26 Şubat 2012

Sen; Sıfır Gibiydin.

hayatıma katıp kendimle toplasam seni, hiç iki etmiyorduk, hiç biz etmiyorduk... sen hep "etkisiz eleman"dın, ne benleydin, ne benimdin, ne senindim... koca bir hiçtin gerçekte, oysa koca bir heptin hayalimde...

ve umudumu yitirip olmuyor deyip ne vakit vazgeçip gitmeye kalksam,  yokluğunun soğuğunu yüzüme çarptıran, beni her gidişimde daha çok içine çekişinle de "yutan eleman"dın...

öyle ki; ne katacak bir şeyin vardı, ne de kaybedecek....

22 Şubat 2012

Olmasaydı, yaşanılmazdı.

Göğüs kafesimi delip dışarı çıkacakmış gibi hissettiğim bir his var içimde. Hem benden ayrı, hem baştanbaşa bana ait.  Heyecanı, bekleyişi, özleyişi, merakı, isteği ve daha onlarca tarifsiz şeyi içinde barındıran. Hem günden güne çoğalsın istediğim, hem de hiç kaybetmemek.

Mucize diye bir şey var mı bilmiyorum ama, birini deli gibi özlemek, kilometrelerce uzaktaki birinin nefesini, kalp atışlarını kendi içinde hissetmek diye bir şey var. Sesiyle yüzünü, sözleriyle benliğini, ona ait tüm detayları betimlemek, kapadığında göz kapaklarının arkasında yüzünü görmek isteği, kokusunu, tenini, gözlerini, dudaklarını tatmak, yaşamak isteği...

Var. Öyle ya; olmasaydı, yaşanılmazdı.

13 Şubat 2012

Hafta sonu İstanbul Kaçamağı

Uzun zamandır İstanbul'a gidip hem arkadaşlarımla vakit geçirmek hem de gezinmek için fırsat kolluyordum. Kışın bu sene biraz sert geçmesi nedeniyle uzun zamandır ertelediğim bu planı geçtiğimiz haftasonu gerçekleştirebildim. Cumartesi akşamı sevdiğim bir arkadaşımla vakit geçirdim, yiyip içip uzun uzun sohbetler yaptık, Pazar günü de bir başka arkadaşımla gezintiye çıktık. Hava da yağışsızdı şansıma ve bol bol gezdik :)

İstanbul'a gidip Beyoğlu'na gitmemek, Beyoğlu'na gidipte Galata Kulesine gitmemek olmaz dimi :)
İstiklal Caddesi'ne her geldiğimde mutlaka Bursalı bir arkadaş ya da tanıdıkla karşılaşıyorum diyordum ki on adım attıktan sonra yine bir tanıdıkla karşılaşınca hepimizi bir gülmek aldı.
  Çok acıkıp İstiklal Caddesi üzerinde yemek yenilebilir bir mekana atıverdik kendimizi...Cafeyi kim dizayn etmişse emeğine sağlık, ben bayıldım...Sürekli tıklım tıklım ve daha bir müşteri kalkmadan hemen masaya yeni müşteriler geliveriyor. Yemekleri de gayet güzel, İstiklal'e gidilince uğranılabilir bir yer... "Esmer Cafe"
  Duvarlardaki film artislerinin fotoğrafları da mekana ayrı bir hava katmış...
Şu tramvayla adam gibi bir fotoğraf çekinemedim ya içimde kaldı :) Ya bir gün altında kalıcam ya da o kalabalıkta yürüyüp giden insanların arasında fotoğraf çekinmeye çalışırken ezilicem... 
İstiklal'de bir sanat galerisi... serginin adını çok sevdim...
Beyoğlu deyince aklıma gelen onlarca şeyden biri de meşhur "Beyoğlu Çikolatası" benim için...
Beyoğlu sokaklarında...
Beyoğlu'nda gezintimizi tamamlamış otoparka doğru giderken küçük sevimli bir dükkan dikkatimi çekti. Uzun zamandır evime duvarlar için dekoratif birşeyler arıyordum ki tam da yerine düşmüşüm. Amerikan tuvaline özel baskıyla tahta çerçeve üzerine gerilerek satışa sunulan bu panoların fiyatı boyutuna göre değişiyor. Siz de biblolara, panolara kısacası dekoratif eşyalara meraklıysanız bu dükkana mutlaka gitmeniz gerek. Dükkanın adı: "Hazan Sanat Galerisi". 15x15'lerin fiyatı 15,00 TL ve 20x15'lerin fiyatı ise 12,50 TL. Ben çok para harcadığım için sadece 4 tane alabildim ama ilk fırsatta İstanbula gittiğimde mutlaka birkaç tane daha alacağım.
işte benim aldığım sevimli panocuklar :)
Çok daha fazla fotoğraf çekmek, çekinmek isterdim ama fotoğrafa dalınca da keyfini çıkaramıyorum gezintinin...ya da yanımdakiler sitem etmeye başlıyor...zaten benim fotoğraf merakım birilerinin makinayı ya da telefonu kafama patlatmasıyla son bulacak bir gün diye de korkmuyor değilim :)
Beyoğlu'ndan sonra Bebek'e doğru yola koyulduk kahve içmek için ancak ben bir buçuk saati trafikte geçirmekten bunaldığım ve otobüs saatim de yaklaştığı için kahve keyfini bir başka sefere bıraktık...
Dün o trafiği ve akın akın insan kalabalığını görünce İstanbul'un gezmek, dolaşmak için çok güzel ancak yaşanamaz bir yer olduğunu bir kez daha anladım. Bursa'ya geldiğimde rahat bir nefes aldım ve ne güzel bir şehirde yaşıyorum diye şükrettim bir kez daha...

