03 Şubat 2012

Erkeklere Allah'tan kadın değilim dedirtecek birkaç gerçek

Dikkat: "Bu yazıda geçen beyler ve bayanlar hayal ürünü değildir, tamamıyla gerçektir. Toplumumuzda çoğunluğu kapsayan kadın-erkek ilişki yapısından yola çıkılarak anlatılmıştır. Evet siz birer istisna olabilirsiniz ancak istisnalar kaideyi bozmaz, üzgünüm gençler."

-Kadın dediğin yorulmak nedir bilmez! + Kadın dediğin mutfakta aşçıdır!

Evlenmeden önce aman sen çalış kendi ihtiyaçlarını karşıla, maksat sigortan yürüsün, senden para falan isteyen yok, yeterki sen benden isteme, ben karı parası yemem denilse de kadın hem eşek gibi çalışır aile bütçesine katkıda bulunur hem de bi Allah'ın kuluna yaranamaz. Koca gün çalışmış kadın işten gelir yorgun argın atar kendini mutfağa, önceki akşam kocası taşaklarını yayarak TV karşısında keyif yaparken koştura koştura yaptığı yemekleri ısıtıp sofrayı hazırlar. Daha Bismillah deyip yemeğe başlanmadan sofradaki eksikler kafaya bir bir kakılır. Ya su bardağı yoktur, ya tuzluk, ya pul biber. Koca denen adam eksik olan şeyi alıp masaya koymaya gelince felçlidir de laf söylemeye gelince maşallah sapasağlamdır. Bu sefer de yemek yorumları gelir; çok mu tuzlu, salçası mı az, sanki pilav lapa olmuş, ay yine mi makarna!!! Hani şöyle eline dibi 2 parmak kalınlığındaki dökme çelik tavayı alıp kafasına bi patlatası gelir ama yapamazsın. Beğenmiyorsan kalk da kendin yap dersin, tartışma çıkınca da ya tamam dır dır yapma kafa ütüleme zaten koca gün çalıştım!! savunmasıyla karşılaşırsın. Sanki koca olacak herif çalışırken kadın evde 2,15 yatmıştır ya da patronunun kucağında oturmuş, koklaşıp keyif yapmıştır. Hafta içi bu kısır döngüyle yitip giden kadın hafta sonunu da evi temizlemekle -bu kısmını özellikle açıyorum çünkü ev temizlemek de iş mi deyip ağzını burnunu yamultan beyler geliyor gözümün önüne- ev temizlemek sadece ortalığı süpürmek, paspas yapmak, toz almak, cam-kapı-halı silmek demek değildir beyler. Ev temizlemek sizin ayakta işerken klozet kapağına sıçrattığınız sidik lekelerinizi, sıçtıktan sonra sifonu çekseniz de klozetin üzerinde izini bıraktığınız kakalarınızı, dişlerinizi fırçalarken macunun yarısını akıttığınız lavaboyu, traş olurken lavabodan başka her yere döktüğünüz sakal, bıyık ve bilimum kıllarınızı, tüylerinizi, kirli sepetine atmaktansa yatağın altına, komidinin arkasına ve akla gelmeyecek en ücra köşelere sokmak konusunda özel yeteneğe sahip olduğunuz kokmuş çoraplarınızı bulmak, duş yapıp çıktığınızda köpüklü ve gideri bir tutam kıllı bıraktığınız duşa kabini, küveti temizlemek, kulağınızı temizlediğiniz kulak temizleme çubuklarını bıraktığınız yerden alıp çöpe atmaktır daha sayayım mı? Hmm yeter değil mi? Ben de öyle düşünmüştüm. Bunun yanı sıra tüm evin çamaşırlarını yıkama -çamaşır yıkamak deyip de geçmeyin, bunun ipeği var pamuklusu var sentetiği var yünlüsü var, beyazı, koyu renklisi, orta renklisi, çekeni, çekmeyeni var- he evet siz hepsini birden atıp çamaşır programlama ve bütün çamaşırları batik gibi renklendirme, yün kazaklarınızı XS bedene döndürme konusunda çok yeteneklisiniz, biliyoruz. Çamaşıra gelmişken konu atlamamak gereken tüm ailenin çamaşırlarını katlama, ütüleme, özellikle kocasının pantolon ve gömleklerini tek ütü iziyle ütüleme, çamaşırlarını katlama, bir tane eşyayı almak için üsttekilerin hepsini devirdiği dolabını, ya da alttan bir şey çekerken her şeyi karman çorman ettiği çekmeceleri düzenleme gibi kutsal görevleri de vardır. Kadın bunların hepsini aylarca yapar, gıkını çıkarmaz, artık yoruluyorum hiç değilse iki haftada bir yardımcı kadın alalım -nasılsa kocasının götünü o topluyor ya- bari ağır işleri kadın yapsın dediğinde de önce sanki porno dergilerine G-stringli poz verebilir miyim diye sormuş gibi bir şiddet, bir celal, bir itirazla karşılaşır ki sormayın. Neyse yine dişiliği kullanıp ön sevişmeyi falan devreye sokup iki haftada bir temizlikçi kadın almayı kabul ettirir, sonradan başına kakılacağını ve o temizlikçi kadının parasının da kendi cebinden çıkacağından habersiz....


