22 Şubat 2012

Olmasaydı, yaşanılmazdı.

Göğüs kafesimi delip dışarı çıkacakmış gibi hissettiğim bir his var içimde. Hem benden ayrı, hem baştanbaşa bana ait.  Heyecanı, bekleyişi, özleyişi, merakı, isteği ve daha onlarca tarifsiz şeyi içinde barındıran. Hem günden güne çoğalsın istediğim, hem de hiç kaybetmemek.

Mucize diye bir şey var mı bilmiyorum ama, birini deli gibi özlemek, kilometrelerce uzaktaki birinin nefesini, kalp atışlarını kendi içinde hissetmek diye bir şey var. Sesiyle yüzünü, sözleriyle benliğini, ona ait tüm detayları betimlemek, kapadığında göz kapaklarının arkasında yüzünü görmek isteği, kokusunu, tenini, gözlerini, dudaklarını tatmak, yaşamak isteği...

Var. Öyle ya; olmasaydı, yaşanılmazdı.

13 Şubat 2012

Hafta sonu İstanbul Kaçamağı

Uzun zamandır İstanbul'a gidip hem arkadaşlarımla vakit geçirmek hem de gezinmek için fırsat kolluyordum. Kışın bu sene biraz sert geçmesi nedeniyle uzun zamandır ertelediğim bu planı geçtiğimiz haftasonu gerçekleştirebildim. Cumartesi akşamı sevdiğim bir arkadaşımla vakit geçirdim, yiyip içip uzun uzun sohbetler yaptık, Pazar günü de bir başka arkadaşımla gezintiye çıktık. Hava da yağışsızdı şansıma ve bol bol gezdik :)

İstanbul'a gidip Beyoğlu'na gitmemek, Beyoğlu'na gidipte Galata Kulesine gitmemek olmaz dimi :)
İstiklal Caddesi'ne her geldiğimde mutlaka Bursalı bir arkadaş ya da tanıdıkla karşılaşıyorum diyordum ki on adım attıktan sonra yine bir tanıdıkla karşılaşınca hepimizi bir gülmek aldı.
  Çok acıkıp İstiklal Caddesi üzerinde yemek yenilebilir bir mekana atıverdik kendimizi...Cafeyi kim dizayn etmişse emeğine sağlık, ben bayıldım...Sürekli tıklım tıklım ve daha bir müşteri kalkmadan hemen masaya yeni müşteriler geliveriyor. Yemekleri de gayet güzel, İstiklal'e gidilince uğranılabilir bir yer... "Esmer Cafe"
  Duvarlardaki film artislerinin fotoğrafları da mekana ayrı bir hava katmış...
Şu tramvayla adam gibi bir fotoğraf çekinemedim ya içimde kaldı :) Ya bir gün altında kalıcam ya da o kalabalıkta yürüyüp giden insanların arasında fotoğraf çekinmeye çalışırken ezilicem... 
İstiklal'de bir sanat galerisi... serginin adını çok sevdim...
Beyoğlu deyince aklıma gelen onlarca şeyden biri de meşhur "Beyoğlu Çikolatası" benim için...
Beyoğlu sokaklarında...
Beyoğlu'nda gezintimizi tamamlamış otoparka doğru giderken küçük sevimli bir dükkan dikkatimi çekti. Uzun zamandır evime duvarlar için dekoratif birşeyler arıyordum ki tam da yerine düşmüşüm. Amerikan tuvaline özel baskıyla tahta çerçeve üzerine gerilerek satışa sunulan bu panoların fiyatı boyutuna göre değişiyor. Siz de biblolara, panolara kısacası dekoratif eşyalara meraklıysanız bu dükkana mutlaka gitmeniz gerek. Dükkanın adı: "Hazan Sanat Galerisi". 15x15'lerin fiyatı 15,00 TL ve 20x15'lerin fiyatı ise 12,50 TL. Ben çok para harcadığım için sadece 4 tane alabildim ama ilk fırsatta İstanbula gittiğimde mutlaka birkaç tane daha alacağım.
işte benim aldığım sevimli panocuklar :)
Çok daha fazla fotoğraf çekmek, çekinmek isterdim ama fotoğrafa dalınca da keyfini çıkaramıyorum gezintinin...ya da yanımdakiler sitem etmeye başlıyor...zaten benim fotoğraf merakım birilerinin makinayı ya da telefonu kafama patlatmasıyla son bulacak bir gün diye de korkmuyor değilim :)
Beyoğlu'ndan sonra Bebek'e doğru yola koyulduk kahve içmek için ancak ben bir buçuk saati trafikte geçirmekten bunaldığım ve otobüs saatim de yaklaştığı için kahve keyfini bir başka sefere bıraktık...
Dün o trafiği ve akın akın insan kalabalığını görünce İstanbul'un gezmek, dolaşmak için çok güzel ancak yaşanamaz bir yer olduğunu bir kez daha anladım. Bursa'ya geldiğimde rahat bir nefes aldım ve ne güzel bir şehirde yaşıyorum diye şükrettim bir kez daha...