10 Şubat 2012

Aşk Bence;

Yanında rahatça osurabilmek, iki dakika önce çıktığı tuvalete öf pöf demeden girebilmektir. Evin her tarafı darmadağınık ve tozlar havada uçuşuyorken bile aniden zil çalıp sürpriz yapıp geldiğinde eyvah! deyip panik yapmadan buyur edebilmektir içeri. Yağlı saçlarıyla, dizleri çıkmış çamaşır suyu lekeli ağı delik pijamalarıyla bile çekici bulmandır onu. Ağda gününe kadar uzatmak zorunda kaldığı istenmeyen tüyleriyle de sevebilmektir ya da yorulup terlemişken duştan yeni çıkmış gibi sımsıkı sarılabilmektir.


Aşk tek kişilik yatağa sığabiliyorken, kimi zaman da mutluluktan, heyecandan hiçbir yere sığamamaktır.

Yokken bir şişe birayı içmektir birlikte, varken en pahalı şarapları. Şevkate ihtiyacın olduğunda onun yanında almaktır soluğu.




Aşk filmi izlerken en acıklı ayrılık sahnesinde iyi ki yanımda deyip sarılabilmek, sevişme sahnesindeyse filmi durdurup devamını birlikte çekebilmektir canlı canlı. Sohbet edebilmektir her konuda. Eski sevgililerini, çocukluk anılarını, gençlik maceralarını birşey eksiltmeden ya da katmadan anlatabilmektir içtenlikle. Hafif pörtlemiş bira göbeğiyle dalga geçebilmektir ya da alınma zamanı gelmiş bıyıklarıyla. Fazla alkolden değil fazla mutluluktan sarhoş olabilmektir. Ağzım soğan kokmasın diye endişe etmemek, ekmek arası köfteye "soğansız olsun" dememe lüksüne sahip olabilmektir. Birlikte maça gidip küfredebilmek, aslında her zaman başbaşa kalma imkanınız varken bile sinemada öpüşebilmek, sanki dünyada yalnızca siz varsınız gibi umarsızca yaşayabilmektir herşeyi.
Puding tenceresinin dibini birlikte parmaklayabilmek, salatayı birlikte yapabilmektir. Dil, din, ırk, renk, seviye ayrımını hiçe sayabilmek, gerektiğinde herkese ve her şeye karşı koyabilmektir. Sevmekte, özlemekte ondan hep bir adım önde olmaktır. Sen, ben olmaktan çıkıp “biz” olabilmektir.
Topu topu üç harfken içine milyonlarca anlamı katabilmektir aşk. Yaşamaya aylar, yıllar, tarifine kelimeler, hissetmeye kalpler ve algılamaya akıl yetmezken bir kıçı kırık Şubat gününe sığdırılamayacak kadar da büyüktür "AŞK"...

09 Şubat 2012

Evde Tek Başına Vol1

Tarih: 1 Mayıs 2011

Birkaç ay öncesine kadar imkansız dediğim hayalim gerçek oldu. 62 merdiven tırmanıp nakliyeci arkadaşlara yardım ettikten sonra ağzımdan bir karış öne fırlayan dilimle, nefes nefese kalmış halde 5 katlı bir apartmanın çatı katında, 40 metrekare kıç kadar bir evde her birinin üzeri bir parmak tozla kaplı bir sürü koliyle, annemin kaçmış ama atmaya kıyamadığı parizyen çoraplarını geçirerek muhafaza ettiği halı rulolarımla başbaşa buldum kendimi. Banyo eşiğine oturdum bir kaç dakika soluklandım. 27 yıllık geçmişim bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. En belirgin karelerse hep aynıydı, yapamaz denilip yaptıklarım! Gülümsedim kendi kendime ve yok dedim bu pek olmadı bi kahkaha patlatıp haykırdımm "burası benim evim"

Nereden başlayacağımı bilmiyordum. Ama evime yerleşmenin bir düzen içerisinde olması da gerekmiyordu. Nihayetinde burası benim çöplüğümdü ve ben istediğim gibi yaşamak için burdaydım. İşten çıkıp evime gitmek, bir an önce yerleşmek için sabırsızlanıyordum. Bu heyecanla sabaha kadar uyumayıp kolilerden mutfak eşyalarını sarılmış olduğu gazetelerinden çıkarıp, yıkayıp kurulayıp dolaplara yerleştirmenin, kolumun uyuştuğunu hissetmeyecek kadar saat ütü yapmanın bana bu kadar huzur ve haz vereceğini söyleseler inanmazdım, bi de gülerdim yok artık diye... Yorucu ama zevkliydi. En yakın arkadaşımın yorucu iş günleri sonrası benim evimi adam etmek için fazla mesai yaptığını söylememe bile gerek yok herhalde.

Taşındığımda elektrik, su yeni açılmıştı, doğalgaz içinse 2 hafta bekledim. Arada bir gazı açma konusunda saçma sapan problemler çıkaran Bursa Gaz'a sövdüğüm oldu çünkü Mayıs ayının içinde olmamıza rağmen sular çok soğuktu bir de o çeşmenin sürekli aktığını ve benim o suyla saatlerce haşır neşir olduğumu düşünürseniz... Küçük tüp üzerinde yemek yapmakta ayrı bir zevkti doğrusu! Daha da kötüsü anılarım var, kettleda su ısıtıp eski usül kova, hamam tası yöntemiyle kollarımı yana açamayacak kadar küçük banyomda klozetin üzerinde yıkanmak gibi. Neyseki ben yeni hayatımın liste başına sabretmeyi koyduğum için bu günleri yaşayıp, ay ne günlerdi diye hatırlanmak üzere rafa kaldırdım.

