31 Mart 2014

Evidea Alışverişim



Her zamankinden daha boktan bi Pazartesi gününden herkese selamlar blog!

Size geçtiğimiz günlerde internetten yaptığım bir alışverişten bahsetmek istiyorum. Evidea.com geçtiğimiz aylarda bir arkadaşıma baykuşlu runner ararken keşfedip üye olduğum bir site. Geçtiğimiz günlerde bir blogger arkadaşımın siteyle başlatmış olduğu bir kampanya da bende biraz daha güven oluşturdu ve ilk alışverişimi mail kutuma gelen "bugüne özel kargo bedava" fırsatıyla geçen hafta yaptım. Salonum için uzun zamandır orta sehpa arıyordum. Aslında TV ünitem Ikea'nın LACK & EXPEDIT serisinden oluşuyordu ancak o serinin orta sehpası salonum için epey büyük kalınca ve ben daha minimalist bir şey için arayışa devam etmeye karar verdim. Sonra runnerı aradığım dönemde sitede bu sehpayı görüp beğendim. Baktım indirime girmiş, bir de kargo bedavaydı düşünmeden aldım. Alışverişi 25.03.2014'de banka havalesi seçeneğiyle yaptım. Ödeme teyidi mailim bir sonraki gün geldi. Sitede gönderim süreciyle ilgili "

Gönderim Süreci

Siparişlerin gönderim süreci, ödeme kontrollerinin tamamlanmasından sonra başlar.
Bu ürün kargoya 7 iş günü içinde teslim edilmektedir.





açıklaması vardı ve ben de -kargo firmasına teslim edildiğinde bilgi maili geleceğini düşünerek- takvimimden ürünün geleceği tarih aralığı olan 27 Mart- 4 Nisan'ı işaretledim. Ve şirketimiz Serbest Bölge'de olduğundan ve Serbest Bölge'ye kargo paketi teslimatı kanunen yasak olduğu için annemlerin adresini verdim, kargonun geleceği gün bilgisi de nasılsa maille gelecek ya, babam da nasılsa çoğunlukla evde oluyor, teslim alır diye.

Cuma günü öğleye doğru telefonum çaldı arayan Aras Kargo'ydu. Selma Hanım Evidea'dan paket getirdim ancak verdiğiniz adreste kimse çıkmıyor diye. Ben kaldım, nasıl yani? diyebildim sadece. Ama bana maille kargo bilgisi gelmedi ki daha, nasıl oldu bu anlamadım diyerek. İşin aksi tarafı babam o gün maaşını çekmek için bankaya gitmiş ve evde yokmuş. Bir de koca paket yani, ay ben onu nasıl gidip kargo şubesinden alacağım diye epey bi stres yaptım neyse ki alt sokakta oturan ablam geldi aklıma kuryeyi güç bela ikna ederek ablama yönlendirdim. Adam diyorum ki hemen sağdan aşağı ineceksiniz sokağın sonundaki bina, kapının önüne çıkacaklar şimdi teslim almak için, yok soyadı tutmazsa vermem diyor, yok ben hiçbir yere hareket etmem o buraya gelsin diyor, diyor da diyor yani. Neyse bir şekilde ablam kargoyu aldı ama ben işyerinde gerim gerim gerildim! Girdim Evidea'nın sitesine, hani olur da mail gönderilmiştir de bana gelmemiştir diye yok efendim keşke yanılan ben olsaydım ama sipariş ekranında hâlâ "Sipariş Hazırlanıyor" bilgisi vardı. Dahası bugün, 14:54 itibariyle siteye girdiğimde ekrandaki bilgi hâlâ aynı: "Sipariş Hazırlanıyor" diyor.

Yahu sipariş bana teslim edildi, montajı yapıldı kullanılmaya bile başlandı. Cumartesi günü akşamüstü siteden ürününüz kargoya teslim edilmiştir diye bir bilgi geldi, ben de paket dün öğle saatlerinde teslim edildi, bilgilendirme konusunda sınıfta kaldınız dedim. Siteden "Yaşanan gecikme için anlayışınızı rica eder, iyi günler dileriz" şeklinde bir tatmin edicilikten çok uzak bir e-mail geldi. Mobil durumda olduğumdan ve o gün telefonuma gelen Android Kit Kat güncellemesinin çıkardığı sorun yüzünden Gmailim komple gitmeseydi o maili de capsleyip koyacaktım. En azından bilgi mailini atan müşteri temsilcisine mesajımın ulaştığını düşünüyorum. Tabii müşteri memnuniyeti umurlarındaysa!

