29 Kasım 2013

Kulağıma süzülen gözyaşlarım

Çocuktum. İlkokulun ilk yıllarındaydık. Bende sürekli bir kulak ağrısı vardı günden güne çoğalan, geçmek bilmeyen. Annem tuttu elimden hastaneye götürdü. "Orta kulak iltihabı" dedi doktor. Verdi bi poşet ilaç tekrar çağırdı ilaçlar bitince. Annemin mükemmel hatırlatma mekanizması sayesinde düzenli içtim ilaçları gittik bir iki hafta sonra kontrole. Doktor iltihap kurumamış dedi, iğneye geçti. Annem beni yıkarken kulağıma vazelinli pamuk tıkamaya başladı, hala evin bi rafında bir kutu vazelin vardır, çocukluktan gelme alışkanlık. Rüzgardan bile etkilenir diye beresiz sokağa çıkamaz olmuştum. Ama yok, iyileşmiyordu kulak. Kış böyle geçti. Bi keresinde Temmuz muydu, Ağustos muydu neydi doktor sıkı sıkı da tembihledi anneme; "havuza, denize girmesin iyileşene kadar". Annem; doktora "ah doktor bey ne havuzu, ne denizi benim çocuklarım bilmez öyle şeyler onların tek eğlencesi karşı sokaktaki toprak arsa" der gibi bakmıştı. Duyma yeteneğimi kaybetmeye başladım, uzun boyuma rağmen o yıl ön sıralarda oturduğumu da hatırlıyorum. Bu döngü neredeyse tüm yıl tekrarladı. Son kez gittiğimizde babam Bakırköy'e yeni yatırılmıştı. Sabahtan babamı geçirdik, öğlende Sigorta hastanesinde bulduk kendimizi, annem ne metanetli kadın. O gün yaşadıklarına içerleyen ben sedyede ağlamaya başladım, bu kez kulağım değil içim acıyordu. Doktor odadan çıkmamı söyledi. Çıktım. İğne atsan yere düşmez hastanede kulak iltihabından öleceğimi sanarak daha çok ağlamaya başladım, çocuk aklı işte. Annem çıktı birkaç dakika sonra. Bana dolu gözlerle bakıyordu. Ölecek miyim dedim? Güldü. Hastanenin bahçesindeki satıcıdan hep istediğim ve genelde almadığı tabanca şeklindeki açmadan aldı, bir de cam şişede vişne suyu. Banka oturduk. Sana bir şey soracağım dedi: "Geceleri ağlıyor musun?" Öne eğdim başımı onaylar gibi sallayarak. Niye ağlıyorsun peki dedi? Açmamı ısırdım, vişne suyumdan içtim. O an anneme yüzlerce neden sayabilirdim ama ertelemek istemiştim. Annemi hiç o kadar çaresiz görmemiştim, benim söyleyeceklerimi önemseyen hali beni çok duygulandırmıştı, ki genelde sert bir kadındır bir şey söyleyecekken, bir şey için izin falan alacakken ezilip büzülürüz yanında. Babama dedim, babama üzülüyorum anne. Biz niye hiç arkadaşlarımın aileleri gibi olamıyoruz? Ve ben ne zaman iyileşip gece yattığı pijamalarla ve gece serdiği temiz nevresimlerle kuru bir yatakta uyanabilen bir çocuk olabileceğim? Daha çok mu büyümem gerek? Annemin dakikalardır güçlükle kontrol ettiği gözyaşları umarsızca süzüldü göz pınarlarından. Babanı bilmiyorum ama sen iyileşeceksin, evet biraz daha büyümen gerek. Doktor, onca ilaca, iğneye rağmen kurumak bilmeyen, aksine sürekli azan iltihabın sebebini ben sedyede ağlarken bulmuştu: "Bu çocuk geceleri ağlıyor mu? dikkatinizi çekti mi hiç?" demiş anneme. Aylarca kulağımın içini saran iltihabın sebebi gözyaşlarımmış meğer. Dün gece uzun zaman sonra kırdığım ağlamama rekorumu kırarken anımsadım hepsini, Bahar'ın elinden tutarken. Ve bugün, yine o zamanlarki gibi ağrıyor kulaklarım...

25 Kasım 2013

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.


Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.
Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.

"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için;

http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=5BMVHPGJSXR

Bir boomads advertorial içeriğidir.

