsiniz. Şalım açık renk olduğu için mezura yardımıyla sağdan ve soldan eşit ölçüler alarak tam orta noktayı belirleyip kurşun kalem ve cetvel yardımıyla hafifçe çizdim. Koyu renk bir kumaştan yapacaklar eski kuru bir sabun da kullanabilir. Sonra tam orta noktayı kullanarak sağdan ve soldan 7,5'er cm lik boşluk bırakarak bu kez komple çizmeye gerek duymadan belirli aralıklarla küçük çizgiler çizdim. Çizgileri takip ederek makasla yavaş yavaş kestim. Aynı şekilde diğer tarafı da. Şalı ortadan katladığım kat yerine kadar bu parçaları komple keserek boyun kısmını oluşturdum. Benimkinde boyun kısmının rahat oturması için 15 cm'lik pay yeterli oldu. Siz kendi zevkinize göre bu ölçüyü daha kısa ya da uzun tutabilirsiniz.

Sonra evde dikiş makinemiz olmadığı için elde eşarp kıvırır gibi muntazam bir şekilde kıvırdım. Kıvırdığım yerlerin üzerine evde (granny square çanta örgümden kalan) varolan koton iplerden oya yaptım. Baştan tek bir renk denedim ancak uçlarına püskülleri renkli renkli yapmayı düşündüğüm için çok çiğ durdu. Sonra 3 sırada bir renk değiştirerek yani işi biraz zorlaştırarak -çünkü renk değiştirmek ipi koparmak demek, bu da ip çekmek demek ve ben ip çekmekten nefret ediyorum- renk renk oya yaptım. 
Oya işi bittikten sonra oya yaptığım her bir renk ipten şalın kendi püskülleriyle aynı boyda ipler keserek tığ yardımıyla bir taraftan çekip diğer iki ucunu içinden geçirerek püskül çıkardım. Renkleri aynı sırayla koydum ki bir renkten çok diğerinden az olmasın. Bu arada renkli püskülleri sadece ön tarafa yaptım. Arka kısmı kendi püskülleriyle kaldı.

Püskülden sonra omuz hizasından -kendi koltukaltım için- 40cm aşağıda elde makine dikişiyle birkaç sıra dikiş yaparak kol kısmını oluşturdum. Siz bu dikiş mesafesini aşağı doğru daha uzun tutarak, yırtmaç mesafesini kısa tutarak da yapabilirsiniz. Ben bu projeyi evde dikiş makinesi olmadığından ve gecenin kör bir vaktinde yaptığım için mevcut imkanlarla yaptım. Bu kadar basit bir iş için terziye para vermek de istemedim açıkçası. 

Bu haliyle gözüme çok sade göründüğü için birkaç motifle süslemeye karar verdim. Başta çiçek mi örsem dedim sonra yaz temasına yakışacağını düşündüğüm için külahta dondurma yaptım. Külahı yerleştirdiğim yer tam göğsümün üstünde güzel görünmediği için hem de şalın önceden varolan ip çekilmelerini kapatmak adına sol tarafa bel hizasına diktim. Sanırım işin en zor tarafı örgü bilmeyenlere bu külahı tarif etmek. Dondurma toplarını sihirli halka oluşturup üzerine tam bir daire elde edene kadar ikili trabzan örerek yaptım. Külahı ise 20 zincir çekip ilk sırayı komple ikili trabzan örüp her sırada baştan ve sondan keserek -aşağı doğru daralması için- ördüm. Yani bir tane daha aynısını yap deseler muhtemelen yapamam o kadar uyduruk yaptım. En arka külahımı ve dondurma toplarımı dikerek plaj kıyafetimi bitirdim.

Bu makine dikişi olmadan ve tamamen evdeki malzemelerden yapıldığı için çok acemice oldu. Ama hem kendime güvenim geldi hem de aklıma daha güzel plaj kıyafetleri yapmak için birçok da yeni fikir. Bu yıl tekrar tatil yapar mıyım bilmiyorum ama gidersem yeni fikrimi hayata geçirmek istiyorum. O şimdilik sürpriz. Mağazalardaki pareolara, plaj kıyafetlerin tonla para vermek istemediğimden ve el yapımı şeyler artık daha kıymetli olduğundan kendi el yapımım bir aksesuara sahip oldum. Çok da sevdim. Sizin de tek yapmanız gereken malzemeleri toplayıp ve gaza gelip "Ben bunu yaparım" diyerek makası elinize alarak işe koyulmanız. Sonrasında inanın hiç el becerisi olmasa bile kendine güveni geliyor insanın. Bu fikirle kendine plaj kıyafeti yapan herkesten fotoğraf ve etiket bekliyorum. Bakalım en güzel kiminki olacak? Deneyen herkese şimdiden kolay gelsin!

