30 Aralık 2013

Yılbaşı Ağacına Alternatif Süslemeler

Yılbaşına bir kala hâlâ ağaç süslemeyenler varsa işte size yılbaşı ağacına alternatif süslemeler.
Tahta parçalarından, kitap yığınlarından, duvara çakacağımız çivileri ışıklı ledlerle aydınlatarak, dekoratif kağıtlardan, yumurta kolilerinden ve kurumuş bir ağaç dalından kendi yılbaşı ağacınızı yaratabilirsiniz. Tek ihtiyacınız olan fotoğraflardaki malzemeler, biraz da hayal gücü ;)

Şimdiden kolay gelsin, yılbaşı ağacınız evinizi renklendirsin... ;)

Görseller alıntıdır.

02 Aralık 2013

Yurtdışından Alışveriş | Modest Sea

İnternetten ve yurtdışından alışverişin git gide popülerleştiği günümüzde bir site/marka önerisi de benden geliyor sayın okuyucu. Geçtiğimiz yaz tatile giderken annem için yaptığım haşema araştırmasında karşıma çıkan bir siteden bahsetmek istiyorum: "Modest Sea". Şu an için yalnızca İngilizce ve Arapça dil seçeneğine sahip ancak yakın zamanda Türkçe dil seçeneğini de tüm menülerinde sunabilmek için alt yapısı hazırlanıyor.

Site tesettürlü, ya da vücut hatları belli olmadan plaj keyfi yapmak isteyen tüm bayanların dikkatini çekecek nitelikte. Ürün yelpazesi çok geniş, kumaşları vücuda yapışmayan, su tutmayan, çabuk kuruyan niteliklerine sahip, çok kaliteli ve modelleri çok modern. Haşema denilince akla gelen hışırtılı kumaşlar ve kısıtlı model / renk seçeneğini unutun. Modest Sea'da her zevke hitap edecek ürün bulmak mümkün. Üstelik marka mix&match seçeneği ile farklı birkaç ürünü kombin yaparak size kendi modelinizi tasarlama imkanı da sunuyor. Böylece vücudunuzun istediğiniz kısımlarını kapatırken şıklığınızdan da ödün vermiyorsunuz. Size ihtiyacınıza uygun haşema online alışveriş için siteye mutlaka bir göz atmanızı öneriyorum.

Yarı tesettür mayolar



Tam tesettür mayolar

Mix & Match seçeneği ile kendi kombininizi oluşturabileceğiniz parçalar

aksesuarlar



İndirimli ürünlerden satın alarak yaz sezonuna hazırlık yapabilirsiniz, tıpkı benim annem için yaptığım gibi ;)
Şimdiden herkese keyifli alışverişler!

29 Kasım 2013

Kulağıma süzülen gözyaşlarım

Çocuktum. İlkokulun ilk yıllarındaydık. Bende sürekli bir kulak ağrısı vardı günden güne çoğalan, geçmek bilmeyen. Annem tuttu elimden hastaneye götürdü. "Orta kulak iltihabı" dedi doktor. Verdi bi poşet ilaç tekrar çağırdı ilaçlar bitince. Annemin mükemmel hatırlatma mekanizması sayesinde düzenli içtim ilaçları gittik bir iki hafta sonra kontrole. Doktor iltihap kurumamış dedi, iğneye geçti. Annem beni yıkarken kulağıma vazelinli pamuk tıkamaya başladı, hala evin bi rafında bir kutu vazelin vardır, çocukluktan gelme alışkanlık. Rüzgardan bile etkilenir diye beresiz sokağa çıkamaz olmuştum. Ama yok, iyileşmiyordu kulak. Kış böyle geçti. Bi keresinde Temmuz muydu, Ağustos muydu neydi doktor sıkı sıkı da tembihledi anneme; "havuza, denize girmesin iyileşene kadar". Annem; doktora "ah doktor bey ne havuzu, ne denizi benim çocuklarım bilmez öyle şeyler onların tek eğlencesi karşı sokaktaki toprak arsa" der gibi bakmıştı. Duyma yeteneğimi kaybetmeye başladım, uzun boyuma rağmen o yıl ön sıralarda oturduğumu da hatırlıyorum. Bu döngü neredeyse tüm yıl tekrarladı. Son kez gittiğimizde babam Bakırköy'e yeni yatırılmıştı. Sabahtan babamı geçirdik, öğlende Sigorta hastanesinde bulduk kendimizi, annem ne metanetli kadın. O gün yaşadıklarına içerleyen ben sedyede ağlamaya başladım, bu kez kulağım değil içim acıyordu. Doktor odadan çıkmamı söyledi. Çıktım. İğne atsan yere düşmez hastanede kulak iltihabından öleceğimi sanarak daha çok ağlamaya başladım, çocuk aklı işte. Annem çıktı birkaç dakika sonra. Bana dolu gözlerle bakıyordu. Ölecek miyim dedim? Güldü. Hastanenin bahçesindeki satıcıdan hep istediğim ve genelde almadığı tabanca şeklindeki açmadan aldı, bir de cam şişede vişne suyu. Banka oturduk. Sana bir şey soracağım dedi: "Geceleri ağlıyor musun?" Öne eğdim başımı onaylar gibi sallayarak. Niye ağlıyorsun peki dedi? Açmamı ısırdım, vişne suyumdan içtim. O an anneme yüzlerce neden sayabilirdim ama ertelemek istemiştim. Annemi hiç o kadar çaresiz görmemiştim, benim söyleyeceklerimi önemseyen hali beni çok duygulandırmıştı, ki genelde sert bir kadındır bir şey söyleyecekken, bir şey için izin falan alacakken ezilip büzülürüz yanında. Babama dedim, babama üzülüyorum anne. Biz niye hiç arkadaşlarımın aileleri gibi olamıyoruz? Ve ben ne zaman iyileşip gece yattığı pijamalarla ve gece serdiği temiz nevresimlerle kuru bir yatakta uyanabilen bir çocuk olabileceğim? Daha çok mu büyümem gerek? Annemin dakikalardır güçlükle kontrol ettiği gözyaşları umarsızca süzüldü göz pınarlarından. Babanı bilmiyorum ama sen iyileşeceksin, evet biraz daha büyümen gerek. Doktor, onca ilaca, iğneye rağmen kurumak bilmeyen, aksine sürekli azan iltihabın sebebini ben sedyede ağlarken bulmuştu: "Bu çocuk geceleri ağlıyor mu? dikkatinizi çekti mi hiç?" demiş anneme. Aylarca kulağımın içini saran iltihabın sebebi gözyaşlarımmış meğer. Dün gece uzun zaman sonra kırdığım ağlamama rekorumu kırarken anımsadım hepsini, Bahar'ın elinden tutarken. Ve bugün, yine o zamanlarki gibi ağrıyor kulaklarım...

12 Kasım 2013

#Tanrıyamesaj

Allah'ım sana Tayyip ve diğerlerini versek bize Mustafa Kemal Atatürk'ü geri verir misin? 
Lütfennnn...


09 Kasım 2013

Etkinlik | The Body Shop

Biz Bursa kozmetik ve moda blogerları olarak geçtiğimiz günlerde The Body Shop'taydık. Bu etkinliğe davet edildiğimizi öğrendiğimde sevinçten çığlık atmıştım. O gün tüm hafta mesai yapmaktan uykusuz kaldığım halde etkinliğe gidebilmek için erkenden uyandım. Çünkü etkinlik saat 10:00'da başlayacaktı ama orada olmak için uykusuz kalmaya değerdi sayın folovır!

The Body Shop'a girdiğinizde personelin güler yüzü ile birlikte ürünlerin ışıltısı ve çok hoş bir koku karşılıyor sizi. The Body Shop personeli gerçekten çok güler yüzlü ve samimi. Ürünleri incelerken her ürünün denenemesi için numunesi var ve bu bence çok önemli bir detay. Çünkü alacağınız ürüne dokunmak en azından kokusunu bilmek hakkımız.


Mağazayı dolaşırken içerideki hoş kokunun kaynağını keşfediyoruz. Bu özel yağdanlık tüm The Body Shop'ların ortak özelliğiymiş. Her gün yakılırmış. Bu gelenek The body Shop ilk kurulduğu günden beri varmış. Koku en önemli detay bence ve The Body Shop geleneğini bununla yaratmış.

The Body Shop ürünlerinden önce beni en çok etkileyen 2 noktayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Hiç bir The Body Shop ürünü hayvanlar üzerinde denenmiyor. Bu aslında çok önemli bir nokta ancak biz bayanlar bazen sadece aldığımız ürünlerin rengine, kokusuna güzelliğine vuruluyoruz ve arka planı unutuyoruz. Kozmetik ürünlerinin çoğu maalesef hayvanlar üzerinde deneniyor ya da hayvanlardan elde edilen pigmentler kullanılarak renklendiriliyor. The Body Shop ürünlerinde kesinlikle hayvanlardan elde edilmiş ürün olmadığını bilmek ve hayvanların kobay olarak kullanılmaması bilmek bile bence bu markayı tercih etmek için yeterli bir sebep.