Dün sandığa gidip oyumu kullandıktan sonra ablamlardan paketimi alıp montajını yaptım sehpanın. Fotoğraflayıp artısıyla, eksisiyle bu alışverişi şu kargo sıkıntısı yüzünden mutlaka yazmaya karar verdim ki Facebook'ta paylaşımım üzerine bir arkadaşımın daha önce bu siteden yaptığı alışveriş ve teslimatta yaşadığı sorunlarla ilgili bir mesaj aldım;

Ve bir başka arkadaşımın siteyle ilgili olumsuz duyumlarından duyduğu bir endişeye dair yorum.



7 yıldır ithalat-ihracat operasyon yöneticiliği yapıyorum. Nakliye bu işin en önemli kısmı. İşim gereği iletişime ve in time bilgilendirmeye azami önem gösteririm. Çünkü şayet bir problem bir aksaklık varsa bile -ki iş olan yerde problemlerin olması kadar doğal bir şey yok- buna zamanında müdahale etmek kalite yönetim sisteminin, müşteri memnuniyetinin, işe duyulan saygının bir gereğidir. Zamanında bilgilendirme daima çözüm odaklı bir yaklaşımdır. İnternetten alışverişin en önemli kısmı da satış sonrası hizmetlerdir bana göre. Yani sen siteye güvenip alışverişini yapmış, paranı ödemişsen karşılığında hizmet beklersin, bu senin hakkındır.

İnternetten alışveriş günümüzde çok yaygınlaşan bir şey ancak alışveriş yapmadan önce mutlaka şikayet sitelerinde siteyle ilgili yorumları dikkate alıp buna göre alışveriş yapmak gerekiyor. Evidea'yla ilgili internette yüzlerce benzer şikayete ulaşabilirsiniz. Ben, kargosu teslim edilmiş biri olarak kendimi çok şanslı hissettim doğrusu. Benim şikayetleri okumadan yaptığım bu Evidea alışverişi ilk ve sondu. Kayıtta mısınız sayın kameraman? Söyleyin onlara Evidea benim için sınıfta kalmıştır, daha da alışveriş yapmam!

Follow Me on

27 Mart 2014

Hello Ashburn!

Zaman zaman, yazı yazmanın dışında da bloguma girip n' var n' yok bi bakıp çıktığım oluyor tabii. O an ilk baktığım şey blogumdaki online kişi sayısı oluyor. Günde ortalama 400 tıklanma alıyorum, ayda 12000 eder, eh buna şükür, Allah olmayanlara da versin. Az önce de yine böyle bir kolaçan edeyim diye bloguma girdiğimde baktım 3 kişi varmış o an beni dolaşmaya gelen. Biri ben, biri İstanbul'dan ve biri de Ashburn'den.

Buradan Ashburn'a sesleniyorum;

Beni Ashburn'den takip eden pek sevgili folovırım, Türk müsün? Türkçe biliyor musun? Bi arkadaşa bakıp da çıkmak için mi geldin? Yanlışlıkla mı düştün buralara? Bu soruların cevapları bir yana seni daha önce de whos amung us widgetinda görmüşlüğüm var. Hay ne iyi ettin de geldin, yine gel hep gel. Ama bi selam versen, bi el sallasan bize de kim olduğunu bilsek ha? güzel olmaz mı (:

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim,
Selo kişisi.


Follow Me on

26 Mart 2014

Turuncu Kasa | Avene Termal Suyu Spreyi Alışverişim


Akne tedavisinden sonra dermatoloğumun cilt bakımım için önerdiği ilk marka Avene idi. Tedavi süresince Avene'in yağlı ve akneli ciltler için olan temizleyicisini, matlaştırıcı arındırıcı toniğini ve matlaştırıcı nemlendirici kremini memnun kalarak kullanmıştım. 