12 Mayıs 2017

ANNELER VE ANNE ADAYLARI! GELECEKTEKİ SİZE MEKTUP GÖNDERMEYE HAZIR MISINIZ?


Arçelik’in gözünde tüm anneler kraliçedir.
Anneler günü’nüz kutlu olsun!
Anneler ve anne adayları!
Gelecekteki size mektup göndermeye hazır mısınız?
Bu sayfadan gelecekteki bir güne mektup yazın, hem bugünden geleceği düşünmek için kendinize zaman ayırın hem de kendinize gelecekten bakma imkanı yaratın. “Anneyim” ya da “Anne olacağım” butonlarından birine basın. Mektubu doldurun. Gelecekte bir tarih belirleyin. Size o tarihte kendinize yazığını mektubu gönderelim.
İnsanın düşünceleri her gün değişiyor. Hele ki anne olmak insana bambaşka bir duygu kazandırıyor. Bu mektubu göndererek bugünkü hislerinizi gelecekte de hatırlamak ve geçmişteki hislerinizle o günkü hislerinizi karşılaştırma fırsatı bulacaksınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

02 Mayıs 2017

Şık Mutfaklar İçin Ankastre Renkli Buzdolabı

Siz de ankastre renginin mutfaklara çok yakıştığını düşünenlerden misiniz? Bu yıl ankastre renklere ilgi çok fazla: Gümüş grisi bu renk, mutfaklarda hakikaten güzel duruyor ve bulunduğu her ortama değer katıyor. En çok da buzdolabı modellerine yakıştığını düşünüyorum, ankastre renkli buzdolapları mutfakların gerçekten de havasını değiştiriyor. Bu nedenle Uğur Soğutma’nın UES 585 D2K NFI A++ isimli buzdolabı modelini görür görmez sipariş etmeye karar verdim: Ankastre renginin en şık tonunu kullanıyor.

Sevdiğim bir renge sahip olması, tek tercih nedenim değildi elbette. Uğur Soğutma’yı gayet iyi tanıyorum, 60 yıldan fazladır derin dondurucu modelleri ile soğutucu cihazlar üretiyor. Açıkçası, bu sektörde rakibi olduğunu düşünmüyorum ve buzdolabının da bir soğutma uzmanından alınması gerektiği kanaatindeyim. Hem markayı, hem de ankastre rengini görür görmez satın alma kararı vermem bundan kaynaklanıyor. Buzdolabını yaklaşık 3 aydan bu yana kullanıyorum ve izlenimlerim şöyle:

İç hacmi 585 litre ve fazlasıyla yeterli geliyor. Açıkçası bu büyüklükteki bir iç hacmi, çoğu marka ancak en üst düzey ve en pahalı modellerinde sunabiliyor. ’da ise standart geliyor! Buzdolabı içerisindeki şeffaf sebzelik bölümü özel, zira nem kontrolü yaparak sebzelerin daha uzun süre taze kalmasını sağlıyor. Ayrı bir “0 derece” bölümü de var, süt ve et ürünlerini bu bölüme koyarak kullanım ömürlerini uzatabilirsiniz.

Buzdolabının no-frost özelliği var ve dondurucu bölmesinin kapasitesi tam 97 litre. Çoğu aile için fazlasıyla yeterli olacak bir kapasite bu. Isı kontrolü tamamen otomatik, bu da maksimum seviyede enerji tasarrufu yapmasını sağlıyor. Dış kapağı üzerinde bir LED gösterge var, hem çok şık duruyor ve hem de kapağı açmadan buzdolabı kontrollerine ulaşmanızı sağlıyor. Buzdolabını geceleri de kullanmayı sevenlerdenseniz hiç merak etmeyin: LED aydınlatması, toplam 5 adet temperli cam rafı mükemmel bir şekilde aydınlatıyor. Fiyatının çok üzerinde özellikler sunan UES 585 D2K NFI A++ modelini satın aldığım için çok mutluyum, mutfağım hem çok daha şık bir hale geldi ve hem de çok kaliteli yeni bir buzdolabım oldu! https://satis.ugur.com.tr/item/ues-585-d2k-nf-a/100030 adresinden siz de sipariş verebilir, ödemenizi 12 taksit halinde yapabilirsiniz.