The Body Shop un hayanlar üzerinde deney yapmadıkları bağımsız olan Humane Cosmetıcs Standard tarafınızdan düzenli olarak denetleniyormuş. Ayrıca hayvan hakları savunucusu olan Peta tarafından da hayvan dostu ilan edilmiş. Doğaya ve hayvanlara dost bir markanın ürünlerini test ediyor olmak, kullanıyor olmak bile çevre duyarlısı bir insan olarak beni mutlu etti.

İkinci nokta ise sosyal sorumluluk projeleri ile farkındalık yaratmaları. Kampanya kapsamında satın alınan dudak koruyucusu Dragon Fruit Lip Butter yanında verilecek jeton ile istenilen yardım kuruluşuna bağış yapmaları sağlanıyor. Bu kadar kolay. Dudak koruyucusunu alıp jetonunuzu istediğiniz yardım kuruluşuna atıp bağışınızı yapıyorsunuz.Şimdi sizi The Body Shop mağazasından görüntüler ile baş başa bırakıyorum..

Cilt bakımı etkinliği olacağı için makyajsız gitmiş olmanın avantajını yaşadım ve bana cilt bakım & makyaj uygulaması yapıldı. 


Honey Mania serisinin muhteşem ürünleri. 

Bu güzel etkinliğin ardından mağaza personeliyle birlikte hatıra fotoğrafı çekinmeyi de ihmal etmedik.




Follow Me on

22 Ekim 2013

6. yılı devirirken ruh hallerim

Tam da şu anda "Eti Form sade püskeviti kırmadan yatay bir şekilde ağzıma sokup yeme" konulu rekor denemem Emre'nin "e bu ithalatın ordinosu yine hazır değilmiş, ben bunların yapacağı işin amına koyayım" cümlesiyle daha başlarken bitti. Dakikalardır öksürüyorum genizime kaçmış olmalı samandan bozma meret püskevit.

Bugün beni bayramdan önce yaptığımız ihracatların siktiriboktan evraklarını hazırlarken afakanlar bastı ve bütün işleri öylece bıraktım. Aldım elime cam sil ile mikrofiber toz bezini sildim, sildim, sildim. Her hafta yapılan genel temizlikte bezle buluşmayan ne kadar köşe bucak varsa hepsine dokundum. Ve finalde masamda bir takım atmasyon değişiklikler yaptım. İşe başlayışımdan bu yana masamda olan, ne zaman birine postalayacak olsam geri tepen, tabiri caizse üzerime yapışan scanner lanetinden kurtuldum mesela. Masayı silerken scannerı kablolarıyla birlikte usulacık söküp yarın işbaşı yapacak yeni çırağın masasına ittiriverdim çaktırmadan. Böylece işimin arasında "şunu bi tarar mısın yaee" deyip başıma gelen İK hariç diğer iş arkadaşlarımın evraklarını taramaktan da uzun vadede yırtmış oldum. İK'nınkilere diyecek bir lafımız yok, onlarınki maaş ya da avans talimatları gibi tamamen duygusal işler. Baktım masaya hâlâ sığamıyorum bu kez evrak raflarını tek sıraya düşürdüm. Ben fark etmeden masam Çin'deki apartmanlar gibi sağdan sola, yukarıdan aşağıya evrak raflarıyla dolmuş tıklım tıklım. Masaya sığamayışımın sebebi benim genişliğim değil, masadaki zamazingoların çokluğuymuş meğersem. Heh şimdi oldu. Format gereği L'nin tam ortasına çapraz yerleştirilmesi gereken ancak yer sıkışıklığından hep paralel yerleştirilen monitörüm artık olması gerektiği gibi duruyor. Ne mutlu bize. Buradan, tek parça çok afedersiniz de çük kadar masalara sığabilen insanları takdir ediyor, ellerinden öpüyorum. Zira ben L şeklindeki koca masaya sığamıyorum. Annem görse şu halimi mezara nasıl sığacaksın deyip ibretlik lafını sokar ve ölümün o soğuk yüzüyle gereksiz, kısa bir yüzleşme yaşamama sebep olurdu. Annem işte.

Bu şirkete girdim gireli yaptığımız iş hep geyik konusu oldu. Bir kere ciddiye alan bir insan çıksaydı karşıma "Selo'nun işini ciddiye alan ilk insan" plaketi verecektim. Hazırladım evde duruyor ama o talihliyle henüz müşerref olamadık. Blogger profilimde meslek kısmında "hortumcu" yazdığını görenler, ne iş yapıyorsun diye soranlar aldığı cevap karşısında onlarla kafa bulduğumu sandılar hep. Her ne kadar üretim konumuz bankaları, kasaları, -geniş düşünürsek- memleketi soyup soğana çevirenlerle mecazi anlamda bir benzerlik gösterse de aman yanlış anlaşılma olmasın, biz hortum üreticisi hortumculardanız efenim, hani şu set üstü ocakların, kombilerin, sobaların boru bağlantısını sağlayan flex hortumlar var ya, heh doğru bildiniz onların üreticisiyiz.

Ve ben Selo, namı diğer şirket demirbaşı, kök salan operasyoncu. Özel hayatımda neysem, iş hayatımda da aynı bokun lacivertiyim. İş arkadaşlarım genelde severler beni. Sevmeyenlerinse kişisel sorunları vardır muhtemelen. Zira ben ki kendi bünyemizdeki laboratuarımız açıldığında laboratuara gidip tüm ciddiyetimi takınıp hortumlara basınç testi uygulayan iş arkadaşlarıma "gebelik testi yapıyor musunuz?" diye sorabilen, taş fırın erkeğiyim diye takılan ağır abilerimize özel dönemimde kanatlı, yoğun -sol alt köşesinde damlacık simgesi var onun hepsi dolu olanını alacaksın tembihiyle- kadın pedi aldırabilen, iddiayı kazandığım halde cep telefonu sözünü yerine getirmeyen patronumu tek kişilik grevle masama "bu masada grev var yazısı" asarak protesto edebilen bir insanım. Siz düşünün benimle çalışmak ne kadar zevkli! Sizi gidi şanslı hergeleler sizi! Burada olmak son zamanlarda beni azıcık yorsa da yıpratır gibi olsa da güzel. İstikrar güzel şey. Bi kere her şeyi geçtim iş ortamım çok güzel. Selam kızlar! Evet üzerinize alınabilirsiniz bu övgü sizler için! (kalp kalp)


Bugün burada 6 yılı devirip 7.yılıma girdim. İş hayatında gösterdiğim istikrarı özel hayatımda da gösterebilseydim şimdiye iyi bir evliliğim ve boy boy çocuklarım olurdu ya, kısmet. Gün gelecek o da olacak, boşuna mı söylüyoruz lan "çocuk da yaparım kariyer de!" :P

supercellma'nız #bumerangodulleri13'te desteğinizi bekliyor :)



Selamlar cağnım folovırlarım!

Antidepresan amaçlı başladığım blog yazma maceramda İki yıldır Bumerang Blog Ödülleri’nde "En Tarz Blog kategorisinde" aday gösteriliyorum. Ben kazanamam demedim katıldım ben de, ama başarı yakalayabilmem için sevenlerimin desteğine ihtiyacım var tabisi J

Bir dakikadan bile az bir zaman ayırıp “ücretsiz sms” göndererek bana destek olabilir misiniz?

Belli mi olur? Belki ben seçilirim J
Ne kadar çok sms başarıya o kadar çok yaklaşan supercellma
Eşiniz, dostunuz, karınız, kocanız, çoluğunuz, çocuğunuz cep telefonu olan herkes bana sms gönderip bu yolda manevi destek olabilirler...

Herkese şimdiden kocaman teşekkürler…





04 Ekim 2013

Hello October! Good Bye Bursa!

Sandaletlerden -babetlerin üzerinden atlayarak- hooopp çizmelere geçtik. Bu nasıl bir hava değişimidir arkadaş tepetaklak etti hepimizi. Yine bir ne giyeceğimizi bilememe sendromu. Daha Pazartesi günü kısa kollu tişörtle işe gitmişken; Çarşamba çizmeleri, çıtçıtlı badileri çektim bildiğiniz. Yazlık kışlık operasyonunu sabahları saat alarmını ertelediğim gibi ertelemişken şimdi kutulardan, hurçlardan uzun kollu, uzun paçalı ne bulursam çekiştirir, üzerime geçirir durumdayım. Birden değişen havalar hastalık habercisi aman diyim kendinize dikkat edin, üşütmeyin. Saat 20:00 otobüsüyle İstanbul'a giden Selo'nuz hepinize iyi hafta sonları diler. Ben şimdi ön koltuktaki -toplumsal yaşama henüz ayak uyduramamış öküze- koltuğu sonuna kadar yatırabilmek için kimden izin aldığını sormak üzere sağdan hafif ön tarafa doğru yöneliyorum. Yöneldim. Yarın 3. sayfa haberlerinde görüşmek üzere :D

Samsung Galaxy Mobile tarafından gönderildi

02 Ekim 2013

Çekiliş Sonucu

Çekilişimi kazanan kişinin enteresan tepkilerinden dolayı çekilişi tekrar yapıyorum. Belki bu kararım kıyametleri koparacak, bir sürü olay yaratacak ama içime sinmeyen bir durumla karşı karşıyaysam daima iç sesimi dinlerim. Verdiğim hediye çok pahalı bir hediye olmayabilir, hatta basit, sıradan bir hediye bile olabilir bir çok kişiye göre ama ben az veren candan, çok veren maldan düşüncesiyle kendime alır gibi severek almıştım bu cici kupa takımını ve istedim ki hak eden birine gitsin. Dün çekilişi yaptıktan sonraki içler acısı diyalog sebebiyle çekiliş sahibi olmanın ve blog dünyasında bu işin raconunu az çok bilen biri olmanın bana verdiği yetkiye dayanarak çekilişi tekrarlıyorum. Karşımdaki insan benim itinama, özenime "aaaaa çok sevindim ne kazandım link yollarmısın" şeklinde bir cevap verince iş buraya geldi. Neyse uzatmıyorum.