Hayatım boyunca hep dönüm noktalarım oldu benim, kararlar aldım, sundum, hayata geçirdim. Aman bi daha mı gelicem dünyaya bu benim hayatım ve gönlümce yaşayacağım deyip başta biraz tatlı sert resti çekerek ama sonra bizimkilerin de gönül rızasını alarak açtım yeni beyaz sayfamı.

İlk zamanlar gece uyku arası gözlerimi açıp baktığımda nerdeyim lan ben sendromu yaşadım, yaşamadım değil. Ya da sabahları, hep sağ tarafına doğru dönüp yatan ve sağından kalkan biri olarak bir kaç kez alarm çaldığında uyku sersemi kafamı sağ tarafımdaki duvara çarpma ve yok bu böyle olmayacak deyip sol tarafıma yatıp gece yataktan düşme kazalarım oldu. Bir de bazen burnumu hep dik tutup kimselere belli etmediğim eyvah ya beceremez elime yüzüme bulaştırırsam endişelerim... Ama emek verip uğraştıkça, yoruldukça, yavaş yavaş endişeler yerini "harikasın kızım sen memlekette benim diyen bir çok erkeğin yapamadığını yaptın kız başına" göğüs kabartmalarına bıraktı.

En güzel yanı şu diye ayırt edemiyorum çünkü bir çok güzel yanı var yalnız yaşamanın. Bir kere her gün yeni birşeyler öğrendim. Taşınma yerleşme şu bu derken çevremde arkadaşım diye gezinen ve Facebook arkadaş listemi kabartan bir çok kişinin aslında bir avatar görüntüden ibaret olduğunu anladım. Gerçek dostlarım tüm zor günlerde olduğu gibi bu dönemde de yanımdaydı. Ailem o dönemde pek yanımda olamadı çünkü benim taşındığım dönemde erkek kardeşim kız kaçırarak 1 ay sonrasına düğün tarihi aldığı için kendi telaşesindeydi, ailem de onun yanında olmak zorundaydı. Bir de ailemin benim meşhur kimseye ihtiyacım yok tavırlarım yüzünden ne halin varsa gör tepkisi vardı birazcık. Ama ben başlarda biraz burnum sürtse de, yorulsam da bu işin de altından kalktım evvelallah ve biraz dik kafalı olmanın çok da kötü birşey olmadığını gördüm. Yerleşme dönemlerinde tozla çok fazla münasebeti olmuş ve toza karşı alerjisi olan biri olarak hapşurduğumda kendi kendime çok yaşa demeyi de öğrendim, yatarken iyi geceler Selo bu gece senin yeni hayatında, yeni evinde bilmem kaçıncı gecen diyip kendi kendime iyi geceler dileyip öpücük fırlatmayı da. Kendi kendime sahip çıkmam, daha dikkatli olmam ve sorumluluk almam anlamında da yadsınamaz ilerleme kaydettim. Küçük bir mantar pano yardımıyla, alınması-yapılması gerekenleri listeleyip, bunları önem sırasına göre halledip, faturalarımı son ödeme tarihini kaçırmamak, makbuzları kaybetmemek için elime geçtikçe panoya çiviledim, bir de artık kendi evinin hanımı olaraktan pasta börek tariflerimi...

Bunlar dışında ilk zamanlar hemen her gün gereken tornavida, çekiç, pense derken bir de baktım benim kocaman bir hırdavat kolim olmuş. Gün geldi musluk contası değiştirdim, gün geldi silikon elimde pencere kenarlarını silikonladım, abartıp matkapla duvar deldiğim, kalorifer peteklerinin suyunu aldığım bile oldu. Belki illaki de erkek becerisi gerektiren işler değildi ama kadınların yaptığı işler de değildi ve ben birilerine muhtaç olmadan kendi başıma becerebildiğim için mutluydum. Bu arada benim boyumu aşan çok fazla tadilat tamirat işi oldu evde ve bu konuda tek ve en büyük destek çok sevdiğim bir iş arkadaşım olan Güno geldi, Allah bin kere razı olsun deyip teşekkürümü ve duamı da buraya iliştirivereyim.


Bir ayı bulmadı iyice yerleştim, eksiklerimi tamamlamak konusunda en çok ziyaret ettiğim yer şüphesiz IKEA oldu. Hem bütçeme hem de zevkime uygun bir çok şey aldım.


Evet topu topu 1+1 aynı anda 10 dan fazla insanı ağırlayamayacak kadar küçük ama benim ıncık cıncık eşyalarımla ve onların her birini yerleştirirken kattığım sevgimle bu ev artık benim sıcacık yuvam oldu. Nihayet artık arkadaşlarım ve ailem evime misafirliğe gelmeye başladılar. Ben de becerebildiğimce en iyi şekilde ağırlamaya çalıştım.

Bundan sonra haftada bir gün temizlik yapmayı rutine bağladım. En çok sorulan sorulardan biri "ay kız korkmuyor musun tek başına"ydı. Pek belli etmesem de tuhaf buluyordum bu soruyu sanki Perili köşke taşınmıştım, niye korkayım yahu? Ha evet daha eve taşınmamın 20. gününde merkez üssü Kütahya olan ve Bursa'da bir hayli hissedilen depremde apartmanın en üst katında yaşayan ve beşiğe en son 26 yıl 3 ay önce binmiş biri olarak çok korkmuştum, ama neyseki lisede çok fazla deprem tatbikatı yapmıştık ve ben hemen kapı kasasının altına geçip, içimden de bildiğim bütün duaları okuyup sallanmanın bitmesini beklemiştim. Annemse telefon hatlarının normale dönüp benim hala hayatta olduğumu öğrenebilmek için beni aramayı. Anne yüreği işte, atla taksiye gel bu gece bizde kal aklım sende kalacak diye yakarışta bulunduysa da annee eğer yarına kadar depremde ölmezsek gitmem gereken bir işim var, ben şimdi geceliğimin altına olası bi deprem durumunda külodum gözükmesin diye paçalı donumu giyip, el fenerimi de yanıma alıp, dualarımı okuyup yatıyorum deyince annem benim cesaretime şaşırarak yalnız yaşama konusundaki ilk sınavımı verdiğimi söylemişti.