Bir boomads advertorial içeriğidir.

12 Nisan 2017

Çocuklarınızın Sağlıklı Gelişimine Tam Destek Çocuk Devam Sütü’nde!

Neden Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, büyüme ve gelişimlerinin büyük bölümünü 1-4 yaşları arasında tamamlarlar. Yiyeceği yemekler konusunda çok seçici olabileceği bu yaşlarda çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel gelişimi için zengin ve doğal içerikli gıdalarla beslenmesi gerekir. Güçlü bir bağışıklık sistemi de bu fiziksel ve zihinsel gelişimi taşıyan vücudu mikroplara karşı koruyarak, büyümede çok önemli bir görev üstlenmektedir.
Neden Pınar Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra bağışıklık sistemlerini güçlendirecek besin ihtiyaçlarının önemli bir kısmını sütten alabilir. Çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişiminin ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi için ona süt içirebilirsiniz.
1 yaşından büyük çocuklarınızın fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişimini ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini desteklemek için, saf süte prebiyotik lifler, vitamin ve mineraller ilave edilerek geliştirilen Pınar Çocuk Devam Sütünü güvenle içirebilirsiniz. Pınar Çocuk Devam Sütleri B12, Çinko ve Kalsiyum kaynağıdır.
Altı aydan büyük bebeklerinize ise onların 6-12 aylık dönemlerinde ihtiyaçları olan vitaminlerive mineralleri karşılayacak şekilde geliştirilmiş Pınar İlk Adım Devam Sütü’nü verebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

07 Ocak 2017

Özet denmeyecek bir özetle 2015 ve 2016

Nereden başlasam, nasıl anlatsam bilmiyorum. O kadar uzun zaman oldu ki yazmayalı, egzantrik hikayemin neresinde kaldık hatırlamıyorum. Arada bir "Selo bloga dön, Selo yazılarını bekliyoruz, Selo neden yazmıyorsun?" şeklindeki sitem ve beklenti içeren mesajlara sus payı olarak bir şeyler karaladıysam da hiç içimden gelerek değildi. Blog yazmak için her şeyden önce istek lazım. O istek bende tükeneliyse çok oldu. Buralara yabancı gibi hissediyorum.

2015 yılıyla beraber hayatım içinden çıkamayacağım bir şekilde karıştı. Önce sağlık problemlerim nedeniyle yedi buçuk yıl çalıştığım ve herkesin benim oradan emekli olmamı beklediği işimi kaybettim. Oradan ayrılınca başka bir işe girdim, o işimden ise babamın rahatsızlığını öğrenince ziyaretine gitmem kriz konusu olup patronla Allah ne verdiyse tartışınca kovuldum. Zaten benim işten kovulmamın 4. günü, teşhisin koyulmasının 10. gününde de babamı kaybettik. İşte nolduysa ondan sonra oldu ve ben bir daha götü toplayamadım çok afedersiniz. Beni uzun zamandır okuyanlar bilir minnoş bir evim vardı, yalnız yaşıyordum. Babamın vefatından sonra annem yalnız kaldı. E ben de yalnızdım. Ailenin evlen-e-meyen tek çocuğu olarak annemle yaşamak görevi bana düşüyordu ve konu bir şekilde dönüp dolaşıp annemle birlikte yaşamaya geliyordu her seferinde. Ben yalnız yaşamaya ve kendi düzenine alışmış biri olarak tekrar birleşmeye pek sıcak bakmıyordum işin doğrusu. 