Çekilişi yeniden random.org ile çektim ve 64 numaralı yorumuyla vızvız adlı kişi oldu kazanan. Ancak ne mail adresine, ne blogger profiline, ne de blog adresine ulaşılamadığı için bir kez daha çekmek zorunda kaldım. (Ekran görüntülerini de aldım ki haksızlık olmasın, geri dönerse kanıt olsun diye) Ve işte mücadele dolu bir süreçten sonra yeni kazananımız:


23 numaralı yorumuyla Mon Abeille  oldu :)

Çekilişi blogunda paylaşırken; "Katılın ama kazanmayın, bana çıksın" demiş. 
Başka bir şey isteseymiş olacakmış sanırım :)

Meliscim adres bilgilerini bana göndermeni bekliyorum, bir an önce kargo yapayım :)


Hükmü Kalmayan Çekiliş Sonucu


Öhöm öhöm!

Migrenim tuttu, kafamda tülbent, göz kapaklarım kapanmamak için direnir durumdayım ama onca kişi sabırsızlıkla bekliyor diye yarına ertelemek istemedim, yaptım çekilişi. Böyle de bir insanım yani. Katılım beklediğimden yüksekti bu çekilişte. Bu yüzden katılan herkese çok teşekkürler.


 


Kazanan 34 no'lu yorumuyla "Özlem Arslan" oldu. 
Kendisini tebrik ediyorum! fiyuuu fiyuuuuvv ıslııkk :)
Adres ve iletişim bilgilerini supercellma@gmail.com a bekliyorum :)
Bugün içinde bana ulaşmazsa çekilişi yeniden yapacağım.

Sevgili folovırlarım yeni bir çekilişte yine güzel bir hediyeyle şansınızı denemek istiyorsanız takipte kalın! ;)




Follow my blog with Bloglovin

30 Eylül 2013

Haftasonu, keşke hiç bitmesen be!

Mis gibi bir haftasonundan sonra bokum gibi bir Pazartesi sabahından herkese -ne kadar olabiliyorsa o kadar - günaydınlar blogcum.

Hafta sonlarını seviyorum ama keşke bu kadar çabuk bitmese, keşke evimde ayağımı uzatıp dinlenebilecek biraz daha vaktim olsa... Yine iki günlük bir hafta sonu tatili, yine koşuşturmaca, yine yoğun, yine yorgun bir Selo. Cuma akşamı iş çıkışı -nasıl olduysa o güne bir plan yapmayıp- eve gidip biraz da olsa dinlenebildim neyse ki. Puzzle halısı başında sözde puzzle keyfi yapacakken, sıcaktan mayışmış kedi gibi uyuklayarak ve devamında erkenden uyuyarak kendimi az da olsa şımarttığımı düşünüyorum. Hâl böyle olunca Cumartesi sabahı 9'u biraz geçerken uyanıp bir daha uyuyamadım ya la. Ama iyi de oldu sankilim günü kaçırmamış oldum. Ablamın ufaklığın toplantısı vardı, mesaj atıp dedim ki toplantıdan sonra al kızları gel, gidelim Setbaşı'nda kahvaltı yapalım şöyle dere kenarında bir güzel... Gittik, yedik, içtik, değişiklik oldu. Ablam çalışan biri olmadığı için böyle dışarıda yemeler içmeler falan pek yapabildiği şeyler değil. Alt tarafı bir kahvaltıydı onları ağırlayabildiğim ama ne kadar mutlu oldular canlarım benim..

Onlarla ayrıldık kuaföre gittim, istenmeyen tüylerimden kurtuldum, saçlarımı kestirdim bakım vesaire günümün yarısı kuaförde geçti. Sonra uzun zamandır görüşemediğim bir dostumla görüştüm iş için Bursa'ya gelişini fırsat bilerek. Sonra da ayrıldığımızdan bu yana sürekli Bursa'ya geleceğim, tekrar bir görüşelim, konuşalım diyen lakin bir türlü gelemeyen en sonuncu eski sevgilim nihayet Cumartesi akşamı geldi. Sonuç tam da beklediğim gibi; değişmedi. Acaba askerlik psikolojisinden kurtulup sivil hayatta kendini bulmuş mudur, bir şeyler değişmiş midir? düşünceleriyle keşke dememek için görüşeyim dedim, ama bir kere de yanıl be kızım selo! Yok! Uzatmayayım, umutsuz vaka. Ben tatminsiz, memnuniyetsiz, dengesiz ve full sinir bir hatunmuşum, analiz yaptı gitti. Sağolsun.

Onu otogar otobüsüne bindirdikten sonra blog arkadaşlarımla buluşmaya FSM Benzin'e doğru yola çıktım. Bir an acaba gitmesem mi dedim çünkü eski sevgiliyle görüşmenin sonuna doğru iyice gerilmiştim ama iyi ki gitmişim. Moral motivasyon aldı başını gitti, tavan oldu bildiğin. Bissürü de hediyelerimiz oldu sponsorlardan gelen, ben o mutlulukla ağzım kulaklarımda döndüm eve.

Yeni saçlarımı sevdim, biraz wamp bir tarz oldu. Kuaförüm yaşın ilerledikçe daha tarz, daha farklı bir hatun oluyorsun, Benjamin Button gibisin diyor, e haksız da sayılmaz sanırım ;)

17 kg vermiş olmanın mutluluğu var ama haftasonu artık alışveriş yapmam gerektiğini iyiden iyiye farkettim. Öyle ya kışı tatile giderken giymek için aldığım şortlarla ve mini eteklerle geçiremem! Sonra dedim ki aman kızım Selo! tek derdin bu olsun, alırsın.

Akşam 22 yi geçiyordu yatağıma oturdum, manikür, oje, şu bu derken yine gece yarısını geçti vakit ve her şey bal kabağına dönüştü ben uyuyana kadar. O yüzden yazıyı dün akşam yazamadım, rötar yaptı bugüne kaldı.

Anlayacağınız üzere sayın folovırlarım koşturmaca dolu, yoğun ama dopdolu bir hafta sonunu daha geride bırakmış bulunmaktayım. Hafta sonunun benim için en güzel detayı dünkü Bursalı Bloggerlar Buluşmasıydı. Daha önceden pek az tanıdık kişinin olduğu, yaş ortalaması daha genç, daha sıcak, daha içten, daha samimi, sosyal statüye, maddi duruma göre bir ayrım olmayan, gruplaşılmayan harika bir ortamda çok keyifli vakit geçirdik. Karşımda yine Denizciğim vardı, e nasıl başlarsa öyle gidiyor ihihi. Etkinliği düzenleyen arkadaşlar Modaliza ve Bir Mutluluk Atölyesi bizim için o kadar güzel organize olmuşlar ki elimiz kolumuz doldu taştı sponsorlardan gelen hediyelerle. Ben eve taşındım taşınalı 2 kez kullanmadığım asansörü -1. kattaki evime gitmek için kullanmak zorunda kaldım, varın siz hesap edin. Eve gider gitmez her zamanki gibi daire kapısında gelen tuvaletimi bile tutarak heyecanla hediyelerimi açtım, ama baktım hediyeler bakmakla bitecek gibi değil tuvalet işini aradan çıkarıp devam ettim eheheh. Yakında hepsiyle ilgili deneyim yazılarımı keyifle paylaşacağım, hem buralarda olmak için güzel bir bahane olurlar.

Cuma günü paydos saatine 5-10 dakika kala kargonun getirdiği bu güzel hediyeyi aramızın iyi olduğu bir nakliyeci arkadaşım Ayşegül almış bana Alaçatı'dan. Bu cici hediye beraberinde hediyeyi getirdi ve......


gördüğünüz gibi hediyeye doydum canlarım. Selo'nuz büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, yaşıtlarının yanaklarından öper ve çay molasını size yazı yazarak geçirmiş olmaktan ötürü pek bir mutlu paşa paşa işine döner. Saygılar, sevgiler efenim.