-Kadın dediğin yatakta fahişe olur. 

Çalışmak, yemeği, temizliği, ütüyü, bulaşığı halletmek şöyle bi dursun kenarda bir de çoğu erkeğin evlilik için en önemli ve tek amaç olarak gösterdiği bir misyonumuz var "sevişmek", kocayı tatmin etmek, cinsel hayatı canlı tutmak. Her şeyi bir yana koyup gece olup yatağa girdiğinde daha yarım saat öncesine kadar üzerine yemek kokusu, eline soğan kokusu sinmiş, ya da ütü yaparken terlemiş ter kokmuş kadın kocasının koynuna mis gibi kokarak girmek zorundadır ya sanki hemen bi koşu duşa girer bir su dökünür, kocasının zevki neyse kırmızı, siyah, leopar, dantel geceliklerden birini giyer, dişlerini fırçalar, parfümünü sıkınır sevişmek için hazır hale gelir. Bu arada o bunları yaparken son bi sigara daha yakayım diyen düşüncesiz koca üstü başı ağzı sigara kokulu şekilde yatağa girip hatunu beklemeye başlamıştır bile. Git dişlerini fırçala bari dersin, küçük kıyamet kopar çünkü herif çoktan boxerını çıkarmıştır bile!!  Aslında sevişmek konusu açılınca başı ağrıyan kadın yoktur, koynuna girdiği kadına saygısı olmayan, kişisel bakımına dikkat etmeyen erkek vardır. Kadınsa sevişme öncesi, sonrası sürekli yıkana yıkana yıkanmaktan bıkar. Hele oje sürmeyi seviyorsa sil sür sil sür çin işkencesine döner seksten ziyade. Kadın sürekli yeni pozisyonlar denemek, kocasını yalamak, okşamak, oral seks yapmak, kendisi bir kere bile orgazm olamasa da kocasının boşalmasını sağlamak zorundadır. Çünkü kadın bunu yapmazsa kocanın gözü dışarıda olur, aldatmak için sebebi vardır olur ama kadın orgazm olamıyorsa cinsel rahatsızlığı vardır, depresyondadır, kocasının yapabileceği birşey yoktur, bu hep böyledir içine sıçtığımın dünya düzeninde.


-Kadın dediğinin evinde oturur, onun yeri evidir, kocasının-çocuklarının yanıdır.

Görev tanımı gün geçtikçe kabaran kadın, hafta sonu komşularının ya da akrabalarının organize ettiği altınlı gün dışında bir sosyal ortama katılamaz, çünkü kadın kısmısı yukarıda belirtilen görevleri yerine getirmekle zorunludur ya; kocası izin veren anlayışlı bir koca da olsa o arada sırada bir arkadaşıyla buluşup kahve içip dertleşmeye, dedikodu yapmaya vakit bulamaz. Gitse de çocukluğundan beri süregelen bir alışkanlıkla Akşam ezanı okunmadan eve dönmek zorundadır. Ama kocası şirket yemeği, maç izleme, iş arkadaşlarıyla birahaneye gitme, bekarlığa veda partisi, yok asker arkadaşıyla buluşma, yok zart yok zurt her türlü etkinliğe karısına haber bile vermeden "katılacak" onayını verir, verme hakkına sahiptir.

-Kadın dediğin her daim bakımlı olur.