O dönem deli büyük bir boşluktaydım. Kendimi bildim bileli çalışıyordum ve en iyi bildiğim şey eşşek gibi çalışmaktı. Babamı kaybetmenin içimde yarattığı boşluğu kelimelerle ifade etmem imkansız. Şu satırları yazarken gözlerimden şapur şupur yaşlar akıyor ve ciğerim sızım sızım sızlıyor desem inanır mısınız? O aralar biriyle tanıştım, tanışmaz olaydım. İnsanlar en büyük hatalarını boşluğa düştüklerinde yapıyorlarmış ya bu da benim hayatımın şimdiye kadarki en büyük hatasıydı.  Benim boşlukta olmamı, maddi ve manevi desteğe ihtiyacımın olmasını sonuna kadar kullandı. Ben ilişki yaşadığımı düşünüyordum ama sonrasında şöyle bir durup düşününce anladım ki büyük bir stratejinin malzemesi olmuşum haberim yok. Şöyle bir gerçek var ben bu adamı hiçbir zaman sevmedim. Ama aşkın da insana hayatında sadece bir kez verilmiş bir şans olduğunu düşündüğüm ve bu saatten sonra bir daha aşık olabileceğime zerre inanmadığım için arayış içinde olmak yerine kızım Selo salak olma, yaşın geçiyor, bak adam seni köpek gibi seviyor, bu adamdan sana iyi koca, çocuklarına da iyi baba olur deyip kendimi onu sevmeye zorladım zorlayabildiğim kadar. İyi bok yedim. Hiçbir zaman alenen konuşmadıysak da bir şekilde nasıl olduğunu anlamadan evlenme fikrinin ve o sürecin içinde buldum kendimi. Bu arada onunla yeni görüşmeye başladığımız dönemde yeni bir işe başlamıştım ama o işten de iş hayatımda hiç yaşamadığım tatsız şeyler yaşadığım için biraz da hayatımdaki insanın "zaten evleneceğiz çalışmak zorunda değilsin" baskısıyla ayrıldım.

Bu arada yıl oldu 2016. Ben işsiz, ben yine bir boşlukta ama ben evlenecek diye deli gibi heyecanlı. Otuziki yıllık Bursa'lıyım Yorgancılar Çarşısı'nın yerini bilmiyorm, bu süreçte öğrendim. Bir kaptırmışım ki kendimi çeyiz alışverişine sormayın gitsin. Ekmek kızartma makinem illaki de fuşya pembe olacak diye birkaç hafta sapık gibi onlarca mağaza çalışanını taciz etmiş, internet sitelerine "stoğa girince haber ver" kısımlarına mail adresimi bırakmaktan devreleri yakmış olabilirim. Yemek takımım 82 parça mı olsun, kemik porselen mi olsun, yaldızı platin mi gold mu olsun gibi şu an size gereksiz gelebilecek, ama o psikolojiyle dünyanın en önemli şeyiymiş gibi görünen detaylarda boğuluyordum. Çeyiz alışverişi elimde koca bir listeye tik atmakla yorucu bir şekilde devam ederken bir yandan gelinlik modeli bakıyordum. Tam bir tane beğeniyordum "bu ya kesin bu" diyordum, hop vitrinin birinde başka bir şey görüyordum aklım onda kalıyordu. Duvaklı mı olsun, şapkalı mı olsun, prenses mi olsun balık mı olsun? Yani bıraksalar düğünümde kırk beş farklı gelinlik giyebilirdim o derece. İlk evliliğimde hiçbir şeyim istediğim gibi olmadığı için istiyordum ki her şey bu sefer istediğim gibi olsun. İnsanlar "aaa bak onca yıl durdu ama sonunda turnayı gözünden vurdu" desinler istiyordum. Kınam, düğünüm, balayım, bekarlığa veda partim her bir şeyim olsun istiyordum. İstiyordum istemesine de benimle evlenme hazırlığı yapan, benim erkeklere karşı ördüğüm duvarlarımı indirip beni tekrar evlenme fikrine alıştıran bu adam zaten evliymiş onu bilmiyordum! Şaşırdınız değil mi? Ben de şaşırmıştım. Sakin olun, bir süre sonra alışıyorsunuz.