Tedavi sonrası ilk dönem cildin normale dönüş sürecinde çok önemli. Benim tedavim Mayıs ayında bitmişti ve tam da yaz mevsimine denk gelen o dönem tedaviden yeni çıkmış hassas cildimin bakımı için çok kritikti. Roaccutane & Zoretanin yüzümü bu ilaçları kullanan diğer insanlara göre daha fazla soymuştu ve bebek hassasiyetinde bir cilde sahip olmuştum. Bu görünüşte çok güzel bir şey olmakla birlikte konu korumak ve bakım yapmak olunca bir hayli titizlik ve detay gerektiren bir hal alıyor.


Tedavi öncesi karma bir cilde sahipken tedavi sonrası bebek hassasiyetinde, kuru ve yağ içeren nemlendirici ürünlere karşı alerjen bir cilde sahip oldum. Aşırı sıcak ya da soğuk hava, güneşte kalmak ve mevsim geçişlerinde kaçınılmazdır benim için cilt kaşıntıları. Hemen kızarır ve yanaklarda başlayıp tüm yüze yayılan bir kaşıntı başlar. Aynı şekilde spor ve hamam sonrası özellikle yanaklarım hemen kızarır. Tedavi sonrası Avene'in yoğun nemlendirici kremini ve özellikle güneş ışınlarına mağruz kalacağım durumlar için Avene termal su kullanmıştım eczanenin önerisiyle. Eczanede cilt bakımı uzmanı olarak çalışan arkadaşım termal suyun günlük yaşantımda kızarıklığı, kaşıntıları ve tahrişleri kolayca önleyeceğini söyleyerek ürünün tester boyunu vermişti. O gün bugündür termal su bakım ürünlerimde vazgeçilmezler arasındadır benim için. Termal su nemlendirici kremin etkisini arttırıp cildi ferahlatan, tahrişi önleyen ve cildin daha parlak daha canlı görünmesini sağlayan harika bir ürün. Ayrıca Antienflamatuar özelliği sayesinde cilt yüzeyinde bakteri oluşumunu önlüyormuş, bunu öğrendikten sonra daha da içime sinerek kullanıyorum. Günlük bakımımı yaparken yüz yıkama jeliyle yıkanmış, tonikle temizlenmiş cildime nemlendiricimi sürmeden önce Avene termal suyu sıkıyorum, bir 10-15 dakika bekledikten sonra kremimi sürüyorum. Kendi kendime keşfettiğim bir şey ki makyaj sonrası da abartmamak kaydıyla yüze püskürtünce makyaja rağmen cildi nemlendiriyor ve makyaja zarar vermiyor.

Sabah blogger anasayfada bi baktım severek takip ettiğim Su ve Makyaj blogu'nun okuyucularına özel Turuncu Kasa Avene alışverişlerinde indirim yazısı. Turuncu Kasa'yı zaten biliyorum, güvenilir, e ihtiyacım olan ürünlerde de ekstra indirim fırsatı var kaçar mı? Hemen Skype'de iş arkadaşlarıma ihtiyacınız olan bir şey var mı diye sordum ve indirim kuponu sayesinde bitmek üzere olan Avene Termal Suyu'mu ve arkadaşlarımın Avene ihtiyaçlarını sürekli kozmetik alışverişi yaptığım Turuncu kasadan + %20 indirimle toplamda %50 indirimle aldım. Şimdi severek kullandığım Avene Termal Suyu 2. indirimle yarı fiyatına almış olmanın mutluluğuyla Selo kişisi sabırsızlıkla kargosunun geleceği günü bekler ve buradan Su ve Makyaj bloguna ve Turuncu Kasa'ya bize karlı alışveriş yapmamızı sağlayan işbirlikleri için teşekkür eder.

Ciaooo!!!

Follow Me on

25 Mart 2014

Mutfak dolapları diyorum, iyi ki varlar.


"Sen daha yeni temizlik yapmamış mıydın?" dedi annem telefonun öbür ucundan bir şeyler yediğini belli eden uğultulu sesiyle."Yapmıştııım" dedim, bu kez derin temizlik yapıyorum. İyi misin dedi, "olacağım", "anne lütfen yardıma geleyim mi deme, baş edebilirim" dedim. Kapattık telefonu.

Hiçbir sebep yokken temiz dolapları baştan aşağı yeniden temizlememişse bir kadın, henüz aşık olmamış, çıkmazlara girmemiş, duygusal boşluğa düşmemiş demektir.