10 Şubat 2012

Aşk Bence;

Yanında rahatça osurabilmek, iki dakika önce çıktığı tuvalete öf pöf demeden girebilmektir. Evin her tarafı darmadağınık ve tozlar havada uçuşuyorken bile aniden zil çalıp sürpriz yapıp geldiğinde eyvah! deyip panik yapmadan buyur edebilmektir içeri. Yağlı saçlarıyla, dizleri çıkmış çamaşır suyu lekeli ağı delik pijamalarıyla bile çekici bulmandır onu. Ağda gününe kadar uzatmak zorunda kaldığı istenmeyen tüyleriyle de sevebilmektir ya da yorulup terlemişken duştan yeni çıkmış gibi sımsıkı sarılabilmektir.


Aşk tek kişilik yatağa sığabiliyorken, kimi zaman da mutluluktan, heyecandan hiçbir yere sığamamaktır.

Yokken bir şişe birayı içmektir birlikte, varken en pahalı şarapları. Şevkate ihtiyacın olduğunda onun yanında almaktır soluğu.




Aşk filmi izlerken en acıklı ayrılık sahnesinde iyi ki yanımda deyip sarılabilmek, sevişme sahnesindeyse filmi durdurup devamını birlikte çekebilmektir canlı canlı. Sohbet edebilmektir her konuda. Eski sevgililerini, çocukluk anılarını, gençlik maceralarını birşey eksiltmeden ya da katmadan anlatabilmektir içtenlikle. Hafif pörtlemiş bira göbeğiyle dalga geçebilmektir ya da alınma zamanı gelmiş bıyıklarıyla. Fazla alkolden değil fazla mutluluktan sarhoş olabilmektir. Ağzım soğan kokmasın diye endişe etmemek, ekmek arası köfteye "soğansız olsun" dememe lüksüne sahip olabilmektir. Birlikte maça gidip küfredebilmek, aslında her zaman başbaşa kalma imkanınız varken bile sinemada öpüşebilmek, sanki dünyada yalnızca siz varsınız gibi umarsızca yaşayabilmektir herşeyi.
Puding tenceresinin dibini birlikte parmaklayabilmek, salatayı birlikte yapabilmektir. Dil, din, ırk, renk, seviye ayrımını hiçe sayabilmek, gerektiğinde herkese ve her şeye karşı koyabilmektir. Sevmekte, özlemekte ondan hep bir adım önde olmaktır. Sen, ben olmaktan çıkıp “biz” olabilmektir.
Topu topu üç harfken içine milyonlarca anlamı katabilmektir aşk. Yaşamaya aylar, yıllar, tarifine kelimeler, hissetmeye kalpler ve algılamaya akıl yetmezken bir kıçı kırık Şubat gününe sığdırılamayacak kadar da büyüktür "AŞK"...