Ocak ayının ortasında bu gerçekle yıkıldım. Yıkılmak ki öyle böyle değil. Ne kadar yükseğe çıkarsan düştüğünde o kadar çok acıyorsun ya, heh işte benimki de öyleydi. Yani adamın yalancının teki oluşuna mı yanayım, evli olduğunu uzun bir süre inkar etmesine mi, boşandım ben ekranları güncellenmemiştir deyip boku Nüfus Müdürlüğü'ne atmasına mı, sonrasında boşandım, boşanacağım vaatleriyle benim peşimi bırakmayıp aylarca takip etmesine/ettirmesine mi? Hangi birine? Ayy neyse ki bitti. Bitti bitmesine de bu ilişki biterken benim gelin olma hevesimi, Malta hayallerimi, gelecek planlarımı, umutlarımı, evimi, işimi, düzenimi, kendime olan güvenimi de beraberinde götürdü. Artık bir işim de yoktu, bir ilişkim de. Tası tarağı toplayıp, her köşesini zevkle dayayıp döşediğim o minnoş evimi bırakarak annemin yanına taşındım. Çünkü başka çarem yoktu.

Bunca kötü şeyin arasında güzel şeyler de olmuyor değildi. Geçen yıl mezun olmayı beklerken babamın vefatından bir hafta sonraki finallerde hiçbir şey yapamayıp ortalamadan sınıfta kalmıştım ama bu yıl yaşadığım tüm travmalara rağmen sınavlarımı verip mezun oldum. Hee gerçi bir Allah'ın kulu, aferin kız Selo gel lan sana bi bira ısmarlayayım da mezuniyetini kutlayayım demedi ama olsun. Keser döner sap döner! İnsan mezun olup diplomayı alınca havai fişekler, konfettili şampanyalı kutlamalar falan bekliyor tabii. Bense Açıköğretim Bürosu'ndan çıkışta kendime fırından yeni çıkmış simitle karper peynir ısmarlayıp kendi kendime kutladım. Annemden isteyenin bir yüzü kara vermeyenin iki yüzü diyerek her fırsatta şakayla karışık mezuniyet hediyemi istediysem de her seferinde lafı yiyip kıçımın üstüne oturdum. Neredeyse bir yıldır işsizim. Hadi belli bir süre işsizlik maaşı aldım ama kime yetecek? Evleneceğim diye yaptığım bir oda çeyiz alışverişinin taksitleri, ev kirası, faturalar, benim hastane ve tedavi masraflarımı annem ödüyorken demezler mi kızım sen belanı mı arıyorsun diye? Tamam tamam sustum. 

Dönelim Bergen moduna. Sandım ki Malta'ya gidemediğime o kadar üzülüceğim ki ince hastalığa tutulup tez zamanda öleceğim. Ölmek öyle kolay mı be?! Başıma öyle işler açıldı ki ölmekten beter oldum. Malta'yı da, hazır kalan valizleri de, kapı gibi vizeyi de unuttum. Bu dönemde hipotiroidi-haşimato hastalığı çıktı bende. He valla bir bu eksikti. Ulan bu doktorlar da her şeyi strese bağlıyor. TSH'ın, Serbest T3'ün T4'ün stresle ne ilgisi var dedim, varmış lan. Stres en önemli sebebiymiş hatta. Benim daha iki ay öncesinde diyetisyene başlarken gayet yerli yerinde olan bu değerlerim aşırı strese bağlı almış başını gitmiş. Dolar gibi yükselmiş anasını satayım.

İlişkiydi, ayrılıktı, sınavlardı, vizeydi, okul parasıydı, ay okul parasını ödedi mi, ödeyecek mi, Malta'ydı, valizdi, sağlık problemleriydi derken Temmuz oluverdi. Yaşadığım tüm kötü olayları geride bırakıp yeniden başlamak için ayağa kalktım. İş buldum. Hiç bilmediğim bir sektöre asistan pozisyonunda işe başladım. Ben yeniden toparlanmanın mutluluğuyla işe gidip gelirken patronum "bu kız pasif, iş yapmaz bu" dediği için beni işe girişimin 9. günü işten çıkarttılar. Pasif olmak ve ben? Yani gözünün üstünde kaşın var dese anlarım, kıl olmuş derim güler geçerim de pasif olmak nedir? 9 günde nasıl anladın be adam pasif olduğumu? Ulan cenabet de gezinmiyorum, karıncayı da incitmem, kimseye kasten kötülük de etmem, tuvalette şarkı da söylemem, geceleri pis yerlere de basmam, nedir ulan bu başımdaki uğursuzluk? 