Kendine ait odası olmayan biri olarak hep dua ederdim, körün istediği bir oda Allah verdi 1+1 daire. Ailemle yaşarken ki üstüme sinir gelen bir çok şeyi artık şarkılar mırıldanarak dilediğimce yapabildiğim bir hayatım oldu. Evin içinde sütyen don gezmek, kil maskesiyle dolaşmak, bornozla gazoz keyfi yapmak, son ses müzik dinlemek ve cep telefonu koynumda uyumak gibi. Ben yazın en sıcak günlerinde bile aman erkek kardeşimle aynı odada yatıyorum, aman odaya babam gelir üstüm açılır uygunsuz şekilde görünmeyim diye şort ya da pijamayla yatmak zorunda olduğum için gecelik keyfine hasrettim. Bu özlemimi de bolca gidermiş oldum çatı katındaki hamamı aratmayan yatak odamda.

Ekim ayının sonunda eski badana ustası olan babamı yağlaya ballaya ikna ederek bir de boya badana yaptırınca hem fıstık yeşili alacalı bulacalı duvarlar temizlenmiş oldu, hem de evim aydınlanmış.

Şaka maka 9 ayı devireceğim bu ay sonunda. Cesur olmadan, risk almadan birşeylerin başarılamadığını bir kez daha görmüş oldum bu vesileyle. Bu yaşına kadar hep başkalarını memnun etmek için, başkalarının mutluluğu için kendinden vermiş biri olarak ben diyorum ki 28 yaşındayım ama 9 aydır yaşıyorum. Özgürlüğüm, huzurum benim hayatımdaki en büyük zenginliğim artık ve ben bunu kolay kolay da kimseye kaptırmayı düşünmüyorum.

Evde tek başıma maceralarımla ilerleyen dönemlerde yine karşınızda olacağım, artık o zaman elimin hamuruyla tamirat olayını abartır çatı mı aktarıyor olurum, sigorta mı tamir ediyor olurum, yoksa artık bu işleri bitirmiş köşe koltuğuma kurulmuş kahve keyfi mi yapıyor olurum bilinmez...Ama ben bir gün tekrar evlenme kararı alırsam, evlenipte kocamın evime taşınana kadar kendi evimden, kendi dünyamdan size yayın yapmaya büyük bir zevkle devam ediyor olucam...

07 Şubat 2012

Supercellma'dan Evliliğe Hazırlık Rehberiniz :)

çeyiz hazırlamaca :)

tek taşsız olmaz :) 

mobilya beğenmece, test etmece :) 

kuaför randevuları...ee bakımlı olmak lazım :P

fransız güpürü duvak modelim :) 

sıradışı olmak istersem yandan kırmızı modeli de tercih edebilirim :)

balayı için araştırmalar... 

geri kalan herşey için...... 

veeeeee her şeyden önce tüm bunları gerçekleştirebilmek için bir de damat adayı

işteeeeeeee bu kadarrr kolayyyy :) 
Yersen :P

03 Şubat 2012

Erkeklere Allah'tan kadın değilim dedirtecek birkaç gerçek

Dikkat: "Bu yazıda geçen beyler ve bayanlar hayal ürünü değildir, tamamıyla gerçektir. Toplumumuzda çoğunluğu kapsayan kadın-erkek ilişki yapısından yola çıkılarak anlatılmıştır. Evet siz birer istisna olabilirsiniz ancak istisnalar kaideyi bozmaz, üzgünüm gençler."

-Kadın dediğin yorulmak nedir bilmez! + Kadın dediğin mutfakta aşçıdır!