Açtım dolapları, başladım en tepedeki dolaplarda ne var ne yok tezgaha indirmeye -en üst dolaplara bile boyum yettiği halde sandalye tepesine çıkarak-. Ufak tefekleri doldurdum makinaya, havaleli olanları elimde yıkayıp masanın üzerine serdiğim temiz sofra bezinin üzerine kapattım. Tencereleri, tavaları, sahanları çelik parlatıcı cifle kollarım kas yapana dek ovdum, duruladım, boş bulduğum yerlere dizdim düzenli bir şekilde. İyice süzülsünler ki kurulamaya gerek kalmasın diye. Makinadakiler yıkanırken bir yandan dolapları sildim -kokusuyla bir türlü barışamadığım ahşap temizleyiciyle- bezin değmediği yer kalmazcasına, kapitoneli örtülerini yedekleriyle değiştirdim. Yahu sen yalnız yaşıyorsun, bekar evi burası, ne kapitonesi? Bir de onları yıkayıp ütülemekle mi uğraşıyorsun? Kaldır kızım Selo ne örtüsü! dedim, sonra da yıllarca düzenli olmaya zorlanmış ve artık yeterince düzenli biri olarak o örtüleri kaldırmak anneme yapacağım bir ihanet gibi geldi, vazgeçip tekrar yaydım.

Dolapları silerken bir yandan yaşanmışlıklarımı anımsadım, o an için önemsemediklerimi ya da önemsememiş gibi gözüktüklerimi, üzerinde durmadıklarımı ama hiç olmadık bir yerde olmadık bir detaydan karşıma çıkan, beni yerle bir eden yaşanmışlıklarımı. Hatırladığım insanlar oldu, hatırlamak istemediğim karelerle. Yüzünün gözümün önüne gelmesine sevindiklerim, özlediklerim, "acaba n' yapıyordur?" dediklerim oldu. "Bir hataymış, ne büyük aptalmışım" dediklerim de. Baktım makina bitirmiş yavaşça sıyrıldım düşüncelerimden açtım kapağını başladım yerleştirmeye. Bardakları ve tabakları kullanım sıklığına ve boy sırasına göre az önce ütülediğim deterjan kokulu kapitoneli örtülerin üzerine yerleştirdim özenle -parmak izi yapmamaya özen göstererek-. Kafamın içindeki binlerce düşünce bir yerlerde yığılmış, karmakarışıkken, ben kendimi bu hayatın neresine koyacağımı bilemezken, hayatımdaki birçok şey eksik ve bir türlü tamamlanamazken, hiç değilse bardaklar ve tabaklar yerli yerinde olsundu, oldular.

Takımı bozulan bardaklar battı yine gözüme, -dört tane, beş tane kalanlar-. Eskiden olsaydı gazete kağıdına sarıp doldururdum bir koliye, anneme, ablama, birine verirdim onları "takımı bozuldu bunların" diyerek. Fark ettim ki artık önemsemiyorum eksilenleri, takımı bozulanları. Kısmetten çıkan gidiyor kırılarak, ne düzenler bozuluyor şu hayatta, ne hayaller yıkılıyor. Altılı bardaklar beş olmuş, dört olmuş çok mu? Hayatımızdaki hangi şey tam tekmil ki bardaklar olsun?

Ellerimin ertesi gün acı acı domestos kokacağını bile bile yine de takmadım o eldivenleri. Durularken gıcırdatarak yıkamayı seviyorum, o ses gelmezse temizlenmemiş, arınmamış gibi geliyor, e eldivenlerle de o ses gelmiyor malum. Bir de özürlü gibi oluyorum eldivenle iş yaparken. Yok yok eldivenle iş yapmak bana göre değil arkadaş, varsın bozulsun kendi yaptığım manikürü tırnağımın. O kadar kibar olsaydım elimi suya deterjana değdirmezdim, kadın tutardım vesselam. Ama o dolapları mutlaka yine kendim temizlerdim; çünkü dolap işi ince iş, dolap işi arınma işi, dolap işi hayatındaki en büyük derdi temizliğini bir an önce bitirip yevmiyesini alıp eve gitmek olan gündelikçi kadının işi değil.