Yeniden iş aramaya başladım bu kez darbenin bok ettiği piyasalarda iş bulmak samanlıkta iğne aramak gibi bir şey oldu. Yok yok yok. İş yok! Sosyal medya bağımlısı ben instagram yerine kariyer sitelerine girer, her gördüğü tanıdığının eline çıktı aldığı özgeçmişini tutuşturan biri oldum ama yok arkadaş yok. İş yok! Bir ara iş iştir asla gocunmam böyle şeylerden Emirgan Sütiş'in bulaşıkçı ilanına bile başvurdum. İşe alsalardı bulaşık önlüğü ve eldivenimle poz verip "Uluslararası İlişkiler Mezunu Bulaşıkçı" yazıp şanssızlığımla dalga geçip memleketteki binlerce üniversite mezunu işsiz insanın sesi olacaktım ama iş görüşmesine bile çağırmadılar. Halbukisi hamarattım, bulaşık yıkamayı da severdim ama olmadı. 

İşsiz olmanın maddi boyutu kadar bir de psikolojik boyutu var. Arkadaşların birkaç zaman önce sizle planladıkları hafta sonu tatiline gidiyorlar ama haber bile vermiyorlar, konserlere gidiyorlar, havuza gidiyorlar, eğlenmeye gidiyorlar ama sen işsizsin ve paran yok diye seni çağırmıyorlar mesela. Bu koyuyor insana. Sonra Çalışırken herkesin doğum günüydü, hastalığıydı, doğumuydu, zartıydı zurtuydu çiçeği gönderip Çiçek Sepeti'ni kalkındırmış olan ben işsiz kaldığım bu yıl o çiçek gönderdiğim canım dediğim arkadaşlarımdan bırakın çiçeği doğum günü mesajı bile almadım mesela! Kimisi anne olmayı öne sürdü, kimisi evlenmeyi kimisi başka bir şeyi. Haa dedim, demek ki her şey karşılıklıymış, demek ki ben yaptıkça oluyormuş bazı jestler ve arkadaş bildiklerim üzgünüm ama arkadaş değillermiş. İnsan yaşadıklarına üzülmüyor da bu durumlara üzülüyor be! Bir de işsizlik maaşı aldığım dönemde yaptığım hafta sonu kaçamaklarına "Ooo Selo, biz çalışalım sen gez" diyerek fesatlığın master degree'sini yapanlar var. Ulan işsizim, iş bulamıyorum. İnşaat tepesine çıkıp intihar mı edeyim? Kendimi mi keseyim jiletle, bir avuç hap içip sonsuzluğa mı göçeyim içimdeki acıyla ha nedir senin derdin? Şurda aldığım birkaç ay topu topu üç kuruş işsizlik maaşı, psikolojim sikilmiş, müsaade et de gezeyim kafa dağıtayım, yok! Madalyonun görünen yüzünde Selo dünya sikime minare götüme yaşıyor ya sanki her şey de göründüğü gibi!

Evde olmak zaten bence en büyük lanet. Kimse ev kadınlarına sakın ha "ne iş yapıyorsunuz ki?" demesin, ağzınıza kürekle vururum söyliyim. Ev işi ne nankör işmiş arkadaş. Sil süpür, yıka yerleştir ertesi gün aynı. Yap yap bitmiyor. Para veren yok. Her şey para mı? diyen akıl hocaları oldu. Ulan dışarı çıkıp yürüyüş yapayım diyorsun hava sıcak susuyorsun, yarım litre su 1 lira. Çok bunaldım çıkıp bir hava alayım diyorsun, canın dondurma çekiyor, o parayla dondurma mı alayım, dolmuş parayı yapıp eve geri mi döneyim hesabı yapıyorsun. Mağaza vitrininde güzel bir etek görüyorsun hemen aklına evde onu kombinleyeceğin tişörtler ve ayakkabılar geliyor, sonra da hiç paran olmadığı ve kredi kartınla alırsan o kartı ödeyemeyeceğin geliyor aklına, vitrine okkalı bi tükürüp uzaklaşıyorsun. Manikürün, pedikürün, ağdan, kaşın, bıyığın, dip boyan artık ihtiyaç olmaktan çıkıp birer lüks haline geliyor. Çünkü işsizsen paçoz olmak zorundasın. Hobilerimle uğraşayım diyorsun ulan işsizsin sen, hobi senin neyine? Puzzle alsan masraf, bitiriyorsun çerçeveciye götürüyorsun masraf. Belediye'nin açtığı birkaç kursa katılayım dedim, gidiş-geliş yol parasını hesap edip alınacak malzeme listesini görünce kayıt olmaktan vazgeçip hızla koşarak uzaklaştım. Bu dönemde harçlığım çıksın diye birkaç defa ev temizliğine gittim ama az zamanda çok ve büyük işler başarmamı bekleyen evin titiz geçinen pasaklı hanımı yüzünden gündelikçi kariyerimden de soğudum. Sen devir kıçını yat, koca bir ay bok içinde yaşa, Selo gelsin altı saatte pırıl pırıl yapsın. Oldu gazoz. 