Evlenmeden önce aman sen çalış kendi ihtiyaçlarını karşıla, maksat sigortan yürüsün, senden para falan isteyen yok, yeterki sen benden isteme, ben karı parası yemem denilse de kadın hem eşek gibi çalışır aile bütçesine katkıda bulunur hem de bi Allah'ın kuluna yaranamaz. Koca gün çalışmış kadın işten gelir yorgun argın atar kendini mutfağa, önceki akşam kocası taşaklarını yayarak TV karşısında keyif yaparken koştura koştura yaptığı yemekleri ısıtıp sofrayı hazırlar. Daha Bismillah deyip yemeğe başlanmadan sofradaki eksikler kafaya bir bir kakılır. Ya su bardağı yoktur, ya tuzluk, ya pul biber. Koca denen adam eksik olan şeyi alıp masaya koymaya gelince felçlidir de laf söylemeye gelince maşallah sapasağlamdır. Bu sefer de yemek yorumları gelir; çok mu tuzlu, salçası mı az, sanki pilav lapa olmuş, ay yine mi makarna!!! Hani şöyle eline dibi 2 parmak kalınlığındaki dökme çelik tavayı alıp kafasına bi patlatası gelir ama yapamazsın. Beğenmiyorsan kalk da kendin yap dersin, tartışma çıkınca da ya tamam dır dır yapma kafa ütüleme zaten koca gün çalıştım!! savunmasıyla karşılaşırsın. Sanki koca olacak herif çalışırken kadın evde 2,15 yatmıştır ya da patronunun kucağında oturmuş, koklaşıp keyif yapmıştır. Hafta içi bu kısır döngüyle yitip giden kadın hafta sonunu da evi temizlemekle -bu kısmını özellikle açıyorum çünkü ev temizlemek de iş mi deyip ağzını burnunu yamultan beyler geliyor gözümün önüne- ev temizlemek sadece ortalığı süpürmek, paspas yapmak, toz almak, cam-kapı-halı silmek demek değildir beyler. Ev temizlemek sizin ayakta işerken klozet kapağına sıçrattığınız sidik lekelerinizi, sıçtıktan sonra sifonu çekseniz de klozetin üzerinde izini bıraktığınız kakalarınızı, dişlerinizi fırçalarken macunun yarısını akıttığınız lavaboyu, traş olurken lavabodan başka her yere döktüğünüz sakal, bıyık ve bilimum kıllarınızı, tüylerinizi, kirli sepetine atmaktansa yatağın altına, komidinin arkasına ve akla gelmeyecek en ücra köşelere sokmak konusunda özel yeteneğe sahip olduğunuz kokmuş çoraplarınızı bulmak, duş yapıp çıktığınızda köpüklü ve gideri bir tutam kıllı bıraktığınız duşa kabini, küveti temizlemek, kulağınızı temizlediğiniz kulak temizleme çubuklarını bıraktığınız yerden alıp çöpe atmaktır daha sayayım mı? Hmm yeter değil mi? Ben de öyle düşünmüştüm. Bunun yanı sıra tüm evin çamaşırlarını yıkama -çamaşır yıkamak deyip de geçmeyin, bunun ipeği var pamuklusu var sentetiği var yünlüsü var, beyazı, koyu renklisi, orta renklisi, çekeni, çekmeyeni var- he evet siz hepsini birden atıp çamaşır programlama ve bütün çamaşırları batik gibi renklendirme, yün kazaklarınızı XS bedene döndürme konusunda çok yeteneklisiniz, biliyoruz. Çamaşıra gelmişken konu atlamamak gereken tüm ailenin çamaşırlarını katlama, ütüleme, özellikle kocasının pantolon ve gömleklerini tek ütü iziyle ütüleme, çamaşırlarını katlama, bir tane eşyayı almak için üsttekilerin hepsini devirdiği dolabını, ya da alttan bir şey çekerken her şeyi karman çorman ettiği çekmeceleri düzenleme gibi kutsal görevleri de vardır. Kadın bunların hepsini aylarca yapar, gıkını çıkarmaz, artık yoruluyorum hiç değilse iki haftada bir yardımcı kadın alalım -nasılsa kocasının götünü o topluyor ya- bari ağır işleri kadın yapsın dediğinde de önce sanki porno dergilerine G-stringli poz verebilir miyim diye sormuş gibi bir şiddet, bir celal, bir itirazla karşılaşır ki sormayın. Neyse yine dişiliği kullanıp ön sevişmeyi falan devreye sokup iki haftada bir temizlikçi kadın almayı kabul ettirir, sonradan başına kakılacağını ve o temizlikçi kadının parasının da kendi cebinden çıkacağından habersiz....


-Kadın dediğin yatakta fahişe olur. 

Çalışmak, yemeği, temizliği, ütüyü, bulaşığı halletmek şöyle bi dursun kenarda bir de çoğu erkeğin evlilik için en önemli ve tek amaç olarak gösterdiği bir misyonumuz var "sevişmek", kocayı tatmin etmek, cinsel hayatı canlı tutmak. Her şeyi bir yana koyup gece olup yatağa girdiğinde daha yarım saat öncesine kadar üzerine yemek kokusu, eline soğan kokusu sinmiş, ya da ütü yaparken terlemiş ter kokmuş kadın kocasının koynuna mis gibi kokarak girmek zorundadır ya sanki hemen bi koşu duşa girer bir su dökünür, kocasının zevki neyse kırmızı, siyah, leopar, dantel geceliklerden birini giyer, dişlerini fırçalar, parfümünü sıkınır sevişmek için hazır hale gelir. Bu arada o bunları yaparken son bi sigara daha yakayım diyen düşüncesiz koca üstü başı ağzı sigara kokulu şekilde yatağa girip hatunu beklemeye başlamıştır bile. Git dişlerini fırçala bari dersin, küçük kıyamet kopar çünkü herif çoktan boxerını çıkarmıştır bile!!  Aslında sevişmek konusu açılınca başı ağrıyan kadın yoktur, koynuna girdiği kadına saygısı olmayan, kişisel bakımına dikkat etmeyen erkek vardır. Kadınsa sevişme öncesi, sonrası sürekli yıkana yıkana yıkanmaktan bıkar. Hele oje sürmeyi seviyorsa sil sür sil sür çin işkencesine döner seksten ziyade. Kadın sürekli yeni pozisyonlar denemek, kocasını yalamak, okşamak, oral seks yapmak, kendisi bir kere bile orgazm olamasa da kocasının boşalmasını sağlamak zorundadır. Çünkü kadın bunu yapmazsa kocanın gözü dışarıda olur, aldatmak için sebebi vardır olur ama kadın orgazm olamıyorsa cinsel rahatsızlığı vardır, depresyondadır, kocasının yapabileceği birşey yoktur, bu hep böyledir içine sıçtığımın dünya düzeninde.


-Kadın dediğinin evinde oturur, onun yeri evidir, kocasının-çocuklarının yanıdır.

Görev tanımı gün geçtikçe kabaran kadın, hafta sonu komşularının ya da akrabalarının organize ettiği altınlı gün dışında bir sosyal ortama katılamaz, çünkü kadın kısmısı yukarıda belirtilen görevleri yerine getirmekle zorunludur ya; kocası izin veren anlayışlı bir koca da olsa o arada sırada bir arkadaşıyla buluşup kahve içip dertleşmeye, dedikodu yapmaya vakit bulamaz. Gitse de çocukluğundan beri süregelen bir alışkanlıkla Akşam ezanı okunmadan eve dönmek zorundadır. Ama kocası şirket yemeği, maç izleme, iş arkadaşlarıyla birahaneye gitme, bekarlığa veda partisi, yok asker arkadaşıyla buluşma, yok zart yok zurt her türlü etkinliğe karısına haber bile vermeden "katılacak" onayını verir, verme hakkına sahiptir.