24 Eylül 2013

Pileli Midi Etek


Hi sevgili folovırlarım!
Geçtiğimiz günlerde takip ettiğim bir trend bilogunda gördüm ki bu yıl pileli midi etekler modaymış. 4 yıl önce aldığım bu beli lastikli pileli etek yalnızca bir düğünde giyilmiş sonra önüne geçemediğim kilo alma durumu yüzünden bir gün tekrar kilo verip giyerim düşüncesiyle gardırobumda beklemeye bırakılmıştı. Bu yıl yeniden moda olmuş, ne diyeyim bana yaradı. Geçtiğimiz Pazar günü bir aile dostumuzun nikahında hafif yarasa kol ekru bluzumu belimin inceliğini fırsat bilerek, pileli eteğimin üzeri dantelli lastik kemerinin içine sokarak kullandım ve kendimce, gardırobum izin verdiğince böyle bir kombin oluşturdum. Beğendiniz mi? Kaptım mı puanı he?

Bu arada 79'dan aşağı doğru gidiyorum, artık biraz yavaşladı ama 75 olana kadar devam :)

19 Eylül 2013

Selo'nun Müstakbel Komşusuyla İmtihanı

Pazartesi akşamı sendrom ve günün yorgunluğuyla %4 pil şeklinde bir halde son gayret market alışverişi yaparak kendimi eve attım. Eve inmeden asansörle 3. kata çıkıp yöneticimize 25 TL aidatımızı takdim ettim. Sonra indim -1. kattaki daireme. Üç kez kilitlediğim çelik kapımı sıkışmış olmanın da verdiği telaşla hızlıca açıp poşetleri bir yana, çantamı bir yana ve omuzumdaki hırkayı bir yana atarak koşarak tuvalete girdim. Bu tuvalette ne menem şeyse duruyor duruyor hep kapının önüne gelince sıkıştırıyor. Kapının önüne bırakılmış yeni IKEA kataloğu bana S4'ümün tamirde olduğu şu günlerde klozette vakit geçirirken incelemek için cazip geldi ve bir yandan işimi görürken bir yandan da kataloğun sayfalarını incelemeye  koyuldum. Buraya kadar her şey normal. Hayatının 28 yıllık kesiminin %90'ını kabız olarak geçirmiş biri olarak günde 3 kez büyük tuvalete çıkmak ne büyük bir nimettir bilemezsiniz. İşte tam da bu düşünceyle rahatlamış halde tuvalet görevimi tamamlamak üzere sağ tarafımda bulunan tahret çeşmesine doğru yöneldim ki daha yarım turda gelen su çeşmeyi birkaç tur çevirdiğim halde gelmedi. Nitekim çeşmeyi sonuna kadar açtım ama gelen giden bir şey yok. Neyseki rezervuar doluydu ve sifonu çekebildim. Allah Allah genel bir su kesintisi mi var ki? Yoksa banka otomatik ödemede olan faturamı mı ödemedi? Ne oldu? O panikle ıslak mendille ve tuvalet kağıdıyla geçici çözüm üretip, çabucak üzerimi giyindim balkona çıkıp yan bloktaki komşum ilkokul arkadaşımın annesi Semra teyzeye seslendim. Semra Teyzelerin evden cevap yok. Eyvah yoklar sanırım! Apartmandan da yönetici hariç kimseyi tanımıyorum ki! Napıcam? Yalnızca eve giriş çıkışlarda karşılaşıp günaydın, iyi akşamlar dediğim bir kaç kişi var onların da kaç numarada oturduklarını bilmiyorum. Tam kafam bunlarla zonklarken Semra Teyzenin Selma diye seslenişiyle kendimi balkonda buldum. "Yok kızım bizde sular kesik değil." Bu cevapla yıkıldım. Sıçtığının resmidir Selo, kesin gözünden kaçtı su faturan, otomatik ödemede bir şey oldu ödenmedi, kaldın mı susuz, götün boklu. Lan ben şimdi napıcam? Yarın akşam da iş çıkışı kızlarla yemeğe çıkıcaz, kesin duş yapmam lazım, ayy ben dişlerimi fırçalamadan nasıl uyucam, işten geldim 12 saat babetin içinde kokan ayaklarımı da yıkayamadım, nasıl ya sabahleyin yüzümü de yıkayamıcam! Ayy ben çıldırıcaaammm!!!

Türklerin ya kaçarken ya sıçarken ki gelen aklı bende sıçma işini yaptıktan yaklaşık bi 15-20 dakika sonra geldi ki laptopu açıp internet şubesine girmeye çalışıyorum. Bu arada telefonlar susmak bilmiyor ki smsle gelen şifreyi girip internet şubesini açabileyim. Bir de telefonun serviste olmasından ve tüm rehberimin telefon hafızasında olmasından dolayı kimsenin numarasının olmaması, mesaj atanları ve arayanları tanımadığım "siz kimsiniz" diye sorduğum için yediğim fırçalar, laflar cabası. Neyse uzun bir uğraştan sonra telefon görüşmelerini bitirip internet şubesine girdim, yoo bir sorun yok, fatura ödenmiş, ödenmemiş fatura yok. Eee ne oldu o zaman bu amınakodumun sularına? Aldım elime mutfakta mantar panoda duran son su faturamı buldum sayaç numarasını ve elime fener alıp çıktım apartmanda su sayaçlarını bulmak için keşfe. Çok uzağa gitmeye gerek kalmadı bizim katta üstünde "SU" yazan bir kapak buldum ve ahanda benim sayacım. Üzerinde ne mühür var ne bir şey, gayet normal görünüyor. Hadi canım bende! Sanki hayatımda kaç kere su saati, kaç kere mühür gördüysem! Kadın halimle bu işe de el atıp sağını, solunu kurcaladım tık yok. Sonra 45 dakika öncesine dönerek karşı dairemi satın alan ve ben eve girerken kapıda karşılaştığım müstakbel komşum ve tamirci ustalarıyla karşılaştığım ana gittim. Lan dedim bu herifler bırgalamış olmasın benim su saatini? (Aklın başına geldiğin an) Ama ne yaptıysam o vanaları çevirme şerefine nail olamadım ve gönülsüz de olsam bindim asansöre ve tekrar tuttum apartman yöneticisinin yolunu. "Şeyyy ıııı rahatsız ettiğim için özür dilerim de ya İsmail Bey benim sularım akmıyor, su kesintisi de yokmuş, bankaya da baktım fatura ödenmiş" gibi es vermeden derdimi anlatıyordum ki adam gülerek "karşı dairenizi alan komşular yanlışlıkla sizin vanayı mı kapatmış olmasın" dedi ki aynen de öyle olmuş, aklımıza gelmeyen başımıza gelmiş. Evet efendim benim dangalak müstakbel komşum kendi su saati bağlanmadığı, orada takılı duran saat ona ait olmadığı halde! ne akla hizmetse! gidip benim vanamı kapatmış. Anlıcağınız müstakbel komşu daha evine taşınmadan vukuatlarına başladı.

Bu olay nelere sebep oldu? Ben apartmanda kimseyi tanımamanın boktan bir şey olduğunu tecrübe ettim, en kısa sürede damla çikolatalı kurabiye ve ıssız adam keki yaparak komşularla connecting-people yapmaya karar verdim. Garanti Bankasına boşu boşuna sövdüm, günaha girdim ve neredeyse 1 saat muhtelif yerlerimde kim bilir kaç milyon bakteri ürediğini düşünerek de derhal duşa girdim. Sonrası bütün gece klozet, akmayan sular, ingiliz anahtarı, el feneri, tamirci ustaları, su saatleri ve boklarla dolu kabuslar gördüm. Ev alma komşu al demiş atalarımız, ama ben mümkünse ev alayım böyle komşu alacağıma! Müstakbel komşumla maceralarıma önümüzdeki günlerde hız kesmeden devam edeceğiz gibi görünüyor.

16 Eylül 2013

Nazar mı? Dikkatsizlik mi? Yoksa 13. Cuma laneti mi? :(

Merhabayın sevgili folovırlarım

Günün Fotosu etkinliğinin sahibesi olarak günlerdir niye fotoğraf yüklemediğimi, yüklenen fotoğraflarda taglendiğim halde niye beğenmediğimi, yorum yapmadığımı, sosyal medyada pek bi aktifken niye pasife düştüğümü merak edenler olmuş aranızda, öncelikle merak edilmek pek güzel bişi sağolun varolun. Efenim telefonumun ekranı geçtiğimiz Cuma günü çatladı ve telefonum bir daha açılmadı. Hal böyleyken Twitter'dan sürekli tweet atan, Facebook'tan durum güncellemesi yapan, millete sataşan, yazıp çiziktiren ben kınalı yapıncak gibi boynu bükük kaldım. Foursquare'da haftalardır liste başıyken #8'inci sıralara düştüm. Durumum vehametini varın siz düşünün. Bugün servisten aradılar ve masraf için onayımı aldılar, verecez yaptıracaz mecbur. S4'ümün ekran tamiri 400 TL haşırt to the blackboard. Ne diyelim cana gelceğine mala gelsin, ha bi de gözü kalanın gözü çıksın! Belki yarın belki yarından da yakın tekrar aranıza geri döneceğim, beni özleyin, merak edin, sevin işte yapın bir şeyler anacığğmmm. Canım S4'üm az kaldı gelip alacağım seni astaneden :D

14 Eylül 2013

Güler misin? Ağlar mısın?