Annem bilir. Annem, beni iyi bilir. Ben her hafta düzenli ev temizliği yapan biriyim. Haftayı geçirirsem en fazla on günde bir, on bir olmaz. Bir de titizimdir, dağıtmam ortalığı. Islak ellerimle mutfak dolaplarının kulplarını tutmam mesela, buzdolabını açmam. Elimden mutfak havlusu düşmez, iki bardak yıkasam hemen elimi kurularım, bir dakika sonra yeniden suyla iş yapacağımı bile bile. Her bulaşıktan sonra kirlenmiş olsun, olmasın ocağı silerim, tencerelerimi ciflerim, öyle kaldırırım dolaba. E hal böyle olunca da düzenlidir her şeyim, kolay kolay kirlenmez evim. Ama ben çamaşır suyu lekeli meşhur ev pijamamı giyip, mutfak önlüğümü boynuma, rahmetlik anneannemin meşhur mekik oyalı kırmızı tülbentini de başıma taktıysam, aldıysam elime bezi, Allah ne verdiyse çıkardıysam ortaya domestosu, cifi, porçözü, indirdiysem tüm mutfak dolaplarını yere annem bilir ki çıkmazdadır Selo kişisi. Oturup sakin kafayla düşünmek, ordan alıp oraya koymak, olmayanı oldurmak, dolmayanı doldurmak, dolanı taşırmak yerine düşünmezmiş gibi yapıp -aslında tüm çabası her şeyi, herkesi, duygularını, düşüncelerini yerli yerine koymakken- kendini kandırıp temizlik yapmakmış gibi davranmak konusunda en büyük yardımcıdır dolaplar; mutfak dolapları.

Beni bir günde lise yıllarıma o gerçek aşkların yaşandığı yıllara götüren Muro meselesi sizlerle coşkuyla paylaşmamdan bir hafta sonra bitti. Mutluydum, uzun zamandır hiç olmadığım kadar iyi hissediyordum. Muro bana duygularını açtıktan sonraki o görüşmemiz asla öncekiler gibi değildi. On beş yıllık arkadaşım değildi o adam, ama sevgilim de değildi. Ne elele tutuştuk, ne öpüştük, ne de duygusal kategoriden bir şeyler söyledik birbirimize. Gündelik, tek düze şeyler konuştuk ve öyle öldürdük -normalde birlikteyken su gibi akıp giden ama o gün geçmek bilmeyen- zamanı. Son görüşmemizin ertesi günü iş için tekrar İstanbul'a gitti Muro ne zaman döneceği belirsiz bir süre için. Zaten Allah biliyor ya bir mide bulandırmıştı bu İstanbul mevzusu hafiften, ona da biraz tatlı sert sitem etmiştim. Zaman ver demişti. Zaman vermesine verilirdi de ne kadar bekleyebilirdi ki bir insan neyi niçin beklediğini bilmeyerek? İlgisiz yaşayamayan biri olarak ben onun belirsiz yeni işine, düzensizliğine ayak uyduramazdım. Onunla evlenebilmemiz için arkadaşlık boyutunu aşmamız gerekiyordu, sevgili olabilmemiz içinse daha çok vakit geçirmemiz. Ama o Pazar da dahil gece yarılarına kadar çalışıyordu ve bunun ne kadar süreceğine dair en ufak bir fikri yoktu. Bense Cuma mesai bitti mi sevgilimle planlar yapmak isteyecektim, gerçekleşmediğinde bir idare edecektim, iki edecektim üçüncüsünde açacaktım çenemi, tadımız kaçacaktı. Böyle böyle arkadaşlığımızdan da olacaktık. Arkadaşlığımız bitmesin hiç değilse dedim. O da düşünüp kafa yormuş olacak ki birkaç gün sonra "bir gün ben bu kaybettiklerime çok yanacağım ama iş işten geçmiş olacak" dedi, ama yine de tercihi ben olmadım işine aşık Muro kişisinin. "Kızma bana Selo" dedi, ben de "sen de bana kızma Muro" dedim. O işini tercih etti, ben de dişimle tırnağımla bir düzene soktuğum hayatımı. Kendimizce risk almadık, alamadık. "Ama her zaman her şey için seni arayabilirim, sen karamelli kahveni, ben espressomu içerken yine hayatın o siktiribokan şeyleri hakkında saçmalayabiliriz di mi?" dedi. "Elbette oğlum sonsuza dek arkadaşız", dedim. O gün bugündür ki bir çıtırtı bile yok Muro'dan. Bir yanım doğru olan bu derken bir yanım acıdı, içim koparcasına ağladım o gece. Ertesi gün uyanıp işe gidebilmem mucize.