-Kadın dediğin her daim bakımlı olur.

Erkeklerde evliliğin üzerinden belirli bir süre geçtikten sonra "sen eskiden böyle değildin, evlendikten sonra değiştin" deme hastalığı vardır henüz tıbbın çaresini bulamadığı... Çünkü flört aşamasında, nişan döneminde sizinle buluşmak için saçını başını saatler öncesinden hazırlayan, giyeceği kıyafeti günler öncesinden kafasında tasarlayan ve üzerinden çıkardığı kıyafetleri, ojeyi, asetonu, makyaj yapıp banyoda bıraktığı makyaj malzemelerini, prizde unuttuğu saç düzleştiricisini, maşasını, küloduna taktığı günlük pedinin koruyucu etiketini dahi arkasından toplayan annesi ve bunları yapacak zamanı yoktur artık. Sevgiliyken yemezsen ölümü gör deyip eliyle beslediği hatun artık azıcık fazla yese, birazcık iştahı açılsa götü göbeği pırtlayan, evlendikten sonra kendini salan, kocası iyi baktığı için sözümona rahatlıktan kilo alan klasik türk kadını olmuştur çoktan... Hele bir de doğum yaptıysa ve doğum sonrası kilo kaldıysa kocasının diline düşeceğine bok çukuruna düşsün daha iyi. Beynine kilo aldığında miligram bazında uyarı veren bir çip yerleştirip sürekli kilo kontrolunü sağlamak zorundadır ve nişan alışverişinde alınan döpyesi yıllar geçse de çatır çatır 2 tane nurtopu gibi çocuk doğursada giymek zorundadır, modası geçse de!!
Bunca işin gücün arasında artık 3 haftada bir gittiği ağdacıya bile vakit bulamayan kadın, istenmeyen tüylerinden kurtulmak için duşta traş yöntemine döner -kıllı seven erkekleri hariç tutuyorum- çünkü kocası sürekli pamuk gibi ister onu, Ayda bir, her gittiğinde sıra beklediği kuaföre gidip kaşını bıyığını aldırabiliyorsa ne ala. Yoksa Pala Remzidir yeni lakabı ve her fırsatta kocasıyla yarıştırılır bıyıkları... Saçlarına fön çektiriyorsa bilin ki bir nişan bir düğün ya da eskaza kocası özel günlerinden birini hatırladıysa öyle bir kutlama vardır. Her türlü deterjanlarla haşır neşir olan elleri manikürlü, bakımlı, yumuşacık olmalıdır. Hem yüzüne krem sürmeye bile vakit bulamazken hafifte olsa makyajıı yapmalıdır.


-Kadın dediğin sürekli kendini geliştirmelidir, kocasına rağmen!!


Hep bilmem kimin karısıyla, bilmemkimin geliniyle yarışacak bilgi, beceri ve deneyime sahip olmalıdır. Modayı takip etmese de bilmelidir. En yeni yemekleri, tatlıları yapabilmelidir. Çocuğunun eğitimiyle, gelişimiyle ilgilenmesi gereken de tabiki odur, tek başına yaptı ya!! Kadın dediğin Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerine kocasının izni olmadan üye olamaz, olsa da şifresini kocasına vermek gizlilik ayarlarını kocasının istediği gibi yapmak zorundadır.

Kadın dediğin kaynanasına, kayınpederine, kocasının tarafına gelin, kendi ailesine ömür boyu evlat, mesai saatlerinde emekçi, yatakta fahişe, mutfakta masterchef, ortamlarda hanımefendi olur. Kadın dediğin her ne kadar tıp bedenen büyük bir değişim olarak ifade etse de regl dönemice sancı çekemez, trip tafra asla yapamaz, kocasına vermek istemediğinde başı ağrıyamaz, hasta olamaz. Sürekli her türlü işe hazır, kocası ve ailesi için yaşıyor olmalıdır. Sürekli güleryüzlü, tatlı dilli, pozitif, verici olmalıdır.Kadın dediğin tüm bunları yapacak güce, enerjiye sahip olmalıdır. Kadın dediğin sürekli kendini geliştirmelidir. Kadın dediğin bildiğin robot olmalıdır ama;

ÜZGÜNÜM O KADIN BEN DEĞİLİM!!!

Erkeklere Allah'tan kadın değilim dedirtecek birkaç gerçek

Dikkat: "Bu yazıda geçen beyler ve bayanlar hayal ürünü değildir, tamamıyla gerçektir. Toplumumuzda çoğunluğu kapsayan kadın-erkek ilişki yapısından yola çıkılarak anlatılmıştır. Evet siz birer istisna olabilirsiniz ancak istisnalar kaideyi bozmaz, üzgünüm gençler."

-Kadın dediğin yorulmak nedir bilmez! + Kadın dediğin mutfakta aşçıdır!