Arada bir şansım bana göz kırpıyor dedim, iş görüşmelerine gittim falan götü boklu, frenchli tırnakları ve böbreğimi satsam alamayacağım beş taş pırlantası olan patron karıları "bir yıldır işsizsin, işe yarayan bir eleman olsan işsiz kalmazdın" muamelesi yapmazlar mı! İşsiz kalan Selo cinnet geçirip iş görüşmesinde patronun karısının yüzüne kezzap attı diye haber olabilirdim. İk'cılarsa son aldığım maaşın yarısından yüz yüz lira fazla maaş teklif ediyorlar falan. İş görüşmelerine giderken harcadığım yol paralarını, "biz size haber veririz" klişelerini saymıyorım bile.

Doktorum psikolojik destek almamı önerene kadar arada bir arabeske bağlasam da yine her şeye gülüp geçerek makara muhabbet yaşadım bir şekilde. Gittiğim psikiyatrist "Majör depresyon" dedi. Oh shit! Ben öyle psikiyatriden, psikolojiden falan çok anlayan biri değilim ama lisedeki iktisat dersinden biliyorum majör büyük bir şey, önemli yani. Minör küçük majör büyük. Hassiktir lan dedim yoksa kafayı mı yedim? Baktım ki benim durum vahim, e bunca şey yaşadıktan sonra psikolojiyi bozmam normal ama kendim için n'apabilirim diye bir düşündüm? Hastaneye yatıp her gün bir avuç uyuşturucu ilaç almak, malak gibi uyumak ve her şeyi unutmak kolaydı. Zor olansa hayatım boyunca yaşadığım her kötü şeyi kendime olan güvenim ve gücümle aşabilmişken bu kez pes etmiş olmaktı. Pes etmek mi? Eder miyim bee! Tabiiki etmedim. Sizin Selo'nuz pes etmez. Hastaneye yatmayacağımı anlayan doktor ilaç tedavisine getirdi lafı, zaten hipotiroidi yüzünden diyetle verdiğim bütün kiloları ışık hızıyla almışken bir de antidepresan içip birkaç yıl sonra "Selo üç yıldır oturduğu yerde yaşıyor, çünkü o 200 kilo" haberlerine konu olmak istemedim. Ama düşüncelerden uzaklaşmam, biraz sosyalleşmem, evden çıkmam ve bir şeylerle meşgul olup kafamı dağıtmam da gerekiyordu; spora yazıldım ve kendime ekvatoru birkaç tur dolanabilecek kadar çokça yün iplik alıp kendimi örgüye verdim. Şimdilerde tek aktivitem spor yapmak ve örgü örmek. Ha bir de, tam da şu anda sıçılmış hayatımın üzerine bağdaş kurup  -onlar kendilerini biliyor-  beni seven, hayatımda olup bitenleri merak eden siz minnoş takipçilerimi kırmamak adına bu yazıyı yazıyorum. Neredeyse iki yıldır blog yazmamış olmanın bana verdiği yetkiye dayanarak yazdıkça yazdım. Kısa kesmedim. İmla kurallarına, noktalama işaretlerine uymadım. İçimden geldiği gibi yazdım. İyi de yaptım bence ohh!!!

İlk fırsatta minnoş beremin yazısını da paylaşacağım. Bu yazı bu tür bunalımımsı yazıların sonuncusu olsun diliyorum. Sorusu olan?

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

Supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top