18 Kasım 2013

Garnier Nem Dengesi Matlaştırıcı Sorbe

Garnier Nem Dengesi Matlaştırıcı Sorbe ile yağlanmalar kontrol altına alınıyor. Karma ve yağlı ciltlerin ihtiyaçlarına özel geliştirilen Nem Dengesi, nemlendiricinin bir adım ötesinde. Klasik nemlendiriciden daha fazlasını hak eden cildiniz için. 24 saat nemlendirme sağlayarak cildin kaybettiği nemi kazanmasına ve bir ay içinde cildin doğal nem dengesine kavuşmasına yardımcı oluyor. Karma ve yağlı ciltlere özel olarak geliştirilen matlaştırıcı sorbe dokusu gün boyu parlamayla savaşırken, cilt rengini eşitleyerek pürüzsüzleştiriyor.



Yeşil çay özlerinden oluşturulmuş, besleyiciler açısından zengin nemlendirici anında nem artışı sağlıyor. Hafif sorbe dokusu yağsız bir yapıda ve hızlı emiliyor. Size gün boyu süren bir tazelik sağlıyor. Sabah ve akşam olmak üzere temizlenmiş yüzünüze uygulamanız yetiyor. Fiyatı 14,99tl

Yapısı yumuşacık ve sürüldüğü anda cilt rengini eşitleyerek mat bir görüntü yaratıyor, kokusu harika ve paraben içermiyor olması da ayrı bir artı. Hem nemlendirip, hem matlaştıran Garnier Nem Dengesi Matlaştırıcı Sorbe ile cildiniz şımaracak.



Garnier Nem Dengesi Serisi farklı cilt tiplerine çok güzel uyum sağlıyor.

Serinin diğer ürünleri :
Yağlı ve Karma Ciltler için Matlaştırıcı Sorbe
Normal ve Karma Ciltler için Ferahlatıcı Krem
Kuru Ciltler için Besleyici Balsam
Mat Ciltler için Canlandırıcı Jel
Hassas Ciltler için UV Korumalı Losyon



Cildinizin hak ettiği bakım için, nemlendiricinin bir adım ötesine geçin.

İçerik: www.makyajodamm.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.

15 Kasım 2013

Selo'nun Türkiye'nin Telekomünikasyon devi!!! TTNET'le mücadelesi

İnternetsiz kalan Selo'nun hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Ölmüşüm ağlayanım yok. Beni tanıyanlar, takip edenler çok iyi bilirler ki ben sosyal medyayı ve teknolojiyi bokunu çıkarırcasına kullanan biriyim. Seviyorum abi napayım. Cep telefonum şöyle dursun, bilgisayardan internete girebilmek için yaklaşık iki yıldır Turkcell 3G modem kullanıyordum. 3G modemin hareket halinde de kullanılabilir olması ve öyle eve telefon hattı çektir, kablo döşettir, yok evde dur bağlantı için gelecek teknik ekibi bekle falan gibi durumları olmadığı için cazip gelmişti. Eski mahallemde Turkcell 3G hizmet verdiği için bağlatıyla ilgili hiçbir sorun da yaşamamıştım. Ancak ne zaman ki şu an oturduğum eve taşındım işin rengi değişti. Yeni taşındığım mahallede Turkcell'in 3G hizmet verememesi, evimin zemin katta oluşuna usb modemin zaman geçtikçe verimini yitirmesi de eklenince dedim ki kızım Selo bu iş böyle olmayacak, kendine başka bir çözüm bul. Modemi açarken 3 kulhuvallah 1 elham okumaktan ben neredeyse göğe yükseldim ama lanet olası modem 3G bağlanmamak için direndi de direndi.