09 Şubat 2012

Evde Tek Başına Vol1

Tarih: 1 Mayıs 2011

Birkaç ay öncesine kadar imkansız dediğim hayalim gerçek oldu. 62 merdiven tırmanıp nakliyeci arkadaşlara yardım ettikten sonra ağzımdan bir karış öne fırlayan dilimle, nefes nefese kalmış halde 5 katlı bir apartmanın çatı katında, 40 metrekare kıç kadar bir evde her birinin üzeri bir parmak tozla kaplı bir sürü koliyle, annemin kaçmış ama atmaya kıyamadığı parizyen çoraplarını geçirerek muhafaza ettiği halı rulolarımla başbaşa buldum kendimi. Banyo eşiğine oturdum bir kaç dakika soluklandım. 27 yıllık geçmişim bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. En belirgin karelerse hep aynıydı, yapamaz denilip yaptıklarım! Gülümsedim kendi kendime ve yok dedim bu pek olmadı bi kahkaha patlatıp haykırdımm "burası benim evim"

Nereden başlayacağımı bilmiyordum. Ama evime yerleşmenin bir düzen içerisinde olması da gerekmiyordu. Nihayetinde burası benim çöplüğümdü ve ben istediğim gibi yaşamak için burdaydım. İşten çıkıp evime gitmek, bir an önce yerleşmek için sabırsızlanıyordum. Bu heyecanla sabaha kadar uyumayıp kolilerden mutfak eşyalarını sarılmış olduğu gazetelerinden çıkarıp, yıkayıp kurulayıp dolaplara yerleştirmenin, kolumun uyuştuğunu hissetmeyecek kadar saat ütü yapmanın bana bu kadar huzur ve haz vereceğini söyleseler inanmazdım, bi de gülerdim yok artık diye... Yorucu ama zevkliydi. En yakın arkadaşımın yorucu iş günleri sonrası benim evimi adam etmek için fazla mesai yaptığını söylememe bile gerek yok herhalde.

Taşındığımda elektrik, su yeni açılmıştı, doğalgaz içinse 2 hafta bekledim. Arada bir gazı açma konusunda saçma sapan problemler çıkaran Bursa Gaz'a sövdüğüm oldu çünkü Mayıs ayının içinde olmamıza rağmen sular çok soğuktu bir de o çeşmenin sürekli aktığını ve benim o suyla saatlerce haşır neşir olduğumu düşünürseniz... Küçük tüp üzerinde yemek yapmakta ayrı bir zevkti doğrusu! Daha da kötüsü anılarım var, kettleda su ısıtıp eski usül kova, hamam tası yöntemiyle kollarımı yana açamayacak kadar küçük banyomda klozetin üzerinde yıkanmak gibi. Neyseki ben yeni hayatımın liste başına sabretmeyi koyduğum için bu günleri yaşayıp, ay ne günlerdi diye hatırlanmak üzere rafa kaldırdım.

Hayatım boyunca hep dönüm noktalarım oldu benim, kararlar aldım, sundum, hayata geçirdim. Aman bi daha mı gelicem dünyaya bu benim hayatım ve gönlümce yaşayacağım deyip başta biraz tatlı sert resti çekerek ama sonra bizimkilerin de gönül rızasını alarak açtım yeni beyaz sayfamı.

İlk zamanlar gece uyku arası gözlerimi açıp baktığımda nerdeyim lan ben sendromu yaşadım, yaşamadım değil. Ya da sabahları, hep sağ tarafına doğru dönüp yatan ve sağından kalkan biri olarak bir kaç kez alarm çaldığında uyku sersemi kafamı sağ tarafımdaki duvara çarpma ve yok bu böyle olmayacak deyip sol tarafıma yatıp gece yataktan düşme kazalarım oldu. Bir de bazen burnumu hep dik tutup kimselere belli etmediğim eyvah ya beceremez elime yüzüme bulaştırırsam endişelerim... Ama emek verip uğraştıkça, yoruldukça, yavaş yavaş endişeler yerini "harikasın kızım sen memlekette benim diyen bir çok erkeğin yapamadığını yaptın kız başına" göğüs kabartmalarına bıraktı.

