30 Eylül 2013

Haftasonu, keşke hiç bitmesen be!

Mis gibi bir haftasonundan sonra bokum gibi bir Pazartesi sabahından herkese -ne kadar olabiliyorsa o kadar - günaydınlar blogcum.

Hafta sonlarını seviyorum ama keşke bu kadar çabuk bitmese, keşke evimde ayağımı uzatıp dinlenebilecek biraz daha vaktim olsa... Yine iki günlük bir hafta sonu tatili, yine koşuşturmaca, yine yoğun, yine yorgun bir Selo. Cuma akşamı iş çıkışı -nasıl olduysa o güne bir plan yapmayıp- eve gidip biraz da olsa dinlenebildim neyse ki. Puzzle halısı başında sözde puzzle keyfi yapacakken, sıcaktan mayışmış kedi gibi uyuklayarak ve devamında erkenden uyuyarak kendimi az da olsa şımarttığımı düşünüyorum. Hâl böyle olunca Cumartesi sabahı 9'u biraz geçerken uyanıp bir daha uyuyamadım ya la. Ama iyi de oldu sankilim günü kaçırmamış oldum. Ablamın ufaklığın toplantısı vardı, mesaj atıp dedim ki toplantıdan sonra al kızları gel, gidelim Setbaşı'nda kahvaltı yapalım şöyle dere kenarında bir güzel... Gittik, yedik, içtik, değişiklik oldu. Ablam çalışan biri olmadığı için böyle dışarıda yemeler içmeler falan pek yapabildiği şeyler değil. Alt tarafı bir kahvaltıydı onları ağırlayabildiğim ama ne kadar mutlu oldular canlarım benim..

Onlarla ayrıldık kuaföre gittim, istenmeyen tüylerimden kurtuldum, saçlarımı kestirdim bakım vesaire günümün yarısı kuaförde geçti. Sonra uzun zamandır görüşemediğim bir dostumla görüştüm iş için Bursa'ya gelişini fırsat bilerek. Sonra da ayrıldığımızdan bu yana sürekli Bursa'ya geleceğim, tekrar bir görüşelim, konuşalım diyen lakin bir türlü gelemeyen en sonuncu eski sevgilim nihayet Cumartesi akşamı geldi. Sonuç tam da beklediğim gibi; değişmedi. Acaba askerlik psikolojisinden kurtulup sivil hayatta kendini bulmuş mudur, bir şeyler değişmiş midir? düşünceleriyle keşke dememek için görüşeyim dedim, ama bir kere de yanıl be kızım selo! Yok! Uzatmayayım, umutsuz vaka. Ben tatminsiz, memnuniyetsiz, dengesiz ve full sinir bir hatunmuşum, analiz yaptı gitti. Sağolsun.

Onu otogar otobüsüne bindirdikten sonra blog arkadaşlarımla buluşmaya FSM Benzin'e doğru yola çıktım. Bir an acaba gitmesem mi dedim çünkü eski sevgiliyle görüşmenin sonuna doğru iyice gerilmiştim ama iyi ki gitmişim. Moral motivasyon aldı başını gitti, tavan oldu bildiğin. Bissürü de hediyelerimiz oldu sponsorlardan gelen, ben o mutlulukla ağzım kulaklarımda döndüm eve.

Yeni saçlarımı sevdim, biraz wamp bir tarz oldu. Kuaförüm yaşın ilerledikçe daha tarz, daha farklı bir hatun oluyorsun, Benjamin Button gibisin diyor, e haksız da sayılmaz sanırım ;)

17 kg vermiş olmanın mutluluğu var ama haftasonu artık alışveriş yapmam gerektiğini iyiden iyiye farkettim. Öyle ya kışı tatile giderken giymek için aldığım şortlarla ve mini eteklerle geçiremem! Sonra dedim ki aman kızım Selo! tek derdin bu olsun, alırsın.

Akşam 22 yi geçiyordu yatağıma oturdum, manikür, oje, şu bu derken yine gece yarısını geçti vakit ve her şey bal kabağına dönüştü ben uyuyana kadar. O yüzden yazıyı dün akşam yazamadım, rötar yaptı bugüne kaldı.