Erkeklerde evliliğin üzerinden belirli bir süre geçtikten sonra "sen eskiden böyle değildin, evlendikten sonra değiştin" deme hastalığı vardır henüz tıbbın çaresini bulamadığı... Çünkü flört aşamasında, nişan döneminde sizinle buluşmak için saçını başını saatler öncesinden hazırlayan, giyeceği kıyafeti günler öncesinden kafasında tasarlayan ve üzerinden çıkardığı kıyafetleri, ojeyi, asetonu, makyaj yapıp banyoda bıraktığı makyaj malzemelerini, prizde unuttuğu saç düzleştiricisini, maşasını, küloduna taktığı günlük pedinin koruyucu etiketini dahi arkasından toplayan annesi ve bunları yapacak zamanı yoktur artık. Sevgiliyken yemezsen ölümü gör deyip eliyle beslediği hatun artık azıcık fazla yese, birazcık iştahı açılsa götü göbeği pırtlayan, evlendikten sonra kendini salan, kocası iyi baktığı için sözümona rahatlıktan kilo alan klasik türk kadını olmuştur çoktan... Hele bir de doğum yaptıysa ve doğum sonrası kilo kaldıysa kocasının diline düşeceğine bok çukuruna düşsün daha iyi. Beynine kilo aldığında miligram bazında uyarı veren bir çip yerleştirip sürekli kilo kontrolunü sağlamak zorundadır ve nişan alışverişinde alınan döpyesi yıllar geçse de çatır çatır 2 tane nurtopu gibi çocuk doğursada giymek zorundadır, modası geçse de!!
Bunca işin gücün arasında artık 3 haftada bir gittiği ağdacıya bile vakit bulamayan kadın, istenmeyen tüylerinden kurtulmak için duşta traş yöntemine döner -kıllı seven erkekleri hariç tutuyorum- çünkü kocası sürekli pamuk gibi ister onu, Ayda bir, her gittiğinde sıra beklediği kuaföre gidip kaşını bıyığını aldırabiliyorsa ne ala. Yoksa Pala Remzidir yeni lakabı ve her fırsatta kocasıyla yarıştırılır bıyıkları... Saçlarına fön çektiriyorsa bilin ki bir nişan bir düğün ya da eskaza kocası özel günlerinden birini hatırladıysa öyle bir kutlama vardır. Her türlü deterjanlarla haşır neşir olan elleri manikürlü, bakımlı, yumuşacık olmalıdır. Hem yüzüne krem sürmeye bile vakit bulamazken hafifte olsa makyajıı yapmalıdır.


-Kadın dediğin sürekli kendini geliştirmelidir, kocasına rağmen!!


Hep bilmem kimin karısıyla, bilmemkimin geliniyle yarışacak bilgi, beceri ve deneyime sahip olmalıdır. Modayı takip etmese de bilmelidir. En yeni yemekleri, tatlıları yapabilmelidir. Çocuğunun eğitimiyle, gelişimiyle ilgilenmesi gereken de tabiki odur, tek başına yaptı ya!! Kadın dediğin Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerine kocasının izni olmadan üye olamaz, olsa da şifresini kocasına vermek gizlilik ayarlarını kocasının istediği gibi yapmak zorundadır.

Kadın dediğin kaynanasına, kayınpederine, kocasının tarafına gelin, kendi ailesine ömür boyu evlat, mesai saatlerinde emekçi, yatakta fahişe, mutfakta masterchef, ortamlarda hanımefendi olur. Kadın dediğin her ne kadar tıp bedenen büyük bir değişim olarak ifade etse de regl dönemice sancı çekemez, trip tafra asla yapamaz, kocasına vermek istemediğinde başı ağrıyamaz, hasta olamaz. Sürekli her türlü işe hazır, kocası ve ailesi için yaşıyor olmalıdır. Sürekli güleryüzlü, tatlı dilli, pozitif, verici olmalıdır.Kadın dediğin tüm bunları yapacak güce, enerjiye sahip olmalıdır. Kadın dediğin sürekli kendini geliştirmelidir. Kadın dediğin bildiğin robot olmalıdır ama;

ÜZGÜNÜM O KADIN BEN DEĞİLİM!!!

7 kişi "açılın ben doktorum" demiş :

  1. okumadım, sanki seyrettim... okuduğum hiç bir romanda ya da hikaye de bahsedilen şey gözümün önünde bu denli canlanmamıştı. Gerçekten çok beğendim, çok etkilendim, çok güldüm, çok hüzünlendim... kısacası çok çok çok olmuş bu yazı... gerçekler ancak bu denli gözler önüne serilebilirdi.. ağzına sağlık... devamını dört gözle bekliyorum...

    YanıtlaSil
  2. bravo selma :) çok güzel ifade etmişsin :)

    YanıtlaSil
  3. BÜTÜN ERKEKLERİN SENİN DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ KABA SABA ADAMLAR OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM.MUTLAKA İÇLERİNDE HAYALİNİ KURDUĞUN ERKEK MODELİDE VARDIR.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yazımın en başında tespitlerimin "çoğunluğu" kapsadığını, istisnalar olabileceğini ama istisnaların da kaideyi bozmadığını belirtmiştim. Bütün erkekler diye bir genelleme de yazımın başından sonuna hiç yapmadım. Dediğin gibiyse varsa içlerinde hayalini kurduğum erkek modeli BİR ADIM ÖNE ÇIKSIN please :)

      Sil
  4. çok süper bır yazı çok ta doğru aslında tebrıkler...bloğunu yenı keşfettımm

    YanıtlaSil

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

Supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top