Evlenmeden önce aman sen çalış kendi ihtiyaçlarını karşıla, maksat sigortan yürüsün, senden para falan isteyen yok, yeterki sen benden isteme, ben karı parası yemem denilse de kadın hem eşek gibi çalışır aile bütçesine katkıda bulunur hem de bi Allah'ın kuluna yaranamaz. Koca gün çalışmış kadın işten gelir yorgun argın atar kendini mutfağa, önceki akşam kocası taşaklarını yayarak TV karşısında keyif yaparken koştura koştura yaptığı yemekleri ısıtıp sofrayı hazırlar. Daha Bismillah deyip yemeğe başlanmadan sofradaki eksikler kafaya bir bir kakılır. Ya su bardağı yoktur, ya tuzluk, ya pul biber. Koca denen adam eksik olan şeyi alıp masaya koymaya gelince felçlidir de laf söylemeye gelince maşallah sapasağlamdır. Bu sefer de yemek yorumları gelir; çok mu tuzlu, salçası mı az, sanki pilav lapa olmuş, ay yine mi makarna!!! Hani şöyle eline dibi 2 parmak kalınlığındaki dökme çelik tavayı alıp kafasına bi patlatası gelir ama yapamazsın. Beğenmiyorsan kalk da kendin yap dersin, tartışma çıkınca da ya tamam dır dır yapma kafa ütüleme zaten koca gün çalıştım!! savunmasıyla karşılaşırsın. Sanki koca olacak herif çalışırken kadın evde 2,15 yatmıştır ya da patronunun kucağında oturmuş, koklaşıp keyif yapmıştır. Hafta içi bu kısır döngüyle yitip giden kadın hafta sonunu da evi temizlemekle -bu kısmını özellikle açıyorum çünkü ev temizlemek de iş mi deyip ağzını burnunu yamultan beyler geliyor gözümün önüne- ev temizlemek sadece ortalığı süpürmek, paspas yapmak, toz almak, cam-kapı-halı silmek demek değildir beyler. Ev temizlemek sizin ayakta işerken klozet kapağına sıçrattığınız sidik lekelerinizi, sıçtıktan sonra sifonu çekseniz de klozetin üzerinde izini bıraktığınız kakalarınızı, dişlerinizi fırçalarken macunun yarısını akıttığınız lavaboyu, traş olurken lavabodan başka her yere döktüğünüz sakal, bıyık ve bilimum kıllarınızı, tüylerinizi, kirli sepetine atmaktansa yatağın altına, komidinin arkasına ve akla gelmeyecek en ücra köşelere sokmak konusunda özel yeteneğe sahip olduğunuz kokmuş çoraplarınızı bulmak, duş yapıp çıktığınızda köpüklü ve gideri bir tutam kıllı bıraktığınız duşa kabini, küveti temizlemek, kulağınızı temizlediğiniz kulak temizleme çubuklarını bıraktığınız yerden alıp çöpe atmaktır daha sayayım mı? Hmm yeter değil mi? Ben de öyle düşünmüştüm. Bunun yanı sıra tüm evin çamaşırlarını yıkama -çamaşır yıkamak deyip de geçmeyin, bunun ipeği var pamuklusu var sentetiği var yünlüsü var, beyazı, koyu renklisi, orta renklisi, çekeni, çekmeyeni var- he evet siz hepsini birden atıp çamaşır programlama ve bütün çamaşırları batik gibi renklendirme, yün kazaklarınızı XS bedene döndürme konusunda çok yeteneklisiniz, biliyoruz. Çamaşıra gelmişken konu atlamamak gereken tüm ailenin çamaşırlarını katlama, ütüleme, özellikle kocasının pantolon ve gömleklerini tek ütü iziyle ütüleme, çamaşırlarını katlama, bir tane eşyayı almak için üsttekilerin hepsini devirdiği dolabını, ya da alttan bir şey çekerken her şeyi karman çorman ettiği çekmeceleri düzenleme gibi kutsal görevleri de vardır. Kadın bunların hepsini aylarca yapar, gıkını çıkarmaz, artık yoruluyorum hiç değilse iki haftada bir yardımcı kadın alalım -nasılsa kocasının götünü o topluyor ya- bari ağır işleri kadın yapsın dediğinde de önce sanki porno dergilerine G-stringli poz verebilir miyim diye sormuş gibi bir şiddet, bir celal, bir itirazla karşılaşır ki sormayın. Neyse yine dişiliği kullanıp ön sevişmeyi falan devreye sokup iki haftada bir temizlikçi kadın almayı kabul ettirir, sonradan başına kakılacağını ve o temizlikçi kadının parasının da kendi cebinden çıkacağından habersiz....


-Kadın dediğin yatakta fahişe olur. 

Çalışmak, yemeği, temizliği, ütüyü, bulaşığı halletmek şöyle bi dursun kenarda bir de çoğu erkeğin evlilik için en önemli ve tek amaç olarak gösterdiği bir misyonumuz var "sevişmek", kocayı tatmin etmek, cinsel hayatı canlı tutmak. Her şeyi bir yana koyup gece olup yatağa girdiğinde daha yarım saat öncesine kadar üzerine yemek kokusu, eline soğan kokusu sinmiş, ya da ütü yaparken terlemiş ter kokmuş kadın kocasının koynuna mis gibi kokarak girmek zorundadır ya sanki hemen bi koşu duşa girer bir su dökünür, kocasının zevki neyse kırmızı, siyah, leopar, dantel geceliklerden birini giyer, dişlerini fırçalar, parfümünü sıkınır sevişmek için hazır hale gelir. Bu arada o bunları yaparken son bi sigara daha yakayım diyen düşüncesiz koca üstü başı ağzı sigara kokulu şekilde yatağa girip hatunu beklemeye başlamıştır bile. Git dişlerini fırçala bari dersin, küçük kıyamet kopar çünkü herif çoktan boxerını çıkarmıştır bile!!  Aslında sevişmek konusu açılınca başı ağrıyan kadın yoktur, koynuna girdiği kadına saygısı olmayan, kişisel bakımına dikkat etmeyen erkek vardır. Kadınsa sevişme öncesi, sonrası sürekli yıkana yıkana yıkanmaktan bıkar. Hele oje sürmeyi seviyorsa sil sür sil sür çin işkencesine döner seksten ziyade. Kadın sürekli yeni pozisyonlar denemek, kocasını yalamak, okşamak, oral seks yapmak, kendisi bir kere bile orgazm olamasa da kocasının boşalmasını sağlamak zorundadır. Çünkü kadın bunu yapmazsa kocanın gözü dışarıda olur, aldatmak için sebebi vardır olur ama kadın orgazm olamıyorsa cinsel rahatsızlığı vardır, depresyondadır, kocasının yapabileceği birşey yoktur, bu hep böyledir içine sıçtığımın dünya düzeninde.