Anlayacağınız üzere sayın folovırlarım koşturmaca dolu, yoğun ama dopdolu bir hafta sonunu daha geride bırakmış bulunmaktayım. Hafta sonunun benim için en güzel detayı dünkü Bursalı Bloggerlar Buluşmasıydı. Daha önceden pek az tanıdık kişinin olduğu, yaş ortalaması daha genç, daha sıcak, daha içten, daha samimi, sosyal statüye, maddi duruma göre bir ayrım olmayan, gruplaşılmayan harika bir ortamda çok keyifli vakit geçirdik. Karşımda yine Denizciğim vardı, e nasıl başlarsa öyle gidiyor ihihi. Etkinliği düzenleyen arkadaşlar Modaliza ve Bir Mutluluk Atölyesi bizim için o kadar güzel organize olmuşlar ki elimiz kolumuz doldu taştı sponsorlardan gelen hediyelerle. Ben eve taşındım taşınalı 2 kez kullanmadığım asansörü -1. kattaki evime gitmek için kullanmak zorunda kaldım, varın siz hesap edin. Eve gider gitmez her zamanki gibi daire kapısında gelen tuvaletimi bile tutarak heyecanla hediyelerimi açtım, ama baktım hediyeler bakmakla bitecek gibi değil tuvalet işini aradan çıkarıp devam ettim eheheh. Yakında hepsiyle ilgili deneyim yazılarımı keyifle paylaşacağım, hem buralarda olmak için güzel bir bahane olurlar.

Cuma günü paydos saatine 5-10 dakika kala kargonun getirdiği bu güzel hediyeyi aramızın iyi olduğu bir nakliyeci arkadaşım Ayşegül almış bana Alaçatı'dan. Bu cici hediye beraberinde hediyeyi getirdi ve......


gördüğünüz gibi hediyeye doydum canlarım. Selo'nuz büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, yaşıtlarının yanaklarından öper ve çay molasını size yazı yazarak geçirmiş olmaktan ötürü pek bir mutlu paşa paşa işine döner. Saygılar, sevgiler efenim.

24 Eylül 2013

Pileli Midi Etek


Hi sevgili folovırlarım!
Geçtiğimiz günlerde takip ettiğim bir trend bilogunda gördüm ki bu yıl pileli midi etekler modaymış. 4 yıl önce aldığım bu beli lastikli pileli etek yalnızca bir düğünde giyilmiş sonra önüne geçemediğim kilo alma durumu yüzünden bir gün tekrar kilo verip giyerim düşüncesiyle gardırobumda beklemeye bırakılmıştı. Bu yıl yeniden moda olmuş, ne diyeyim bana yaradı. Geçtiğimiz Pazar günü bir aile dostumuzun nikahında hafif yarasa kol ekru bluzumu belimin inceliğini fırsat bilerek, pileli eteğimin üzeri dantelli lastik kemerinin içine sokarak kullandım ve kendimce, gardırobum izin verdiğince böyle bir kombin oluşturdum. Beğendiniz mi? Kaptım mı puanı he?

Bu arada 79'dan aşağı doğru gidiyorum, artık biraz yavaşladı ama 75 olana kadar devam :)