Facebook'un arama kutusuna Bige yazıp kankamın profiline girmeye çalışırken -Bir zamanlar sabah akşam profilini gözetlediğim için bilgisayarın arama hafızasına aldığını sanıyorum- karşıma eski sevgilim Birol'un profilinin çıkması da neyin nesi amk? Üstelik yaşı sen de 35 ben diyeyim 40'lık kendinden yaşlı gözüken bir hatunla 1970'lerden kalma, üçüncü sınıf fotoğraf stüdyolarının bile artık çekmediği bir pozla nişan fotoğrafını profil pikçır yapmışken. Ey sevgili Selo! Güler misin ağlar mısın? Hayır yani durup dururken beni şeytan dürtmüş olmalı gir Bige'nin profilini ara, ara ki ben seni bi güzel göt edeyim diyerek. O aşamaya gelip o fotoğrafı görmüşken o profile gitmeyen, anasayfaya geri dönen bir kadın düşünebiliyor musun? Şahsen ben düşünemiyorum. Tam da düşündüğün gibi yaptım. Açtım ekranı. Facebook yeni profil fotoğraflarını ayarlarını değiştirmediğiniz sürece herkese açık şekilde yüklüyor. Benim teknoloji özürlü mal ex aşkım da ya ayarlarını becerip gizlememiştir ya da bu nasılsa sıkça benim profilime girip bakıyordur girsin de nişanlandığımı görsün şeklinde kıskandırmaca amaçlı ince hesaplar yapmıştır. İkinci seçeneğe ihtimal vermiyorum bu herif onu düşünecek kapasitede olsa beni kaçırmazdı. Geçelim. Ayrılalı Kasım sonunda 3 yıl bitecek. Hani o bazı anlarda herkesin gözünün önüne gelen lanet film şeridi var ya, he işte o yine geldi gözümün önüne ve bu kez ağır çekimde ilerledi. Tanışmışlığımızdan, ayrılığımıza kadar yaşanan her şeyi tüylerim diken diken olarak tekrar yaşadım, bi gittim geldim o zamanlara resmen. Gözlerim yandı, yaşardı, dolu dolu oldu da ağlayamadım ya la. Sıktım sıktım kendimi sonra bi başlarsın hıçkırıklarla böğürerek ağlamaya. Ağlamak ki ne ağlamak sen de üç, ben diyim beş saat. Allah gecinden versin, Allah başımızdan eksik etmesin görende anam babam öldü sanır. Sonra sabah nasıl uyandım işe gittim gel bi de bana sor.

Fotoğrafa bakınca başta bildiğin kıskandım, hatta hızımı alamayarak kızla kendimi bi kıyaslama durumlarına falan bile girdim. O fotodaki hemcinsime kız diyerek sakın şöyle çıtı pıtı, genç bir hatun kişisinden bahsettiğim düşünülmesin. Cinsiyet belirtmek amaçlı kız diyorum. Yoksa içimden kadın hatta karı bile demek geliyor lakin kıskandığım! hatta kıskançlıktan çatladığım! ve tırnaklarımı yemeğe başladığım! bile düşünülebilir diye kız diyorum, hatta bağrıma basıp sevesim geldi kızcağız bile diyebiliriz biz ona. Çünkü o daha başına müstakbel nemrut kaynanasından neler geleceğinden habersiz. Aman efendim kız bi çirkin, böyle bi ruhsuz, bi aurası yok, Yüce Rabbim seksapelite dağıtırken bu evde etaminden seccade mi işliyormuş nedir yani. Sönük, silik bir şey. Bi kere kendimim diye demiyorum ben daha çok yakışıyordum Birol'un yanına, ha bu cepte. Birol benim eşim şöyle olmalı böyle olmalı diye bizim çıktığımız dönemler benden övgüyle bahseder, aldığım 300 gramları, saçlarımın dip zamanlarını, kaşımı, bıyığımı takip ederken böyle paçoz "hatun" demeye 10 akil insan gerekir tipi nerden buldu bilmiyorum. Muhtemelen anası olacak nemrut köyden bulmuştur, en sıfır kilometresinden. Ah benim salak ex aşkım ahhh! Bulmuş işte anası kendi gibi sünepeyi. Ayol o hatunun göz çevresindeki kırışıklıklar, mimik kırışıklıkları selam! ben burdayım!  diye bağırıyor resmen fotoğrafta. Garibim gülememiş fotoda gülse çünkü 10 yaş daha atacak kesin. Ah Birol ah, yazık lan sana kaçırdın oğlum benim gibi çıtırı. Ama yoook ohh olsun! canıma değsin! beter ol! menopoza da girmiştir o karı kesin deyip içten içe Cadı Sila gülüşü yapmayı da ihmal etmedim. Sonra durdum ve dedim ki salak Selo kırışık mırışık, menopozlu ya da girmek üzere kapmış mı herifi? kapmış. Senin yapamadığını yapmış mı? yapmış. Sen hâlâ neyin tribindesin. Göt oldun mu! Bi sağıma soluma baktım ve yalnız yaşamanın böyle durumlarda büyük avantaj olduğunu bir kez daha farkederek ikinci hıçkırığı patlattım sümüklerim aka aka. Ayy görüyor musun ciddi ciddi nişanlanmışlar lan bunlar. Gittiiii gül gibi herif, ay o bana şunu da almıştı, bunu da yapmıştı, şöyle seviyordu böyle özlüyordu gibi ölen körü bi anda badem gözlü yapacak reklam kısmı girdi film arasına. Sonra burnumun tıkanmasını fırsat bilerek "lan o değilde griden nişan tuvaleti mi olur, bir insan bu kadar zevksiz mi olur, o saç, o makyaj ne Allah aşkına hiç kimse mi ayna vermedi o kızın eline" düşünceleriyle birkaç dakika önce girdiğim depresyondan bi hışımla Bihter silkelenmesiyle çıkıverdim.

Birol'un kuzeninin kız arkadaşı -ki o kız biz çıkarken beni çok kıskanırdı çünkü kaç yıllık ilişkileri var sevgilisini bi türlü nikah masasına oturtamamış, biz daha sekiz dokuz aylık sevgiliyken evlilik planları yapıyoruz diye, bu ağzına sıçtımın kızı bana- Aralık ayında "sen o Özlenen Sevgiliye Mektup yazılarını boşuna yazma artık, Birol evlendi" - bir dost imzalı bir mesajla bana yumurtlamıştı. Götten bacaklı bir kızdı ve o mesaja "bu haberi bana yetiştirdin ya kesin boyun bir karış uzamıştır. Söyle bakayım gülüm 1.40 mı oldun 1.45 mi?" şeklinde cevapla karşılık vermiştim. Birol'un profiline böyle kötü bir rastlantı sonucu damdan düşer gibi girişimle anlamış bulunuyoruz ki herif evlenmemiş, daha nişanlı. Demek ki bu kız çirkin, götten bacaklı olmasının yanı sıra yalancı da.

Birden atağa geçen kötü yanım kızın profiline birkaç fotonuzu gönder "benim eskilerimi mi topladın, kıyamam" şeklinde bi mesaj at, bi huzursuz et, bi sinir et, bi deli et diye zihnimi parmaklasa da yapmadım. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş. Kıskandım, sinirlendim hatta sinirden ağladım bile falan ama durup düşününce bir kez daha anladım ki biz olamazdık. Ex aşkıma üzüldüm ben gibi birinden sonra çıtayı düşürmüş ama hem güzel olacak, hem zeki, hem becerikli, hem geçerli bir mesleği olacak, hem o olacak hem bu olacak, hem de sıfır kilometre olacak. Ee adama demezler mi o kadar çok özelliği bir arada barındıran hatunun senin gibi ana kuzusu götü bokluyla işi ne?

Gönül isterdi ki ex aşkın bi benle bi de müstakbel hayat arkadaşı gri tuvaletli kırışık yüzlü karıyla çekilmiş fotosunu ibreti alem olsun diye yayınlayayım, siz de yukarıda anlattıklarımı zerre abartmadığımı görün diye ama neyse, siz Selo'nun dilinden hayalinizde canlandırabilen yetenekli okuyucularsınız, kimseyi rencide etmeyelim değil mi?

Yarın öğlene kadar malak gibi uyumak niyetiyle kendini Mustafa Sandal'ın yeni şarkısını bugün bilmemkaçyüzüncü kez dinleyerek uykuya bırakan Selo herkese iyi geceler diler.

Follow my blog with Bloglovin

05 Eylül 2013

Bedenim burda fakat ruhum?

