28 Ocak 2015

İtalya Yolculuğum

Takvimler 11 Ekim'i gösterdiğinde ben tavan yapan heyecanım ve 20 kiloyu aşmaması için özel bir çaba gösterdiğim çingiş pembe valizimle düştüm yollara. Cuma gecesi 02:00'yi geçiyordu yattığımda, sabah 05:30'da annemin telefonuyla uyandım. Gece geç yatacağımı bildiğim için tüm haftanın yorgunluğuyla uyuyakalırım diye o kadar paniktim ki anneme sürekli "anne ya uyuyakalırsak? uçağı kaçırırsam, ay her şey mahvolur" diye en az kırk kere söylenince beni uyandırma görevi seve seve anneme düştü. Yıllardır tatile giderim, bir Allah'ın kulu ne otogara götürür, ne karşılar. İş yurt dışına gidince değişti. Annem tutturdu mu illa seni ben bırakacağım terminale diye. "Anne ya ne gerek var sabah karga bokunu yemeden uyanacaksın, ben atlar taksiye giderim" dedim, "hayır efendim itiraz istemem" dedi ve beni terminale götürdü askere uğurlar gibi.

Bursa - İstanbul aktarmasını Pegasus'a bağlı çalışan Akmis Seyahat ile yaptım. Otobüs firmalarının da havalimanı servisleri var tabii ama hava yağışlı olur, in bin, o koca valizle oradan oraya sürün falan hiç bana göre değil doğrusu. Parası neyse verdim hanımlar gibi gittim. Otobüste yanıma 40 yılı geçiktir Almanya'da yaşayan bir teyze oturdu. Epey sohbet ettik. Kendisinin yıllardır uçmasına rağmen çok panik olması beni, benim de ilk kez uçacak olmama rağmen fazla rahat olmam onu şaşırttı diyebilirim. Havalimanına girdiğimde, ilk kez havalimanına giren ve ne yapacağını bilmeyen biri olarak kendimden önceki insanları izledim, ve toplamda 30 dakika gibi bir sürede pasaport kontrolünden geçmiş bir halde free shopta buldum kendimi. Sonraki adım ise yayınlanmadan tatile çıkılamayan Starbucks bardaklı, pasaportlu instagram fotoğrafını yayınlayıp uçağı beklemek üzere çıkış kapısına gitmek oldu.



Check-inimi yaparken görevli arkadaşa özellikle "ilk uçuşum, mümkünse cam kenarı" dememe rağmen o bomboş uçakta biletimi taşak geçer gibi koridora veren Pegasus çalışanı bağyan arkadaşın orgazm sorunu olduğunu düşünüyorum.

Bol karamelli kahvemi içip uçağa bineceğim çıkış kapısına gittim. Uçak rötar yapmadı. Kalkış saatine kadar onlarca uçağın havalanışını izledim. Bu uçak olayı gerçekten harika bir şey diye iç geçirmeyi de ihmal etmedim. Sevenlerimden son "iyi yolculuklar, iyi tatiller" dileklerini aldıktan sonra çocukluğumdan beri hep filmlerde gördüğüm o tünellerden geçerek uçağa bindim. Buradan uçağın girişinde bizi karşılayan dudağına bordo ruj süren beyaz tenli, kestane rengi saçlı hostes arkadaşa seslenmek istiyorum, rujunu acilen değiştirmelisin, zira Twilight filminden fırlamış vampir gibi görünüyordun.

Tüm yolcular yerini alınca uçak pistte yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Ben koridor tarafında otururken -ilk uçuş ya, merak işte- kalkışı görebilmek için sağ yan tarafa doğru bakmaya çalışınca yanımdaki Alman kokona beni kocasını dikizliyorum zannetmiş olacak ki adama koala gibi sarıldı. Sevgi yumağı olan orta yaşlı çiftimiz kalkışı izlememe engel oldular. Bir bok göremeden havalandık. Neyse ki kalkıştan sonra arka boş koltuklara geçtiler de ben de koltuğa yayılmak süretiyle gökyüzünün tadını çıkarmaya, gittikçe küçülen evleri, arabaları, gemileri, pamuk tarlası gibi gözüken bulutları izlemeye koyuldum.

Camdan görüp görülebilecek tek şey bulutlar olunca koltuğa yayılıp müzik dinlemeye devam ettim. Saraybosna'ya kadar uyanıktım. Bir ara uzandığım koltukta uykusuzluğa direnemeyip sızmış olacağım ki gözlerimi açtığımda Bolonya tepelerindeydik.

Bir 5-10 dakikaya kalmadı iniş yaptık zaten. Sonra yurt dışına çıkışlarda epeyce sorun yaşayan insanların hikayelerini dinledikten ve Cem Yılmaz'ın Fundamentals'ini izledikten sonra heyecanımın tavan yaptığı pasaport kontrolünden geçtim. İtalyan erkeklerine olan hayranlığın daha pasaport kontrolünde boşa olmadığını tecrübe etmiş bulunuyorum canımslar. Dar kesim üniformasının içinde fit haliyle, o aklımı başımdan alan kokusu, uzun kirpikleri ve etli dudaklarıyla hayran olduğum ilk erkek pasaport kontrolündeki polis memuru oldu. Adama bakarak ne kadar iç geçirdiğimi anlatmıyorum bile. Kontroldeyken pasaportta, vizede bir sorun çıksa da polis memuru beni ifademi almak için odaya alsa keşke diye geçirdim içimden. Ama kendisi pasaportu kaşeleyip beni postalamayı tercih etti. Yurt dışında tuvaletlerde tahret musluğu olmadığını duymuştum ama bu detayı unutmuş olacağım ki valizimi beklerken girdiğim tuvalette tahret musluğu olmadığını görünce hemen sağ tarafımda beliren "sıçtın kızım Selo" konuşma bulutuyla karşı karşıya buldum kendimi. Valizimi alıp beni kapının ardında karşılamaya gelen arkadaşım Nigar ve eşi Lorenzo'yla buluşacağım kısma doğru ilerledim. İtalya'da ilk günüm ve tatile dair her şey sonraki yazılarda. Amacım sizi merakta bırakmak değil, ben kısa kesmeyi beceremiyorum, e anlatacak çok şey var ve uzun uzun yazacak vaktim yok. Okumak için takipte kalın. Selo kişisi topuklar :)

Follow Me on

3 kişi "açılın ben doktorum" demiş :

  1. Offf çok özendim be :) Ben de istiyorum yurt dışı seyahati :) merakla bekliyorum maceraları

    YanıtlaSil
  2. Kapsaydın ya bir italyan erkeği...:)
    merakla bekliyoruz maceralarının devamını...

    YanıtlaSil
  3. martta ben de italyaya gidiyorum.
    ama ne yazık ki evli olarak :S

    YanıtlaSil

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top