Ben bu sorunları yaşadığımda aylardan Haziran'dı, mevsim yazdı, güneş tepemizde ışıyordu, çiçekler rengarenk açmış, böcekler, kuşlar şakıyordu. Ancak benim VINN taahhütüm Kasım ayının başında bitiyordu ve taahhütünden önce kapatırsam onca ayın faturası -kullanmasam bile- kol gibi girecekti, e ne lüzumu vardı? Ben elimde laptop ve yanındaki usb girişinden çük gibi çıkışan usb modemle internete girebilmek için evin olmadık noktalarında pekalâ tek ayak üstünde durabilir, internetin çektiği yeri bulabilmek için akrobatik hareketler, ne bileyim bir moon walk, bir R&B dans yapabilirdim ve 6 ay göz açıp kapayıncaya kadar geçerdi. Nah geçti. Bloga yazı yazabilmek için apartmandaki wlanların şifrelerini kırmayı denerken üniversite 2.sınıfta kursa giderek zar zor geçtiğim istatistik dersini çözdüm, gece ellerinde beyzbol sopalarıyla komşular bir bir rüyalarıma girer oldu ve neredeyse bu işi hobi amaçlı yapmaktan çıkıp azılı bir hacker oluyordum da neticede kedi olalı bi fare yakalayamadım, bi tanesine bile bağlanamadım. Baktım bu yöntem tutmadı havaların güzel oluşunu fırsat bilerek her fırsatta bilgisayarımı alıp evin yakınındaki Temenyeri Parkı'na gider oldum. Cağnım folovırlarım tabii sizin bu fedakarlıklardan hiç haberiniz yok, bakın Selonuz nelere katlandı sizlerle buluşabilmek için. Başlarda internete girebilmek için parklara bahçelere gitmek keyifli gelse de sonra yatakta atletle donla üfür üfür yayılarak yazmak varken yaşlı teyzelerin "bu kız bilgisayarla parkta ne yapıyor" konulu aşırı meraklı bakışları da eklenince durum beni rahatsız etmeye başlamıştı. Kadınlar öyle bakıyorlardı ki sanırsın parkı havaya uçuracak bombanın alarmını kuruyorum, he evet teyzecim, casusum ben, kiralık katilim hatta. Birazdan hepimiz booommm!!! Yav he he, kıçı kırık bir blogırım ben be ne casusu! Bir de az ötedeki top sahasından sağına soluna vurarak ancak çalıştırabildiğim laptopumun ekranına birkaç kez futbol topu gelince park macerası benim için sona ermiş oldu.

İnternete girebilmek mücadelesiyle günler böyle geçti, neyseki o lanet süreç bir şekilde bitti. Ekim ayının başında 29'undan sonra öğrenci olmaya heveslenip Açıköğretim Fakültesi'ne kayıt yaptırınca TTNet'in -telefon hatsız, yalın, sınırsız internet- öğrenci paketine kayıt yaptırabilme hakkını ödediğim 225 TL harç karşılığı kazanmış oldum. Diğer tarafta VINN taahhütüm de bitti. Ben internetle ilgili işlemlerimi adsl bağlantım hallolana kadar -nasılsa çabucak hallolucak düşüncesiyle- teknoloji harikası Galaxy S4'ümle hallederim tesellisiyle yaşıyordum. Kasım başında sözleşmeyi yaptık. Haftaiçi çalışıyorum, bağlantı için mutlaka Cumartesi gelsinler diye belirttim. Yok bunu da belirtmemişim gibi hafta içi Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri ard arda ve ısrarla arandım. Ben ki tahammülsüzümdür, ona rağmen sukunetimi korudum. Hafta içi bağlantı için gelmeye pek bi hevesli ekip Cumartesi günü öğlene kadar kesin geliriz abla sözlerine karşılık 13.10 da ancak teşrif edebildiler. Saat 12:00'yi geçtikten sonra telefonlarıma cevap vermemeleri de cabası. Teknik ekip sıfatıyla gelen adamın beni, evimi uzun uzun süzmesi beni bi dellendirdi zaten. Sen de beş, ben diyeyim on dakikalık işi yaydıra yaydıra yarım saatte yaptı, yani herif neredeyse bi çayın, kahven varsa içerim diyecek, o derece rahat. Ben acelem var 14:00'de doktor randevuma yetişmem gerek deyince "biz hafta içi gelecektik sen haftasonu istedin" cümlesine haftaiçi sizin paydos ettiğiniz saate yetişemediğim için hafta sonuna erteledim dedim. TV ünitesinde bir düğünde dans ederken çekildiğim fotoğraftaki erkek kardeşimi kocam sanmış olacak ki ortalama 1.60'lık boyunu aşan cüretle kocanız ne iş yapıyor? o evde olmuyor mu o bekleseydi demedi mi benim şarteller attı arkadaş. Sizin işinizin evine gittiğiniz insanların özel hayatını sorgulamak olduğunu değil, bağlantıyı yapmak olduğunu sanıyordum deyince bi benzi attı ve yanlış anladınız diye toparlamaya çalıştı. Sonra yine elindeki telefonla telefon girişinden bir yerleri tuşlayarak kendince bağlantıyı yaptı. Ama ben her an mutfaktan kurban bayramından yeni çıkmış olmamızdan ötürü etleri rahat doğrayabilmek adına bileylettirdiğim pıçağı alıp herifin müsait bir yerine gömücem, o derece gözüm döndü. Cinnet geçiren insanları o an anladım diyebilirim. 