19 Eylül 2013

Selo'nun Müstakbel Komşusuyla İmtihanı

Pazartesi akşamı sendrom ve günün yorgunluğuyla %4 pil şeklinde bir halde son gayret market alışverişi yaparak kendimi eve attım. Eve inmeden asansörle 3. kata çıkıp yöneticimize 25 TL aidatımızı takdim ettim. Sonra indim -1. kattaki daireme. Üç kez kilitlediğim çelik kapımı sıkışmış olmanın da verdiği telaşla hızlıca açıp poşetleri bir yana, çantamı bir yana ve omuzumdaki hırkayı bir yana atarak koşarak tuvalete girdim. Bu tuvalette ne menem şeyse duruyor duruyor hep kapının önüne gelince sıkıştırıyor. Kapının önüne bırakılmış yeni IKEA kataloğu bana S4'ümün tamirde olduğu şu günlerde klozette vakit geçirirken incelemek için cazip geldi ve bir yandan işimi görürken bir yandan da kataloğun sayfalarını incelemeye  koyuldum. Buraya kadar her şey normal. Hayatının 28 yıllık kesiminin %90'ını kabız olarak geçirmiş biri olarak günde 3 kez büyük tuvalete çıkmak ne büyük bir nimettir bilemezsiniz. İşte tam da bu düşünceyle rahatlamış halde tuvalet görevimi tamamlamak üzere sağ tarafımda bulunan tahret çeşmesine doğru yöneldim ki daha yarım turda gelen su çeşmeyi birkaç tur çevirdiğim halde gelmedi. Nitekim çeşmeyi sonuna kadar açtım ama gelen giden bir şey yok. Neyseki rezervuar doluydu ve sifonu çekebildim. Allah Allah genel bir su kesintisi mi var ki? Yoksa banka otomatik ödemede olan faturamı mı ödemedi? Ne oldu? O panikle ıslak mendille ve tuvalet kağıdıyla geçici çözüm üretip, çabucak üzerimi giyindim balkona çıkıp yan bloktaki komşum ilkokul arkadaşımın annesi Semra teyzeye seslendim. Semra Teyzelerin evden cevap yok. Eyvah yoklar sanırım! Apartmandan da yönetici hariç kimseyi tanımıyorum ki! Napıcam? Yalnızca eve giriş çıkışlarda karşılaşıp günaydın, iyi akşamlar dediğim bir kaç kişi var onların da kaç numarada oturduklarını bilmiyorum. Tam kafam bunlarla zonklarken Semra Teyzenin Selma diye seslenişiyle kendimi balkonda buldum. "Yok kızım bizde sular kesik değil." Bu cevapla yıkıldım. Sıçtığının resmidir Selo, kesin gözünden kaçtı su faturan, otomatik ödemede bir şey oldu ödenmedi, kaldın mı susuz, götün boklu. Lan ben şimdi napıcam? Yarın akşam da iş çıkışı kızlarla yemeğe çıkıcaz, kesin duş yapmam lazım, ayy ben dişlerimi fırçalamadan nasıl uyucam, işten geldim 12 saat babetin içinde kokan ayaklarımı da yıkayamadım, nasıl ya sabahleyin yüzümü de yıkayamıcam! Ayy ben çıldırıcaaammm!!!

Türklerin ya kaçarken ya sıçarken ki gelen aklı bende sıçma işini yaptıktan yaklaşık bi 15-20 dakika sonra geldi ki laptopu açıp internet şubesine girmeye çalışıyorum. Bu arada telefonlar susmak bilmiyor ki smsle gelen şifreyi girip internet şubesini açabileyim. Bir de telefonun serviste olmasından ve tüm rehberimin telefon hafızasında olmasından dolayı kimsenin numarasının olmaması, mesaj atanları ve arayanları tanımadığım "siz kimsiniz" diye sorduğum için yediğim fırçalar, laflar cabası. Neyse uzun bir uğraştan sonra telefon görüşmelerini bitirip internet şubesine girdim, yoo bir sorun yok, fatura ödenmiş, ödenmemiş fatura yok. Eee ne oldu o zaman bu amınakodumun sularına? Aldım elime mutfakta mantar panoda duran son su faturamı buldum sayaç numarasını ve elime fener alıp çıktım apartmanda su sayaçlarını bulmak için keşfe. Çok uzağa gitmeye gerek kalmadı bizim katta üstünde "SU" yazan bir kapak buldum ve ahanda benim sayacım. Üzerinde ne mühür var ne bir şey, gayet normal görünüyor. Hadi canım bende! Sanki hayatımda kaç kere su saati, kaç kere mühür gördüysem! Kadın halimle bu işe de el atıp sağını, solunu kurcaladım tık yok. Sonra 45 dakika öncesine dönerek karşı dairemi satın alan ve ben eve girerken kapıda karşılaştığım müstakbel komşum ve tamirci ustalarıyla karşılaştığım ana gittim. Lan dedim bu herifler bırgalamış olmasın benim su saatini? (Aklın başına geldiğin an) Ama ne yaptıysam o vanaları çevirme şerefine nail olamadım ve gönülsüz de olsam bindim asansöre ve tekrar tuttum apartman yöneticisinin yolunu. "Şeyyy ıııı rahatsız ettiğim için özür dilerim de ya İsmail Bey benim sularım akmıyor, su kesintisi de yokmuş, bankaya da baktım fatura ödenmiş" gibi es vermeden derdimi anlatıyordum ki adam gülerek "karşı dairenizi alan komşular yanlışlıkla sizin vanayı mı kapatmış olmasın" dedi ki aynen de öyle olmuş, aklımıza gelmeyen başımıza gelmiş. Evet efendim benim dangalak müstakbel komşum kendi su saati bağlanmadığı, orada takılı duran saat ona ait olmadığı halde! ne akla hizmetse! gidip benim vanamı kapatmış. Anlıcağınız müstakbel komşu daha evine taşınmadan vukuatlarına başladı.