Yeni aldığı çorabın etiketini koparmaya çalışırken çorap üzerinde itinayla 4 delik açan tek insan kişisi ben değilim dimi? Umarım değilimdir, yoksa kendimi çok yalnız hissederim doğrusu. Sabah işe gelirken Penti'den aldığım pamuklu babet çorabının etiketini koparmaya çalışırken tam da bunu düşündüm. Halbukisi dikiş kutusu maksimum yirmi adım ötede ve çok şükür Allah'ıma öyle kaba göt biri de değilim ama uyku sersemliğimi diyelim, ben bunu makassız da sökerim özgüveni mi diyelim, bilemedim. Dakka bir gol bir çorap iki tarafından delindi. Daha iyi ya, ayağın hava alır o deliklerden kokmaz gibi saçma bir züğürt tesellisinden de geri kalmadım şahsen.

Yıllık iznimi paydos saatinden iznimin bittiği son ana kadar Bodrum'da geçirdim. Zamanı verimli kullanmak diye buna denmez de neye denir? Mehehehe :D Bursa terminalde indim Bodrum otobüsünden, doğru işe geldim. Ay yorulmaz mısın, bayılmaz mısın, yığılıp kalmaz mısın diyenlere kendimin Supercellma kişisi olduğunu hatırlatmayı bir borç bilirim.

Tatile işleri toparlayıp gitmiş olmanın bir boka yaramadığını bir kez daha acı acı tecrübe etmiş bulunuyorum ki tertemiz bıraktığım masa yokluğumda günden güne mitoz bölünerek çoğalan evrak yığınlarıyla karşıladı beni. Ama ben öyle mikemmel bir tatil yaptım enerjimi öyle depoladım ki bana iş mi dayanır! (kendi kendini kandırma çabaları)

Tekne turunda "dal ve burnuna su çek, sinüslerin temizlensin" diyen doktorun tavsiyesine uyayım derken  korkarım ki beynimden olmak üzereyim. Zira Cumartesi gününden beri burnumdan akan şey sümük, boşalan yerler sinüs olamaz değil mi? #direnbeyin

Bahçede çimleri sulayan fıskiyenin sesini duyunca aklıma yine Bodrum geldi anasını satim. Ne alaka demeyin, şu an ottan boktan her türlü sebep bana Bodrum'u hatırlatıyor. Gaibten bir ses işine dön Selo diye böğürüyor. Tamam lan iki dakka rahat bırakmadın iki lafın belini kıralım. Anlatacak çok şey var, yazacak sayfalar dolusu yazı. Ama bir ucundan tutup başlayamıyorum. En azından buralardayım, bilin istedim.

Ben bi çişe gidem sonra işlerime kaldığım yerden devam. Nabıcan ekmek parası... ;)

ilişki durumum:



30 Ağustos 2013

Tatilden notlar:

-Kimse 29 yaşında olduğuma inanmıyor
-Ya ben çok uzunum ya da peşime takılan beyler suya çekmiş
-Çoğu kişi normal hayatlarında olduklarından çok farklı
-Bi küçük su ortalama 4 lira
-En iyi tatil kız arkadaşlarla yapılıyormuş çünkü ancak bi kız arkadaş hiç sıkılmadan senin yüzlerce fotonu çekebilir ;)
-Sahilde kaldırıma oturup bira içenler kendilerini Fink'te Vittoria'da etiketliyor, tecrübelerimle sabittir ;)


Samsung Mobile tarafından gönderildi

20 Ağustos 2013

Mutluluğun Öteki Yüzü


Çok uzun zamandır buralarda aktif olamadığım için blog çekilişlerine de katılamıyordum doğal olarak. Suskunluğumu pek sevgili blogırımız drwilldone'un kitap çekilişine katılarak bozdum ve şans benden yanaymış ki çekilişi ben kazandım. Kargom az önce geldi. Tatilde okumak üzere kitap almayı düşünüyordum, yine dört ayak üstüne düştüm, bu güzel kitap hediye geldi. Kitabın içeriği kadar kapağı, tasarımı da önemlidir benim için. Sürükleyici bir roman olduğunu zaten yorumlarda okumuştum ama itiraf etmeliyim ki kitabın kapak tasarımı, püsküllü ayracı beni benden aldı. 2013 benim uğurlu yılım, bu yıl hediyeye doymadım resmen. Allah'ım bu şansın önümüzdeki günlerde, aylarda ve yıllarda devam etmesini istiyorum, amin. Arkadya Yayınları'na ve drwilldone'a koccaman teşekkürler.

18 Ağustos 2013

Evrime inanmayanlar? bu post sizin için :)


#‎Yoğunisteküzerine‬ ‪#‎Beforeandafter‬ ‪#‎Şişkovezayıfsupercellma‬ ‪#‎İkiresimarasındakibirdamacanalıkfarkıbulunuz‬ ‪#‎2009and2013‬ ‪#‎Thedifferencebetweenthetwoimages‬ ‪#‎Fatandthinsupercellma‬ ‪#‎Diyetöncesibendiyetsonrasıben‬ ‪#‎Beforedietandafterdiet‬ ‪#‎instagood‬ ‪#‎Birdeğişimhikayesi‬ ‪#‎achangestory‬ ‪#‎Girl‬ ‪#‎Diet‬ ‪#‎Diyet‬
#‎Diyet‬ ‪#‎Zayıflamak‬ ‪#‎Zayıflıyorumgüzelleşiyorum‬ ‪#‎Diet‬ ‪#‎Loseweight‬ ‪#‎willbethin‬ ‪#‎willbebeautiful‬ ‪#‎Herkesyerkenbenbakıyorum‬ ‪#‎Kolaysagelsenver‬ ‪#‎azminzaferi‬ ‪#‎Yıllarsonra70likilolar‬ ‪#‎96dan79nokta7ye‬ ‪#‎75enekaldı‬ ‪#‎dirensupercellma‬ ‪#‎Aferinlanbana‬ ‪#‎Maşallahdeyinplease‬ ‪#‎Hüloooğğ‬ :)


  • 96 kiloyla başladığım diyetimin 7. ayındayım. Fazla kilolarım gözle görülür şekilde yok olurken, özgüvenim tavan yapmış durumda. Mütevazi olamayacağım, ben gerçekten süperim lan!
  • Tatilime son 1 hafta. Tatilde diyet mi olur diyenler var çevremde, onlara "esas diyet tatilde olur" diyorum. 
  • Neredeyse 10 yıl sonra ilk kez 70'li kilolardayım, 79.7'yi görünce basküle sımsıkı sarıldım, öptüm bildiğiniz! ;)
  • 7 Eylülde yeni bir Gülcan Karpuz kontrolünde siz pek sevgili folovırlarıma durum raporu vermek üzere, 

Ha unutmadan: "Yarın Pazartesi". İmza -Bir Dost :P
Herkese tatlı uykular!!! ;)

16 Ağustos 2013

Alışveriş |

Yıllık izni -arkaya doğru fırlatılan gelin çiçeğini yakalar gibi- havada kapan ve bundan mütevellit Bodrum tatiline geri sayım yapmanın haklı mutluluğunu yaşayan Supercellma kişisinden pek bi selamlar blogcum!

Arefe günü sokaklar, caddeler, çarşılar, pazarlar, her bir yerler Çin'de bir havuz görüntüsünü aratmayacak şekilde bkz. insan kaynıyorkene ve herkeşler kendine bayramlık ciciler alıyorkene ben "herkes aynıyken ben farklıydım" felsefemden milim kaymamış bir bağyan kişisi olarak bayramlık alışveriş dışında yapılabilecek her türlü alışverişin bokunu çıkarmış bulunmaktayım. Dekorasyondan elektroniğe, kişisel bakımdan, pazar alışverişine ne bulduysam aldım.

Alışverişimin ilk durağı Linens'di. Epeydir bırgalamıyorum girip bi bakınayım dedim, elim kolum dolu çıktım her zamanki gibi. Yeni eve taşındığımdan beri misafir havlularımı koyabileceğim sepet arayışımı Linens'de gördüğüm örme sepetlerle noktaladım.

Yuvarlak olanlar seri sonu olduğu için 5,95 TL gibi komik bir fiyata satılıyor. Oval olan ebat olarak yuvarlaktan bi hayli küçük olmasına rağmen yeni sezon olmanın havasını atıyor ve 17,90 TL'den satışta. Sepetlerin yanısıra bir de içlerinden şanslı pek sevgili bir folovırıma hediye etmek üzere ikili kupa seti aldım. Üzerinden twitter cikciğine benzeyen cikcikler var, orjinal kutusuyla pek şık, pek cici. Yeni sezon ürünlerinin satıldığı giriş katta fiyatlar birazcık tuzlu olsa da, outlet katında gözlerinize inanamayacağınız fiyatlarla seri sonu ürünler sizi bekliyor.