Neyse herif sözümona yaptığı bağlantıyla ilgili "bir sorun çıkarsa beni ararsın Selma" diye lütfetti. Ben adama ısrarla, vurgulayarak "Cezmi Bey" diye hitap ediyorken adamın bana nereden geldiği belli olmayan bir samimiyetle ismimle hitap etmesi benim telleri yakmama sebep oldu ve ben bir sorun olursa sizi niye arayacakmışım beyfendi, TTNet müşteri hizmetlerini ararım, şimdi işiniz bittiyse benim 14:00'de yetişmem gereken bir doktor randevum var, sizin yüzünüzden yeterince geciktim diye çıkışarak adamı ne olur ne olmaz düşüncesiyle açık bıraktığım daire kapısını arkasından sertçe kapatarak yarı kibar yarı kabaca dairem sınırlarından çıkarttım. Oh dedim içimden.

Ben bağlantının yapıldığını düşünürken bu kez başladık modemi beklemeye. Satış temsilcisi herife ben çalışıyorum, yalnız yaşıyorum, modemi iş adresime gönderin diye özellikle ricada bulundum. İş adresimi yazdığı kağıda bold ve altı çizili harflerle yeni cep telefonu numaramı da yazdım. Ama yook!! Sanki ben bunları söylememişim gibi tut sen modemi ev adresime gönder, üstelik eski cep telefonu numaramı yazarak. Birinci gün oldu modem yok, ikinci gün oldu yok, üç oldu #direnselo demeye başladım içimden hafif hafif kulaklarımdan ateş çıkararak. Dördüncü günün sonunda başladım ya sabır çekmeye falan. Neyse ki 8.gün her şey bal kabağına dönüşmeden modem geldi. İşte asıl film burda koptu. Eve gittim bi hevesle modem bağlantısını yaptım, yok arkadaş modemi kurmak için adsl ışığının sabitlenmesi gerek ama sabitlenmiyor. Müşteri hizmetlerini arıyorum "ekranlarımızda geçici bir sorun var, lütfen daha sonra arayınız" diyor. Pazartesi gecesi gece yarısına kadar bi on kere filan aradım, geçemedi amınakodumun sorunu ekranlarından. Ama her müşteri temsilcisi bi boku halledebilmişler gibi hizmetlerini değerlendirmemi talep etmek mallığından da geri kalmadılar, hizmet mi verdiniz ki değerlendireceğim, önce sorunumu çözün diye böğüründüm hepsine tek tek! O gece üstüste kaç kez şikayet talebi açtırdıysam Salı günü bütün gün TTNet aradı beni şikayetimle ilgili, akşam 19:00'dan sonra evde oluyorum birileri gelip şu sorunu çözsün dedim. Akşamüstü 16:30'da helal süt emmiş, böyle insanlar hâlâ varmış be! dedirtecek cinsten bi Ali abi aradı beni, dedi ki kardeşim senin sorunun apartmanın içinde ben oraya kadar olan hattı kontrol ettim, sorun yok. Ara müşteri hizmetlerini aynen benim söylediğimi söyle gelip apartman içindeki bağlantıyı kontrol etsinler. Ya Ali abi, ben 48 saatte sesli yanıt sistemini en çok arayan vatandaş olma rekorunu kırıcam, valla sinirlerim bozuldu artık dedim ama elim mahkum aradım. Akşam 20:30 oldu yine ne arayan var, ne soran. Ali abiyi aradım yüzümü kızartarak, yine müşteri hizmetlerini ara dedi. Aradım müşteri hizmetlerini "bu modem bu gece hallolmassa bu modemi saha satışı yapan çocuktan, bağlantıyı yapmaya gelen it gözlü teknik personelinize, telefonda "teknik destek" verdiğini iddia eden oysa tek yaptığı şey şikayetimi dinleyip form açmak olan Kol Sentır çalışanları ve siz de dahil olmak üzere tek tek hepinizin götünüze sokucam, yeminle de sokarım dedim kapattım telefonu. Fazlası vardır eksiği yoktur. Bu konuşmalar gerçekten kayıt altına alınıyorsa muhtemelen ben TTNet camiasında meşhur oldum. Artık dayanamayıp tam sinirden ağlamaya başlamıştım ki saat 21:10'da zilim çaldı. Hah kim geldi dersiniz? TTNet üniformalı iki teknik adam. Sorunu on, onbeş dakikada halledip gittiler. Neymiş?  Demek ki istenince sorun çözülebiliyormuş da, daha önemlisi olayı bu kadar sarpa sardıran sorun neymiş? Sıkı durun, bağlantıyı yapmaya gelen it gözlü Cezmi efendi adsl bağlantısını modeme verecek kabloyu takılması gereken girişe takmamış!!!