Bu olay nelere sebep oldu? Ben apartmanda kimseyi tanımamanın boktan bir şey olduğunu tecrübe ettim, en kısa sürede damla çikolatalı kurabiye ve ıssız adam keki yaparak komşularla connecting-people yapmaya karar verdim. Garanti Bankasına boşu boşuna sövdüm, günaha girdim ve neredeyse 1 saat muhtelif yerlerimde kim bilir kaç milyon bakteri ürediğini düşünerek de derhal duşa girdim. Sonrası bütün gece klozet, akmayan sular, ingiliz anahtarı, el feneri, tamirci ustaları, su saatleri ve boklarla dolu kabuslar gördüm. Ev alma komşu al demiş atalarımız, ama ben mümkünse ev alayım böyle komşu alacağıma! Müstakbel komşumla maceralarıma önümüzdeki günlerde hız kesmeden devam edeceğiz gibi görünüyor.

16 Eylül 2013

Nazar mı? Dikkatsizlik mi? Yoksa 13. Cuma laneti mi? :(

Merhabayın sevgili folovırlarım

Günün Fotosu etkinliğinin sahibesi olarak günlerdir niye fotoğraf yüklemediğimi, yüklenen fotoğraflarda taglendiğim halde niye beğenmediğimi, yorum yapmadığımı, sosyal medyada pek bi aktifken niye pasife düştüğümü merak edenler olmuş aranızda, öncelikle merak edilmek pek güzel bişi sağolun varolun. Efenim telefonumun ekranı geçtiğimiz Cuma günü çatladı ve telefonum bir daha açılmadı. Hal böyleyken Twitter'dan sürekli tweet atan, Facebook'tan durum güncellemesi yapan, millete sataşan, yazıp çiziktiren ben kınalı yapıncak gibi boynu bükük kaldım. Foursquare'da haftalardır liste başıyken #8'inci sıralara düştüm. Durumum vehametini varın siz düşünün. Bugün servisten aradılar ve masraf için onayımı aldılar, verecez yaptıracaz mecbur. S4'ümün ekran tamiri 400 TL haşırt to the blackboard. Ne diyelim cana gelceğine mala gelsin, ha bi de gözü kalanın gözü çıksın! Belki yarın belki yarından da yakın tekrar aranıza geri döneceğim, beni özleyin, merak edin, sevin işte yapın bir şeyler anacığğmmm. Canım S4'üm az kaldı gelip alacağım seni astaneden :D

14 Eylül 2013

Güler misin? Ağlar mısın?

