11 Şubat 2013

Sahi ne diyordum? Özledim.

Tarihi tam olarak hatırlamıyorum. Kuru soğuk bir Kasım akşamıydı 2008 yılının. Boşandıktan sonra hayatıma birini sokmak, yeni birileriyle tanışmak adına sürekli bir arayış içindeydim ama nedense her tanışma maceram hüsranla sonuçlanıyordu. O yüzden  artık özene bezene hazırlanarak gitmiyordum buluşmalara. Bir kot, tunik bir gömlek ve popomun biraz üzerine kadar inen şişme kabanımı giymiştim, altına da kocam olacak dingilden kalan borçları ödediğimden dolayı yokluktan pek paraya kıyıp alamadığım için ancak özel günlerde giyebildiğim Puma ayakkabılarımı. Tam bir paçozdum anlıcağın. Bir internet sitesinde tanışmıştık ve o, o güne kadar tanıdığım en güzel gülüşlü adamdı, bir de en uzun boylu. Ben, Allah vergisi bir irilik, annemin Cuma günleri kafama çalı süpürgesiyle vurmayı unutmasından dolayı alıp başını giden boyum sayesinde hep böyle boylu poslu adam hayal ederdim yanımda. Bu öyleydi işte. Nalbantoğlu Siesta'da buluşmak üzere sözleştik. Orası kasvetli, böyle basık bir yer gibi gelirdi bana hep ve özellikle itina ederdim oraya gitmemek için. Oturduk, bir şeyler içtik. Gece boyu yüzüne yayılan o gülümsemeyi seyredip durdum, bir yandan lanet olsun tam paçoz çıkacağın akşamı buldun diye kendi kendimi yemeyi ihmal etmeden. Farkına varmadık saatin nasıl geçtiğinin, sanırım keyifli sohbet olduğundandı. Ben tabii o dönem ailemle yaşıyorum nerde öyle gece geç vakitlere kadar dışarda olmak, biriyle buluşsam annem bir saat sonra başlardı aramaya "nerdesin? -çok geç kalma" demek için. "Biraz yürüyelim mi"? dedi. Yürümeye başladık Nalbantoğlu Sokağı'nda. Ben her fırsatta vitrinlerin hafif parlayan camlarında yan yana nasıl göründüğümüzü kesip duruyordum. Boş boş gülüp duruyorduk, anlamsız şeylerden konuşuyorduk. Bir ara konunun oraya nasıl geldiğini hatırlamıyorum sokak ortasında öpüşme konusuna geldi konu ve öpersin, öpmezsin iddiası yaparken bulduk kendimizi. İddiayı kazanan kimdi, kaybeden kimdi bilmiyorum Nalbantoğlu'nun orta yerinde gelip geçen insanlara aldırmaksızın yüzümü avuçlarının içine alarak öpmüştü beni. Salak tabii ki dudağımdan! Yüzümü ellerinin içine alarak yanaklarımdan öpmesini beklemiyorsun di mi! O gece ve devamındaki birkaç gün ne yüzümü yıkadım, ne dudaklarıma bir şey sürdüm. O filmlerdeki şapşal liseli kızlar gibi olmuştum. Allahtan saçlarımı okşamamıştı blog, yoksa ellerinin kokusu gitmesin diye saçlarımı da yıkamazdım ve saçım başım yağ içinde kalırdı, kokuşurdum valla billa. Şimdi olsa diyorum, yine yıkamazdım dokunduğu yerlerimi. O his öyle bir his ki onu hissedecek insan henüz karşısına çıkmamış kişiler için bu bir abartıdan, saçmalıktan başka bir şey değildir. O his, susayıp kana kana su içmek gibi, bedenine dokunmadan ruhunun okşanması gibi. Burada ne kadar yazsam çizsem de anlatamam size. Yıllardır, onu gördüğüm ilk günden beri kendime bile anlatamadığım gibi.

Bugün 2013 yılının bilmem kaçıncı günü. Az önce bir film izledim. 500 Days Of Summer. Sanki bizim hikayemizi yazmışlar. Tek farkı roller değişik. Ciddi bir ilişki istemiyorum diyen sen, aşık olan ben. Eminim sen de filmdeki o sürtük gibi günün birinde basıp nikahı evlenecek ve bana "seninleyken asla hissedemediğim bir şeyi hissettim" diyeceksin belki de. Benim çevremde Tom'un arkadaşı gibi "Birini unutmanın en iyi yolu O'nu yazmakmış" diyecek biri yok maalesef. Diyen de bok yemiş gibi ama neyse denemekten zarar gelmez. Benimkiler genel de "amaeen elini sallasan ellisi sana herif mi yok kızım, boşver gününü gün et" diyen tipler. Ben zaten seni anlatmaktan çoktan vazgeçtim, sadece bir gün tamamen gittiğinde ne bok yiyeceğim konusunda fikrim olsun diye şimdiden ön hazırlık yapıyorum. Eğer bir gün senin için bu yazdıklarımdan haberin olursa ve beni sevdiğini hissedersen bana gelir misin? Bak ya hâlâ ne saçmalıyorum. Beni sevdiğini hissedersenmiş, laf. Olmayan şey hissedilir mi? Çıkmadık candan umut kesilmiyor işte.

Yokluğunda bildiği her şeyi unutmuş biri oldum, tek hatırladığım sen, sen, sen.
Sahi ne diyordum? Ben seni çok özledim.

Hiçbir zaman tam olarak hayatımda olmamış ama aslında benim tüm hayatım olmuş adama...

7 kişi "açılın ben doktorum" demiş :

  1. Etkileyici bir yazı olmuş. Hayat bizi nerelere götürür bilinmez. Şimdi "işte bu o" dersin sonra birden tü kaka oluverir olmaz olaydı dersin. Ama yinede herkesin "işte bu o" dediği adamla/kadınla birlikte olması dileğiyle ve hep "o" olarak kalması dileğiyle .

    YanıtlaSil
  2. nedense hep hiçbir zaman hayatında olmayanları özlüyor insan :((

    YanıtlaSil
  3. gülümseyerek okudum. kimbilir belki bir gün kavuşursunuz.

    YanıtlaSil
  4. Bekleme bekleme arama arama hayatın akışı güzel hiç yormamak gerek hayatı bana kalırsa :)

    YanıtlaSil
  5. Kronik bir Supercellma yazısı...
    Bu Candan Erçetin'in şarkısı gibi olmuş bir durum;
    "Sevdiiiim, sevilmedim, seveniiii sevemedim, canımdan böyle bezdim amaaaaaan..."

    YanıtlaSil
  6. bi gün gerçekten mutlu olmanı isterim:)

    YanıtlaSil
  7. Oy, naptin sen Supercellmacim ya? Cok güzel bir yazi. Okurken bir an aklima birisi geliyormu diye düsündüm ...

    YanıtlaSil

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top