İkinci durağım İGS Uğuryıl idi. Kasım 2011'de aldığım Vakko çantamın deri kenar biyesi zamanla aşındığı için içerisindeki siyah plastik şerit çıkma yapmıştı. Ben de müşteri hizmetlerine mail atarak çantanın tadilatının yapılmasıyla ilgili talepte bulunmuştum ve gelen cevap üzerine çantayı tadilat incelemesi yapılmak üzere aldığım mağazaya götürmüştüm. İGS'deki müşteri temsilcisi arkadaş en geç 1 ay içinde cevap geleceğini söylemişti. 1 hafta sonra mağazadan "firma ürünün iadesini aldı, yerine yeni sezondan istediğiniz yeni bir ürünü alabilirsiniz" şeklinde bir geri dönüş gelince ben "İGS farkı" diyerek daha öncesinden bildiğim Ağustos başında çıkan yeni sezon grubundan kendime rengi başta pek içime sinmese de sonradan sonraya pek bi ısındığım bu çantayı üzerine az bir miktar! fark vererek aldım. İGS müşteri memnuniyeti konusunda gerçekten çok iyi, bugüne kadar aldığım ürünlerle ilgili ne zaman sorun yaşasam hiç bir zaman çözümsüz kalmadı.

Diyetisyene başladığımdan bu yana ha bugün ha yarın deyip ertelemekte dünya rekoru kırdığım baskülümü diyetisyenime sormak istiyorum joker hakkımı da kullanarak nihayet aldım. Bimeks'te 49,90 TL'ye görüp istediğim rengi yok diye almadığım Tefal baskülü tadilata girdiği için %70'lere varan indirim yapan Bursa YKM mağazasından 29,90 TL'ye kaptım. Anneler gününe özel sınırlı sayıda üretilmiş bu kalp desenli baskül banyomda baş köşede yerini aldı. Tepesinde dana nice kilolar verdiğimi görmeyi Yüce Rabbimden niyaz ederim.

YKM'den aldığım bir diğer ürünse 2010'da aldığım eskimek bilmeyen Triump marka sütyendi. İnce süngerli, toparlayıcı bu kalıp artık üretilmediği için kısa süreli yas tutmuştum ancak mağazada iç çamaşır reyonunda tesadüfen kurcaladığım askıların arasında kendi bedenimden bir tane bulunca ofsayta düşmemek adına, fiyat etiketine dahi bakmadan direk aldım. Fiyatı 79,90'mış, 2010'da 65,50'a aldığımı düşünürsek gayet normal. Ben bi 3 sene daha rahatım. Bu markayı şiddetle tavsiye ediyorum, aklınızda bulunsun, yazın bi kenara.


Son durağım ürünlerini uzun zamandır kullansam da ilk alışverişimi yapmak ancak Mayıs ayında nasib olan Yves Rocher'di. Doğum günüme özel ikinci ürün bedava kampanyasından, %20 indirimden ve Zafer Plaza Artı Puanlarımla almış olduğum 10TL hediye çekimi kullanarak tüm bu ürünleri 91 TL'ye aldım. Şaka gibi!


kullansan da kullanmasan da kol gibi gelecek, accık para biriktir.

Follow my blog with Bloglovin

15 Ağustos 2013

Onbirinci Bikini

Haftanın sondan bir önceki iş gününde geleneği bozup servise yetişen! Supercellma kişisinden herkese pek bi günaydınlar bilogcum!

Şimdilerde tatil alışverişi yapmakla yapmamak arasında sıkışıp kalmış durumdayım. 1 beden daha konti garanti küçüleceğim için paraya kıyıp bir don bile almak istemiyorum. Zira zayıflayınca ilk donlar bol gelmeye başlıyor. Amma velakin tatil deyince de akla illa bir avemede yorgunluktan bayılana kadar gezmek, evde on tane olsa da onbirincisini yeni sezondan almak farz olan bir bikini, geçen yıldan yarım şişeden fazla kaldığı halde beraberinde verilen promosyonu kapabilmek adına yenisini almak cazip hale gelen güneş ürünleri, yeni bikini alınca ona uygun pareolar, şapkalar, flip flaplar, plaj çantaları vesair vesair geliyor. Gelmiyor mu? Kendi kendime dedim ki kızım Selo otur oturduğun yerde, bu tatilini de mevcut gardırobunla kapat, önümüz kış, evin dağın dibinde, gıççın donacak, yakacaksın kombiyi, doğalgaz faturan kullansan da kullanmasan da kol gibi gelecek, accık para biriktir.

Fekat ben Selo kişisi, ben bir aslan burcu insanı, DNA'mda yok lan benim para biriktirmek, kenara koymak. Ben para biriktiriyorsam bilin ki bana bir haller olmuştur, depresyonda falanımdır. Kendime verdiğim sözü ancak 308 saat, 58 dakika tutabildim ki; dikkatinizi çekmek istiyorum asıl amaç güneşlenirken frikik vermemek, denizde yüzerken bir kolum kulaç atarken diğer elimle bikinin orasını burasını çekiştirirken boğulma tehlikesi yaşamamak. Yani bikininin yeni sezon olmasıyla, beni benden alan turkuaz rengiyle, püsküle duyduğum derin sevgiyle, indirime girmiş olması ve ücretsiz kargo + 3 taksit avantajıyla falan uzaktan yakından ilgisi yok. İnanıııığğğğnnnnn.

P.S. Bu arada üşenmedim saydım evde 5 tane varmış ama hepsi bana ekistıra larç anacım. Neyse aldım gitti. Yüce İsa beni bağışlasın.

Follow my blog with Bloglovin


13 Ağustos 2013

Etkinlik Duyurusu: Photo of Day / Günün Fotoğrafı

Yıllık izni -arkaya doğru fırlatılan gelin çiçeğini yakalar gibi- havada kapan ve bundan mütevellit Bodrum tatiline geri sayım yapmanın haklı mutluluğunu yaşayan Supercellma kişisinden pek bi selamlar blogcum!

Bi ara sevgili Melis'in organize ettiği ve bir çoğumuzun severek katıldığı bir "Photo of Day / Günün Fotosu" etkinliğimiz vardı. Etkinliği Melis'in rızasıyla devraldım. Eylül'den itibaren yeniden "Günün Fotosu" etkinliği başlatıyorum yüksek müsaadelerinizle. Etkinlikle ilgili detaylı açıklamalara Melis'in açıklayıcı yazısından ulaşabilirsiniz :)

Katılanlar olur mu ki? Ben varım diyenler, konu başlığı önerisinde bulunanlar supercellma@gmail.com'a maillerinizi bekliyorum! Ayrıca iki dakikacık vaktinizi ayırıp blogunuzda bu yazının linkini vererek etkinliği kendi takipçilerinize duyurabilir, katılımı artırabilirsiniz. Gelen Kutumun dolup taşmasını istiyorum.

Evvet, elleri görelim! 
Kimler bizimle?

12 Ağustos 2013

Bazen siktir etmek gerek...

Aslında belkide hepimizin çok iyi bildiği bir şeyi ben yaşayarak öğrenmiş bulunuyorum ki; olayların ne kadar üstüne düşüp pipiriklenirsen o kadar yolunda gitmiyor, aksine daha çok terslik çıkıyor ve bir insana hak ettiğinden ne kadar fazla değer verirsen o kadar ağzına sıçıyor, net.

İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur derler ya ben bu söze de katılmıyorum. Önceleri fazla titiz, sorunların çok üzerine giden, kendini çok sorgulayan biriydim. Bu yüzdendir ki aslında sorun bile olmayan şeyleri sorun yapar, kafama takardım. En vahim olanı da insanlara kendimden fazla değer verir kendimi hep ikinci plana atardım. Bana göre hayatımdaki insanları mutlu etmek benim asli görevimdi ve ben buna kodlanmıştım. Sonra günün birinde yüksek tansiyonla hastaneye kaldırılıp, ölüme çelme takıp kendime geldiğimde dedim ki: "Napıyorsun kızım sen?". Bu soruya cevap bulmamla bambaşka biri olmaya başlamam bir oldu. Daha pozitif biri olmaya, sorun yaratmamaya, olur olmayacak şeyleri sorun etmemeye, aksine onları çözmeye yönelen biri olmaya başladım. Hayatımdaki insanları -ailem de dahil- hak ettikleri yere koyup, adamına göre muamele yapmaya başladım. Öyle ki gitmezsen, yapmaz etmezsen "ayıp olur" denilen şeyleri canım istemiyorsa, içimden gelmiyorsa yapmamaya başladım. Bu, toplumun bilincime yıllarca yüklediği ağırlıklardan bir anda kurtulup hafiflememi sağladı. He bu herkesten kopuk, asosyal bir hayat yaşıyorum, kimseyle görüşmüyorum falan demek değildi. Yok öyle bi şey. Lakin benim için kılını dahi kıpırdatmamış, benim hayatımda dayı, teyze, abla gibi bir ünvana sahip olmak dışında bana hiçbir katkı sağlamamış insanları önemsiz kategorisine taşıdım ve bu insanlar için kendimi yormamaya, hayatımı zorlaştırmamaya karar verdim. İyi ki de verdim amk. Kimse akrabalarını, kayın validesini, görümcesini, eltisini, şusunu, busunu sevmek zorunda değil meselâ. He sevmek zorunda olmadığımız insanları bazen saymak zorunda olduğumuz da bir gerçek. Ama bu, biz iyi niyetle yaklaşıp insanlık gösterirken karşımızdaki insanın bizi aptal yerine koyup ağzımıza sıçması hakkını onlara verdiğimiz anlamına gelmiyor. Bugün kimle dertleşsem hemen herkes hayatındaki insanlardan yakınıyor, özellikle de hayatında olmak zorunda olan fakat kendini mutsuz eden insanlardan. Ben gerekenlerle mesafe koyarak, gerekenlerle görüşmeyi keserek, hak edenler içinse elimden geleni yaparak kurdum dengeyi. Böylece o benim büyüğümdür deyip sevmediğim, samimi bulmadığım bir insanı saymak, ona zoraki gülümsemek, onunla aynı ortamda bulunmak, onun içinde bir şeyler yapmak zorunluluklarından kurtuldum.