Facebook'un arama kutusuna Bige yazıp kankamın profiline girmeye çalışırken -Bir zamanlar sabah akşam profilini gözetlediğim için bilgisayarın arama hafızasına aldığını sanıyorum- karşıma eski sevgilim Birol'un profilinin çıkması da neyin nesi amk? Üstelik yaşı sen de 35 ben diyeyim 40'lık kendinden yaşlı gözüken bir hatunla 1970'lerden kalma, üçüncü sınıf fotoğraf stüdyolarının bile artık çekmediği bir pozla nişan fotoğrafını profil pikçır yapmışken. Ey sevgili Selo! Güler misin ağlar mısın? Hayır yani durup dururken beni şeytan dürtmüş olmalı gir Bige'nin profilini ara, ara ki ben seni bi güzel göt edeyim diyerek. O aşamaya gelip o fotoğrafı görmüşken o profile gitmeyen, anasayfaya geri dönen bir kadın düşünebiliyor musunuz? Şahsen ben düşünemiyorum. Tam da düşündüğünüz gibi yaptım. Açtım ekranı. Facebook yeni profil fotoğraflarını ayarlarını değiştirmediğiniz sürece herkese açık şekilde yüklüyor. Benim teknoloji özürlü mal ex aşkım da ya ayarlarını becerip gizlememiştir ya da bu nasılsa sıkça benim profilime girip bakıyordur girsin de nişanlandığımı görsün şeklinde kıskandırmaca amaçlı ince hesaplar yapmıştır. İkinci seçeneğe ihtimal vermiyorum bu herif onu düşünecek kapasitede olsa beni kaçırmazdı. Geçelim. Ayrılalı Kasım sonunda 3 yıl bitecek. Hani o bazı anlarda herkesin gözünün önüne gelen lanet film şeridi var ya, he işte o yine geldi gözümün önüne ve bu kez ağır çekimde ilerledi. Tanışmışlığımızdan, ayrılığımıza kadar yaşanan her şeyi tüylerim diken diken olarak tekrar yaşadım, bi gittim geldim o zamanlara resmen. Gözlerim yandı, yaşardı, dolu dolu oldu da ağlayamadım ya la. Sıktım sıktım kendimi sonra bi başlarsın hıçkırıklarla böğürerek ağlamaya. Ağlamak ki ne ağlamak sen de üç, ben diyim beş saat. Allah gecinden versin, Allah başımızdan eksik etmesin görende anam babam öldü sanır. Sonra sabah nasıl uyandım işe gittim gel bi de bana sor.

Fotoğrafa bakınca başta bildiğin kıskandım, hatta hızımı alamayarak kızla kendimi bi kıyaslama durumlarına falan bile girdim. O fotodaki hemcinsime kız diyerek sakın şöyle çıtı pıtı, genç bir hatun kişisinden bahsettiğim düşünülmesin. Cinsiyet belirtmek amaçlı kız diyorum. Yoksa içimden kadın hatta karı bile demek geliyor lakin kıskandığım! hatta kıskançlıktan çatladığım! ve tırnaklarımı yemeğe başladığım! bile düşünülebilir diye kız diyorum, hatta bağrıma basıp sevesim geldi kızcağız bile diyebiliriz biz ona. Çünkü o daha başına müstakbel nemrut kaynanasından neler geleceğinden habersiz. Aman efendim kız bi çirkin, böyle bi ruhsuz, bi aurası yok, Yüce Rabbim seksapelite dağıtırken bu evde etaminden seccade mi işliyormuş nedir yani. Sönük, silik bir şey. Bi kere kendimim diye demiyorum ben daha çok yakışıyordum Birol'un yanına, ha bu cepte. Birol benim eşim şöyle olmalı böyle olmalı diye bizim çıktığımız dönemler benden övgüyle bahseder, aldığım 300 gramları, saçlarımın dip zamanlarını, kaşımı, bıyığımı takip ederken böyle paçoz "hatun" demeye 10 akil insan gerekir tipi nerden buldu bilmiyorum. Muhtemelen anası olacak nemrut köyden bulmuştur, en sıfır kilometresinden. Ah benim salak ex aşkım ahhh! Bulmuş işte anası kendi gibi sünepeyi. Ayol o hatunun göz çevresindeki kırışıklıklar, mimik kırışıklıkları selam! ben burdayım!  diye bağırıyor resmen fotoğrafta. Garibim gülememiş fotoda gülse çünkü 10 yaş daha atacak kesin. Ah Birol ah, yazık lan sana kaçırdın oğlum benim gibi çıtırı. Ama yoook ohh olsun! canıma değsin! beter ol! menopoza da girmiştir o karı kesin deyip içten içe Cadı Sila gülüşü yapmayı da ihmal etmedim. Sonra durdum ve dedim ki salak Selo kırışık mırışık, menopozlu ya da girmek üzere kapmış mı herifi? kapmış. Senin yapamadığını yapmış mı? yapmış. Sen hâlâ neyin tribindesin. Göt oldun mu! Bi sağıma soluma baktım ve yalnız yaşamanın böyle durumlarda büyük avantaj olduğunu bir kez daha farkederek ikinci hıçkırığı patlattım sümüklerim aka aka. Ayy görüyor musun ciddi ciddi nişanlanmışlar lan bunlar. Gittiiii gül gibi herif, ay o bana şunu da almıştı, bunu da yapmıştı, şöyle seviyordu böyle özlüyordu gibi ölen körü bi anda badem gözlü yapacak reklam kısmı girdi film arasına. Sonra burnumun tıkanmasını fırsat bilerek "lan o değilde griden nişan tuvaleti mi olur, bir insan bu kadar zevksiz mi olur, o saç, o makyaj ne Allah aşkına hiç kimse mi ayna vermedi o kızın eline" düşünceleriyle birkaç dakika önce girdiğim depresyondan bi hışımla Bihter silkelenmesiyle çıkıverdim.