Yazının ana fikri: "İnsanca, kibarca, doğru düzgün konuşarak iş yaptıramazsınız, basıcaksınız küfürü, kalayı, vereceksiniz ayarı, bakın işiniz -bu saatte imkansız- denildiği halde nasıl da beş dakika da hallediliyor!!! burası Türkiye"

Ertesi gün uyuyakaldım, işe geç gittim. İş arkadaşlarım TTNetçiler beni kesti sanmış :) Bilmiyorlar ki o sorun çözülmeseydi ben TTNetçileri kesecektim :)

Selo'nun yurdum insanıyla maceraları yeni olaylarla çok yakında devam edecek. Zira gün geçmiyor ki bir tuhaflığımız daha yaşanmasın sayın folovır!
Şimdilik ciaooo!!!

12 Kasım 2013

#Tanrıyamesaj

Allah'ım sana Tayyip ve diğerlerini versek bize Mustafa Kemal Atatürk'ü geri verir misin? 
Lütfennnn...


09 Kasım 2013

Etkinlik | The Body Shop

Biz Bursa kozmetik ve moda blogerları olarak geçtiğimiz günlerde The Body Shop'taydık. Bu etkinliğe davet edildiğimizi öğrendiğimde sevinçten çığlık atmıştım. O gün tüm hafta mesai yapmaktan uykusuz kaldığım halde etkinliğe gidebilmek için erkenden uyandım. Çünkü etkinlik saat 10:00'da başlayacaktı ama orada olmak için uykusuz kalmaya değerdi sayın folovır!

The Body Shop'a girdiğinizde personelin güler yüzü ile birlikte ürünlerin ışıltısı ve çok hoş bir koku karşılıyor sizi. The Body Shop personeli gerçekten çok güler yüzlü ve samimi. Ürünleri incelerken her ürünün denenemesi için numunesi var ve bu bence çok önemli bir detay. Çünkü alacağınız ürüne dokunmak en azından kokusunu bilmek hakkımız.


Mağazayı dolaşırken içerideki hoş kokunun kaynağını keşfediyoruz. Bu özel yağdanlık tüm The Body Shop'ların ortak özelliğiymiş. Her gün yakılırmış. Bu gelenek The body Shop ilk kurulduğu günden beri varmış. Koku en önemli detay bence ve The Body Shop geleneğini bununla yaratmış.

The Body Shop ürünlerinden önce beni en çok etkileyen 2 noktayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Hiç bir The Body Shop ürünü hayvanlar üzerinde denenmiyor. Bu aslında çok önemli bir nokta ancak biz bayanlar bazen sadece aldığımız ürünlerin rengine, kokusuna güzelliğine vuruluyoruz ve arka planı unutuyoruz. Kozmetik ürünlerinin çoğu maalesef hayvanlar üzerinde deneniyor ya da hayvanlardan elde edilen pigmentler kullanılarak renklendiriliyor. The Body Shop ürünlerinde kesinlikle hayvanlardan elde edilmiş ürün olmadığını bilmek ve hayvanların kobay olarak kullanılmaması bilmek bile bence bu markayı tercih etmek için yeterli bir sebep.