-Kadın dediğinin evinde oturur, onun yeri evidir, kocasının-çocuklarının yanıdır.

Görev tanımı gün geçtikçe kabaran kadın, hafta sonu komşularının ya da akrabalarının organize ettiği altınlı gün dışında bir sosyal ortama katılamaz, çünkü kadın kısmısı yukarıda belirtilen görevleri yerine getirmekle zorunludur ya; kocası izin veren anlayışlı bir koca da olsa o arada sırada bir arkadaşıyla buluşup kahve içip dertleşmeye, dedikodu yapmaya vakit bulamaz. Gitse de çocukluğundan beri süregelen bir alışkanlıkla Akşam ezanı okunmadan eve dönmek zorundadır. Ama kocası şirket yemeği, maç izleme, iş arkadaşlarıyla birahaneye gitme, bekarlığa veda partisi, yok asker arkadaşıyla buluşma, yok zart yok zurt her türlü etkinliğe karısına haber bile vermeden "katılacak" onayını verir, verme hakkına sahiptir.

-Kadın dediğin her daim bakımlı olur.

Erkeklerde evliliğin üzerinden belirli bir süre geçtikten sonra "sen eskiden böyle değildin, evlendikten sonra değiştin" deme hastalığı vardır henüz tıbbın çaresini bulamadığı... Çünkü flört aşamasında, nişan döneminde sizinle buluşmak için saçını başını saatler öncesinden hazırlayan, giyeceği kıyafeti günler öncesinden kafasında tasarlayan ve üzerinden çıkardığı kıyafetleri, ojeyi, asetonu, makyaj yapıp banyoda bıraktığı makyaj malzemelerini, prizde unuttuğu saç düzleştiricisini, maşasını, küloduna taktığı günlük pedinin koruyucu etiketini dahi arkasından toplayan annesi ve bunları yapacak zamanı yoktur artık. Sevgiliyken yemezsen ölümü gör deyip eliyle beslediği hatun artık azıcık fazla yese, birazcık iştahı açılsa götü göbeği pırtlayan, evlendikten sonra kendini salan, kocası iyi baktığı için sözümona rahatlıktan kilo alan klasik türk kadını olmuştur çoktan... Hele bir de doğum yaptıysa ve doğum sonrası kilo kaldıysa kocasının diline düşeceğine bok çukuruna düşsün daha iyi. Beynine kilo aldığında miligram bazında uyarı veren bir çip yerleştirip sürekli kilo kontrolunü sağlamak zorundadır ve nişan alışverişinde alınan döpyesi yıllar geçse de çatır çatır 2 tane nurtopu gibi çocuk doğursada giymek zorundadır, modası geçse de!!
Bunca işin gücün arasında artık 3 haftada bir gittiği ağdacıya bile vakit bulamayan kadın, istenmeyen tüylerinden kurtulmak için duşta traş yöntemine döner -kıllı seven erkekleri hariç tutuyorum- çünkü kocası sürekli pamuk gibi ister onu, Ayda bir, her gittiğinde sıra beklediği kuaföre gidip kaşını bıyığını aldırabiliyorsa ne ala. Yoksa Pala Remzidir yeni lakabı ve her fırsatta kocasıyla yarıştırılır bıyıkları... Saçlarına fön çektiriyorsa bilin ki bir nişan bir düğün ya da eskaza kocası özel günlerinden birini hatırladıysa öyle bir kutlama vardır. Her türlü deterjanlarla haşır neşir olan elleri manikürlü, bakımlı, yumuşacık olmalıdır. Hem yüzüne krem sürmeye bile vakit bulamazken hafifte olsa makyajıı yapmalıdır.


-Kadın dediğin sürekli kendini geliştirmelidir, kocasına rağmen!!


Hep bilmem kimin karısıyla, bilmemkimin geliniyle yarışacak bilgi, beceri ve deneyime sahip olmalıdır. Modayı takip etmese de bilmelidir. En yeni yemekleri, tatlıları yapabilmelidir. Çocuğunun eğitimiyle, gelişimiyle ilgilenmesi gereken de tabiki odur, tek başına yaptı ya!! Kadın dediğin Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerine kocasının izni olmadan üye olamaz, olsa da şifresini kocasına vermek gizlilik ayarlarını kocasının istediği gibi yapmak zorundadır.

Kadın dediğin kaynanasına, kayınpederine, kocasının tarafına gelin, kendi ailesine ömür boyu evlat, mesai saatlerinde emekçi, yatakta fahişe, mutfakta masterchef, ortamlarda hanımefendi olur. Kadın dediğin her ne kadar tıp bedenen büyük bir değişim olarak ifade etse de regl dönemice sancı çekemez, trip tafra asla yapamaz, kocasına vermek istemediğinde başı ağrıyamaz, hasta olamaz. Sürekli her türlü işe hazır, kocası ve ailesi için yaşıyor olmalıdır. Sürekli güleryüzlü, tatlı dilli, pozitif, verici olmalıdır.Kadın dediğin tüm bunları yapacak güce, enerjiye sahip olmalıdır. Kadın dediğin sürekli kendini geliştirmelidir. Kadın dediğin bildiğin robot olmalıdır ama;

ÜZGÜNÜM O KADIN BEN DEĞİLİM!!!

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoz burda...!!

 

supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top