Birol'un kuzeninin kız arkadaşı -ki o kız biz çıkarken beni çok kıskanırdı çünkü kaç yıllık ilişkileri var sevgilisini bi türlü nikah masasına oturtamamış, biz daha sekiz dokuz aylık sevgiliyken evlilik planları yapıyoruz diye, bu ağzına sıçtımın kızı bana- Aralık ayında "sen o Özlenen Sevgiliye Mektup yazılarını boşuna yazma artık, Birol evlendi" - bir dost imzalı bir mesajla bana yumurtlamıştı. Götten bacaklı bir kızdı ve o mesaja "bu haberi bana yetiştirdin ya kesin boyun bir karış uzamıştır. Söyle bakayım gülüm 1.40 mı oldun 1.45 mi?" şeklinde cevapla karşılık vermiştim. Birol'un profiline böyle kötü bir rastlantı sonucu damdan düşer gibi girişimle anlamış bulunuyoruz ki herif evlenmemiş, daha nişanlı. Demek ki bu kız çirkin, götten bacaklı olmasının yanı sıra yalancı da.

Birden atağa geçen kötü yanım ex aşkın nişanlısına maziden birkaç fotonuzu gönder "benim eskilerimi mi topladın, kıyamam" şeklinde bi mesaj at, bi huzursuz et, bi sinir et, bi deli et diye zihnimi parmaklasa da yapmadım. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş. Kıskandım, sinirlendim hatta sinirden ağladım bile falan ama durup düşününce bir kez daha anladım ki biz zaten olamazdık. Ex aşkıma üzüldüm ben gibi birinden sonra çıtayı düşürmüş ama hem güzel olacak, hem zeki, hem becerikli, hem geçerli bir mesleği olacak, hem o olacak hem bu olacak, hem de sıfır kilometre olacak. Ee adama demezler mi o kadar çok özelliği bir arada barındıran hatunun senin gibi ana kuzusu götü boklu sünepeyle işi ne?

Gönül isterdi ki ex aşkın bi benle bi de müstakbel hayat arkadaşı gri tuvaletli,kırışık yüzlü karıyla çekilmiş fotosunu ibreti alem olsun diye before & after yapıp yayınlayayım, siz de yukarıda anlattıklarımı zerre abartmadığımı görün diye ama neyse, siz durumu Selo'nun dilinden hayalinizde canlandırabilen yetenekli okuyucularsınız, kimseyi rencide etmeyelim değil mi?

Yarın öğlene kadar malak gibi uyumak niyetiyle kendini Mustafa Sandal'ın yeni şarkısı Tesir Altında'yı bugün bilmemkaçyüzüncü kez dinleyerek uykuya bırakan Selo herkese iyi geceler diler.

05 Eylül 2013

Bedenim burda fakat ruhum?

Yeni aldığı çorabın etiketini koparmaya çalışırken çorap üzerinde itinayla 4 delik açan tek insan kişisi ben değilim dimi? Umarım değilimdir, yoksa kendimi çok yalnız hissederim doğrusu. Sabah işe gelirken Penti'den aldığım pamuklu babet çorabının etiketini koparmaya çalışırken tam da bunu düşündüm. Halbukisi dikiş kutusu maksimum yirmi adım ötede ve çok şükür Allah'ıma öyle kaba göt biri de değilim ama uyku sersemliğimi diyelim, ben bunu makassız da sökerim özgüveni mi diyelim, bilemedim. Dakka bir gol bir çorap iki tarafından delindi. Daha iyi ya, ayağın hava alır o deliklerden kokmaz gibi saçma bir züğürt tesellisinden de geri kalmadım şahsen.