Bu olayın birkaç gün sonrasında ben daha bu durumu tam olarak atlatamamışken mahkememizden bu yana -yani 7 yıldır- hiç görmediğim eski kocam olacak herifle dolmuş durağında burun buruna geldik. Öyle bir durum oldu ki ben basireti bağlanmış halde o dolmuşa binmek zorunda kaldım. Aynı dolmuşta ve yan yana yaklaşık bir 4-5 dakika gittik herifle. Cüzdanı açıp dolmuş ücretini şoföre nasıl uzattım, ineceğim yeri nasıl söyledim bilmiyorum. Tek bildiğim o yol bitmek bilmedi, ben yer yarılsa da yerin içine girsem diye dua ettim içimden inene kadar.

Dolaplar bitti, fayansları sildim lavanta kokulu yüzey temizleyiciyle, tezgah mermerini domestosla ovdum sanki daha dün akşam silmemişim gibi. Tüm bunları, içimi acıtan bu olayları sindirebilmek için itinayla yapıyordum. Dolaplar parladı, yeni gibi oldu. Şöyle bir baktım silinecek bir yer kalmadığına ikna olduğumda çektim modern mutfak dolaplarıma tezat ahşap oyma sandalyeyi oturdum, masaya yasladım başımı ağladım, ağladım. Sızmışım. Orada ne kadar öylece uyumuşum bilmiyorum zilin çalışına uyandım, gelen tahmin edeceğiniz üzere annemdi.

Kendimde, olanları bir de ona anlatacak gücü bulamadığımdan elini tutup yatmak istedim sadece, uyuduk. Annem, dolap terapisinin üzerine en ihtiyaç duyulan şeydi her zaman. Tıpkı antibiyotikle birlikte alınan vitamin gibi. O gün, uzunca bir süre o dolapları bir daha temizlemek istemediğimi fark ettim, yıprandığımı, yorulduğumu.

Bugün, ellerim hâlâ acı acı domestos kokuyor.

Follow Me on

21 Mart 2014

Ve diktatör başbakan Twitter'ı kapatır...

Ama unuttuğu bir şey var ki bu ülkenin % 50'si hâlâ zeki.



Ve netten tepkiler :)




An itibariyle Twitter bağımlıları... ;)





Allah düşmanımızın başına vermesin!  


Görsellerin bir kısmı hâlâ sansürlenmeyen kısmıyla internetten alıntıdır.

2014 Türkiye'sinde kapatılan Twitter'a girmenin illaki bir yolunu bulan AKEPE karşıtı %50'den biri olan Selo kişisi herkese güzel bir Cuma diler.

Follow Me on

18 Mart 2014

İnsanlık ölmemiş! 2 Milyon Pound isteyen?

Hemen hergün hepimizin spam klasörüne benzer mailler geliyordur mutlaka. Bi ara viagra, cinsel güç arttırıcı doğal ilaç, Bedava I Phone 5 kazandınız türevi reklamları geliyordu, bıkmıştım. Bir gün aynı öyle reklamın birine, "Ben bir bayanım, viagraya ve cinsel güç arttırıcı doğal ilaçlara değil, cinsellik yaşayacağım bir adama ihtiyacım var. Elinizde varsa gönderin" yazdım, bir daha o adresten mail gelmedi ne hikmetse.