Ben hayatın kıymetini daha iyi anlama fırsatı bulmuş, amaçlarını, hedeflerini, önceliklerini belirlemiş, gerektiğinde bencil olmayı öğrenmiş biri olarak hayatımı kendi doğrularıma göre yaşıyorum. Çünkü ne aile, ne eş-dost, ne arkadaş çevresi ne de şu "toplum" dediğimiz şey memnun edilebilir bir kavram değil. Birine doğru gelen şey bir başkasına göre yanlış, günah, ayıp bilmem ne. Herkes kendisinin farkına varıp, kendi kendine "ben her şeyden değerliyim" diyebildiği, insanları ve onların yaptıklarını, yapmadıklarını çok da kafaya takmadan yaşayabildiği sürece mutlu olabilir bence. Benimki bir hipotez sadece, deneyip sonucu görmek size kalmış!

Unutmamak gerek hepimizin sadece bir yaşam hakkı var ve yaşam denilen şey başkaları için yaşanmayacak kadar kısa.

Yanlışsam, düzeltin ;)

31 Temmuz 2013

Arada kaldım.

Bir yanda gelecek vaad eden bir ilişki,
hayallerini gerçekleştirebilecek, keyifli vakit geçirdiğin, ayakları yere basan, güven ve değer veren bir "adam",
Ama kıskanan, fedakarlık bekleyen ve insanların ne dediğini umursayan..

Diğer yanda kimseye hesap vermediğim, eyvallah etmediğim, karışanımın görüşenimin olmadığı özgür hayat,
dilediğim gibi giyindiğim, gezip tozduğum...

Ben ki; insanlar ne der diyen aileme bile restini çekmiş Selo, yaşayabilir miyim bu kaygıya sahip bir adamla?
Ve ben kıskanılmak, karışılmak durumuna o kadar yabancılaşmışım ki,
Bir çok bedel ödeyerek kurduğum -kendime ait hayatın- mı sarsılmasını istemiyorum,
En başında kartların açık oynandığı, evliliğe giden ciddi bir ilişkiye mi hazır değilim? bilemiyorum.
Anlayacağın, arada kaldım.



26 Temmuz 2013

supercellma Instagram'da



Haftanın -benim için son- iş gününden herkese pek bi Selamlar Blogcum!

Pirezidentemizin hediyesi -bir çok insandan daha akıllı- telefonum sayesinde artıkın benim de Instagram hesabım var :) Takibe almak isteyenlere duyrulur!

http://instagram.com/supercellma

Sevgiler, saygılar vesair vesair.


14 Temmuz 2013

n' çektin be Selo!

Eve geleli 4 saat oldu, göya temizlik yapacaktım, yalan oldu, yaydım kıçımı 2.80 yatıyorum.

Kendi kendime "sanırım benim artık östrojenim yok ya da ben ciddi ciddi menopoza girdim" düşüncelerine dalmıştım ki 4 aylık bir ayrılıktan sonra nihayet dün regl olabilme şerefine nail oldum. Allah'ım ne büyük bir lütufmuş bu, bir daha mı ağrım, sancım var diye ağlanmak? Tövbeler olsun. Valla kızlar kimse regl olduğunda ay karnım, ay midem, ay oram, ay buram diye sızlanmasın. Öyle bir gün çekiyorsunuz sancıyı, böyle her gün. Ya o şişkinliğe, o ateş basmasına ne demeli?! Bildiğiniz menopozlu karılar gibi geziyordum aylardır. Yaz mevsimindeyiz, şöyle ince, tiril tiril, açık renk kıyafetler giyemedim lan panikten, ya olursam, geçerse? diye. Yanımdakilere sürekli "arkamı kontrol etsene lan" demekten bana, beni kontrol etmekten de onlara fenalıklar gelmişti ki nihayet rahatladım. Salı günü doktor kontrolüm var, hâlâ benimleler mi? diye hormonlarıma baktıracağım.

Uzun zamandır yoktum buralarda. Neler oldu? Boşuna meraklanma sayın okuyucu kayda değer bir bok olmadı. Hâlâ bekarım, 16 kg vermiş olsam da hâlâ balık etliyim.

Mayıs'ın son Pazartesisi sevgili pirezidentemiz çağırdı odasına, "kendine ev ara taşınıyorsun" dedi, nasıl yaaeee? benim niye haberim yok? diyecektim ki tabii böyle demedim, yer mi? Yemez! Peki ama niye? dedim. "Altıparmak servisini kaldırıyorum" dedi. Ama ben daha 3 ay oldu bu eve taşınalı, dünya kadar da masraf yaptım, şimdi yine nasıl taşınıcam yae dedim, "sen güzergah üzerinden ev bul gerisini ben halletcem" dedi. Halletti de. Ama o stresle ev bul, iş çıkışları git ev gör, gitti mi 3 gün, kalan 3 gün içinde kontrat yap, -hiç oturulmamış inşaat pisliği olan- evi tek başına temizle, nakliye şirketi tut, heriflerin başında dur, taşın, yerleştir, bildiğiniz canım çıktı. Ama değdi sanırım. Eskisinden çok daha güzel bir evim var artık.

İş hayatında durulmak bilmeyen sular yine bulandı. Ekip arkadaşım paranoyakmen geçtiğimiz Salı günü Amarika'dan dönen pirezidentemizin yaptığı şok bir açıklamayla dış ticaretten lojistik departmanına transfer edildi. Bu transfer beni öyle şaşırttı ki Lionel Messi Bursaspor'a transfer edildi deselerdi bu kadar şaşırmazdım. Beklenmedikin beklenmediki bir olay. Ay ben nidem, nerelere gidem? Tam sistemi kurduk, düzeni oturttuk, rahata kavuştuk derken Selo kuluna reva mı bu Yüce Rabbim? Yani ben -1 kişi olduğumuza mı üzüleyim, ilk kez Ağustos'ta yapmayı planladığım yıllık iznimin comolokko olduğuna mı? bilemedim. İkinci bir emre kadar yıllık iznin lafını dahi edemeyeceğim. En cıvığından sıçtığımın resmidir. Zate telefon sözünü tutmayışından dolayı pirezidentemiz ile aramız iktidarla muhalefet gibiydi, bu olaylardan sonra iyice bozuldu. Sonra Selo niye hep hasta? Hep bu stresten amk, hep bu stresten!
Eski sevgilim olacak dallama blogumu takibe almış. Hüloooooğğğğğğğğ!! :D Herif beni beğenmiyordu ama görünen o ki sanatımla ilgileniyor. Âlâ. Buyursun okusun. Bu yetmemiş twitterımı bırgalamış, hem de öyle böyle değil. 1 yıl öncesine gidecek kadar :)

Bu satırları okurken "ne çektin be Selo" diyenleri duyar gibiyim, haksız sayılmazsınız :)
Biraz gündem bildireyim istedim, ilk fırsatta sikimsonik haberlerimle yine gelirim.
Takipte kalın anacığğmmmm ;)

11 Temmuz 2013

Ne durumdayım?

Diyetimin 180. günündeydim. Yıkılmadım ayaktayım, tükenmedim, hayattayım.

  • 95,4 kg ile başladığım diyette 80,00 kg'dayım. 70'li kilolara düşmeye gramlar kaldı.
  • Gardırobumdan giyebildiğim tek şey lycralı t-shortlerim ve taytlarım. Etekler, pantolonlar, elbiseler, şortlar, gömlekler... hepsi, hepsi çuval gibi. He gerçi bana ne giysem yakışır ama ;)
  • 3 hafta önce Vero Moda'dan tayt pantolon aldım ve XL beden için, ay bunun bir küçüğü var mı? sorusunu sorma lüksünü yaşadım. Yaptım oldu! :)
  • Patronum 5 kg daha ver sana S3 alacağım diye söz verdi, ben fazla fazla 5,2 kg daha verdim ama telefon hâlâ yok, hal böyle olunca S3 zaman aşımına uğrayıp S4 oldu. Aşağısı kurtarmaz.



Tibetin Annesi Sibelim son halimin fotolarını istemiş, kırar mıyım? :)
PS. Fotoğrafçım yıllık izinde, fikir olması açısından bunlarla idare ediverin :P



Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

Supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top