Yıllık iznimi paydos saatinden iznimin bittiği son ana kadar Bodrum'da geçirdim. Zamanı verimli kullanmak diye buna denmez de neye denir? Mehehehe :D Bursa terminalde indim Bodrum otobüsünden, doğru işe geldim. Ay yorulmaz mısın, bayılmaz mısın, yığılıp kalmaz mısın diyenlere kendimin Supercellma kişisi olduğunu hatırlatmayı bir borç bilirim.

Tatile işleri toparlayıp gitmiş olmanın bir boka yaramadığını bir kez daha acı acı tecrübe etmiş bulunuyorum ki tertemiz bıraktığım masa yokluğumda günden güne mitoz bölünerek çoğalan evrak yığınlarıyla karşıladı beni. Ama ben öyle mikemmel bir tatil yaptım enerjimi öyle depoladım ki bana iş mi dayanır! (kendi kendini kandırma çabaları)

Tekne turunda "dal ve burnuna su çek, sinüslerin temizlensin" diyen doktorun tavsiyesine uyayım derken  korkarım ki beynimden olmak üzereyim. Zira Cumartesi gününden beri burnumdan akan şey sümük, boşalan yerler sinüs olamaz değil mi? #direnbeyin

Bahçede çimleri sulayan fıskiyenin sesini duyunca aklıma yine Bodrum geldi anasını satim. Ne alaka demeyin, şu an ottan boktan her türlü sebep bana Bodrum'u hatırlatıyor. Gaibten bir ses işine dön Selo diye böğürüyor. Tamam lan iki dakka rahat bırakmadın iki lafın belini kıralım. Anlatacak çok şey var, yazacak sayfalar dolusu yazı. Ama bir ucundan tutup başlayamıyorum. En azından buralardayım, bilin istedim.

Ben bi çişe gidem sonra işlerime kaldığım yerden devam. Nabıcan ekmek parası... ;)

ilişki durumum:



04 Eylül 2013

L'Oréal'den Olağanüstü Bakım Yağı


Benim gibi saç bakımını önemseyenler için yine harika bir önerim var. Hem uygun fiyatlı hem de birden çok işinize yarayacak, bakım yaparken aynı zamanda saçı koruyacak bir ürün keşfettim. L'Oréal Paris Elseve Mucizevi Yağ saçınızı besliyor, koruyor ve kolayca şekillenmesini sağlıyor.

Birden çok etkisi olması bu ürünü diğerlerinden ayırıyor. Yıpranmış saçlara sahipseniz şampuandan önce mucizevi yağı birkaç damla uygulayın ve öyle şampuanlayın, bu sayede onarıcı etkisini farkedeceksiniz. Karışmış saçlara sahipseniz ve fönden, düzleştiriciden önce saçlarınızı zararlı etkilere karşı korumak istiyorsanız yine birkaç damla mucizevi yağı saçınıza uygulayıp fön ve düzleştirme işlemini uygulayın. Son olarak saça parlaklık kazandırmak için kullanmak isterseniz de fönlü saçlarınızın uçlarına uygulayın ve harika saçlara kavuşun.

Bu yağın en güzel özelliklerinden biri de saçlarda yağlı ve ağır bir his bırakmaması. Ben kullandığım birçok üründe bu durumdan şikayetçiydim. L'Oréal Elseve Mucizevi yağın bir iki damlası tüm saça yetiyor. Özellikle fönden sonra uygulamada saçta belirgin şekilde farkedeceğiniz yumuşaklık hissi oluşuyor. Ayrıca kokusu çok güzel ve çok kalıcı, tüm gün saçlarınız mis gibi kokuyor.

L'Oréal Paris Elseve Mucizevi Yağ'a birçok market ve kişisel bakım ürünleri satan yerlerden ulaşabilirsiniz. Uygun fiyatlı ve gerçekten etkisini anında farkettiğim bu güzel ürünü denemenizi şiddetle tavsiye ederim.

İçerik: www.balkopugutasarim.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top