Bugün de Gmail Spam Klasörümde 2 Milyon Pound'um olduğuna dair aldığım bir mail. Kardeşin kardeşe 2 Lira vermediği günümüzde elin karısı bana Somali ve Pakistan'daki yardım kuruluşlarına dağıtmam için niye 2 Milyon Pound versin? Aklınız alıyor mu? Benim almıyor şahsen. Buradan fake bağyana seslenmek istiyorum: Ablacım öleceksen ve illaki benden yardım istiyorsan, bana bi pasaport çıkart, bir de davetiye gönder, geleyim İngiltere'ye sen ölene kadar o parayı yiyelim. Ha yeriz, hiç endişen olmasın. Böylece son günlerinde dul bir kadını sevindirmenin sevabıyla mutlu ölürsün. Sana daha başka bir yardımım bulunabilemez, çünkü oradan nasıl gözüküyor bilmem ama düşündüğün kadar "SALAK" değilim. Sen de yazdığın kadar "masum ve iyi" değilsin.

Benim 2 Milyon Pound'a ihtiyacım yok gençler, o kadar çok parayı koyacağım ayakkabı kutum da yok şahsen. Hem çok para çok dert yahu. İsteyen varsa alsın, tepe tepe kullansın :P

Follow Me on

17 Mart 2014

Mandalla Yaratıcı Fikirler

Kendin yap projelerine bayılan Supercellma kişisinden herkese iyi haftalar blogcum.
Bende bu aralar sürekli bir "ne ararken ne buldum" durumları mevcut. Yeğenimin performans ödevi için nette araştırma yaparken "ay bunları paylaşmazsam olmaz" türünden bir çok yaratıcı fikir buldum ve besmele çekerek başladım ilk postu yazmaya.

Herkesin kolayca temin edeceği tahta mandalları boyayarak, kağıt bantlarla ya da yapıştırıcı yardımıyla sim, pul, ahşap aksesuar vs gibi şeylerle süsleyerek birçok pratik ve dekoratif eşya elde edebiliriz.

Haftalık organizer

Ya da unutmamamız gereken önemli şeyler için bir hatırlatma panosu

Özel davetlerde bahçemizi süsleyebileceğimiz dekoratif mandallar

Peçetelik

Tutacaklı buzdolabı süsleri

Hatıra çerçeveleri

Bir fotoğraf duvarı

Dekoratif bir ayna çerçevesi

Fotoğraf çerçevesi

Taze sıkılmış meyve sularımız için isim etiketi

Misafir kadehleri için isim tutacakları

Cıvıl cıvıl bir kalemlik

Kapı çelenkleri

Avize

Ve hatta davetiye yapabiliriz :)

Görseller alıntıdır.

Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden kolay. 
Tek ihtiyacımız olan şey hayata geçirebilmek için malzemeleri temin edip gaza gelmek. 
Sizce de çok güzel değiller mi?

Follow Me on

Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'

Özetle bugünlerde;



Follow Me on

11 Mart 2014

Bugün ölen Berkin Elvan değil, insanlık...

Söylesene sen nereden öğrendin ölmeyi a çocuk?

Biz küçükken ekmek almaya gittiğimizde ekmeklerin köşelerini kemirirdik, annelerimiz kızardı. Sen ekmek almaya gittin, kendinden oldun be çocuk... söylesene biz kime kızalım?

**
Fotoğraflarını gördüğünde sol yanında bir yerler cız etmeyenlerin vicdanından, insanlığından şüphe ederim, tıpkı başımızdakilerin vicdanından ettiğim gibi.

15'ini görememiş 14 yaşında bir çocuk, 16 kilo... Dünyanın en ağır cenazesi...
Terazinin öbür tarafına ne koyarsan koy onun bedeninden ağır basamayan...

14 yaşında bir çocuğa Allah rahmet eylesin denir mi? Denmez.
Böyle bir acıya yürek dayanır mı? Dayanmaz.

Uyan ey Türk halkı ‪#‎BerkinElvan‬ uyanamadı... Bugün yitip giden sizin evladınız da olabilirdi… Ama siz başbakanınızı evladınızdan daha çok seviyordunuz değil mi? Unutmuşum…

Keşke her türlü oyunu oynayabildiğim kelimeler yetebilseydi sabah haberi duyduğumdan bu yana hissettiklerimi anlatmaya, her paylaşımda daha da içime çöktü acı, her paylaşımda tüylerim diken diken...

Bugün ölen Berkin Elvan değil, insanlık.

Bugün sen gittin çocuk, senden önce gitmesi gereken onlarcası varken..
Işıklar içinde uyu güzel çocuk.



Follow Me on

Facebook | Twitter | Instagram | Pinterest | Bloglovin'

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top