The Body Shop un hayanlar üzerinde deney yapmadıkları bağımsız olan Humane Cosmetıcs Standard tarafınızdan düzenli olarak denetleniyormuş. Ayrıca hayvan hakları savunucusu olan Peta tarafından da hayvan dostu ilan edilmiş. Doğaya ve hayvanlara dost bir markanın ürünlerini test ediyor olmak, kullanıyor olmak bile çevre duyarlısı bir insan olarak beni mutlu etti.

İkinci nokta ise sosyal sorumluluk projeleri ile farkındalık yaratmaları. Kampanya kapsamında satın alınan dudak koruyucusu Dragon Fruit Lip Butter yanında verilecek jeton ile istenilen yardım kuruluşuna bağış yapmaları sağlanıyor. Bu kadar kolay. Dudak koruyucusunu alıp jetonunuzu istediğiniz yardım kuruluşuna atıp bağışınızı yapıyorsunuz.Şimdi sizi The Body Shop mağazasından görüntüler ile baş başa bırakıyorum..

Cilt bakımı etkinliği olacağı için makyajsız gitmiş olmanın avantajını yaşadım ve bana cilt bakım & makyaj uygulaması yapıldı. 


Honey Mania serisinin muhteşem ürünleri. 

Bu güzel etkinliğin ardından mağaza personeliyle birlikte hatıra fotoğrafı çekinmeyi de ihmal etmedik.




Follow Me on

01 Kasım 2013

Yağmurda Oyun Keyfi

Tchibo her hafta yenilenen temaları, modayı kaliteyle bütünleştiren ürünleri ve lezzetli kahveleriyle sevdiğimiz markalardan biri.

Bir Tchibo mağazasına girdiğinizde sizi karşılayan harika bir kahve kokusu duyuyorsunuz. Ürünlere bakmak için sabırsızlansanız bile kahve standının önünden güç bela ayrılıyor ve ürünlere doğru yöneliyorsunuz. Ürünlerin hemen hemen hepsi keyifli renklerde ve tarz ürünler. Üstelik hepsi birbirinden kaliteli ve dayanıklı. Tchibo ürünlerinin kalitesi, alanında uzman kişiler tarafından çok sıkı ve acımasız testlerden geçiyor ve sadece testi geçebilenler satışa sunuluyor.

Gelelim Tchibo’nun bu haftaki temasına; Yağmur Zamanı. Evde battaniye altında bir fincan kahveyle camdan yağmuru izlemek çok zevkli, evet. Peki her dakika dışarıda olmak isteyen çocuklar? Su ve kir geçirmeyen doğayla dost Ecorepel ürünler, su ve kir tutmayan BIONIC FINISH ECO malzemeden kumaşlarla yağmur çamur demeden çocuklarınızla sokağa çıkmaya hazırsınız!


Yağmur Zamanı temasındaki tüm ürünler birbirinden güzel ama yağmur kıyafetlerinde çocuğunuzun sağlığına öncelik veriyorsanız, aradığınız ürünleri bu temada bulacaksınız.
Yağmur Kıyafetleri denince akla ilk gelen yağmurluk oluyor tabii. Sizin için bele hafif oturan, kırmızı ve lacivert renk seçenekleriyle şık bir yağmurluk, çocuğunuz için dünya tatlısı desen ve renklerde Termal Çocuk Yağmurluğuyla mükemmel bir anne-çocuk olacak ve herkesin ilgisini çekeceksiniz. Daha da soğuk havalarda çocuğunuz için çok havalı bir Termal Mont, Örgü Bere ve Şal takımıyla onu soğuktan koruyabilirsiniz. Bu arada kendinizi de ihmal etmeyin ve 3’ü 1 arada şık bir mevsimlik monta dolabınızda yer açın.

Yağmur Zamanı temasında bunlardan başka birçok ürün daha bulunuyor. Daha ayrıntılı incelemek için Tchibo.com.tr’ye tıklayıp, keşfe başlayabilirsiniz. Aynı zamanda 444 28 26 numaralı Telefonla Sipariş Hattı’ndan da alışveriş yapabilirsiniz. Şöyle keyifli bir alışveriş yapıp, sonrasında da kahveyle yorgunluk atmak isteyenleri, çalışanlarının yüzünden gülümseme eksik olmayan Tchibo mağazalarına davet ediyor ve ekliyorum yeni temalardan herkesten önce haberdar olmak için Tchibo Facebook (https://www.facebook.com/tchiboturkiye) sayfasını beğenebilirsiniz. Keyifli alışverişler!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top