En güzel yanı şu diye ayırt edemiyorum çünkü bir çok güzel yanı var yalnız yaşamanın. Bir kere her gün yeni birşeyler öğrendim. Taşınma yerleşme şu bu derken çevremde arkadaşım diye gezinen ve Facebook arkadaş listemi kabartan bir çok kişinin aslında bir avatar görüntüden ibaret olduğunu anladım. Gerçek dostlarım tüm zor günlerde olduğu gibi bu dönemde de yanımdaydı. Ailem o dönemde pek yanımda olamadı çünkü benim taşındığım dönemde erkek kardeşim kız kaçırarak 1 ay sonrasına düğün tarihi aldığı için kendi telaşesindeydi, ailem de onun yanında olmak zorundaydı. Bir de ailemin benim meşhur kimseye ihtiyacım yok tavırlarım yüzünden ne halin varsa gör tepkisi vardı birazcık. Ama ben başlarda biraz burnum sürtse de, yorulsam da bu işin de altından kalktım evvelallah ve biraz dik kafalı olmanın çok da kötü birşey olmadığını gördüm. Yerleşme dönemlerinde tozla çok fazla münasebeti olmuş ve toza karşı alerjisi olan biri olarak hapşurduğumda kendi kendime çok yaşa demeyi de öğrendim, yatarken iyi geceler Selo bu gece senin yeni hayatında, yeni evinde bilmem kaçıncı gecen diyip kendi kendime iyi geceler dileyip öpücük fırlatmayı da. Kendi kendime sahip çıkmam, daha dikkatli olmam ve sorumluluk almam anlamında da yadsınamaz ilerleme kaydettim. Küçük bir mantar pano yardımıyla, alınması-yapılması gerekenleri listeleyip, bunları önem sırasına göre halledip, faturalarımı son ödeme tarihini kaçırmamak, makbuzları kaybetmemek için elime geçtikçe panoya çiviledim, bir de artık kendi evinin hanımı olaraktan pasta börek tariflerimi...

Bunlar dışında ilk zamanlar hemen her gün gereken tornavida, çekiç, pense derken bir de baktım benim kocaman bir hırdavat kolim olmuş. Gün geldi musluk contası değiştirdim, gün geldi silikon elimde pencere kenarlarını silikonladım, abartıp matkapla duvar deldiğim, kalorifer peteklerinin suyunu aldığım bile oldu. Belki illaki de erkek becerisi gerektiren işler değildi ama kadınların yaptığı işler de değildi ve ben birilerine muhtaç olmadan kendi başıma becerebildiğim için mutluydum. Bu arada benim boyumu aşan çok fazla tadilat tamirat işi oldu evde ve bu konuda tek ve en büyük destek çok sevdiğim bir iş arkadaşım olan Güno geldi, Allah bin kere razı olsun deyip teşekkürümü ve duamı da buraya iliştirivereyim.


Bir ayı bulmadı iyice yerleştim, eksiklerimi tamamlamak konusunda en çok ziyaret ettiğim yer şüphesiz IKEA oldu. Hem bütçeme hem de zevkime uygun bir çok şey aldım.


Evet topu topu 1+1 aynı anda 10 dan fazla insanı ağırlayamayacak kadar küçük ama benim ıncık cıncık eşyalarımla ve onların her birini yerleştirirken kattığım sevgimle bu ev artık benim sıcacık yuvam oldu. Nihayet artık arkadaşlarım ve ailem evime misafirliğe gelmeye başladılar. Ben de becerebildiğimce en iyi şekilde ağırlamaya çalıştım.

Bundan sonra haftada bir gün temizlik yapmayı rutine bağladım. En çok sorulan sorulardan biri "ay kız korkmuyor musun tek başına"ydı. Pek belli etmesem de tuhaf buluyordum bu soruyu sanki Perili köşke taşınmıştım, niye korkayım yahu? Ha evet daha eve taşınmamın 20. gününde merkez üssü Kütahya olan ve Bursa'da bir hayli hissedilen depremde apartmanın en üst katında yaşayan ve beşiğe en son 26 yıl 3 ay önce binmiş biri olarak çok korkmuştum, ama neyseki lisede çok fazla deprem tatbikatı yapmıştık ve ben hemen kapı kasasının altına geçip, içimden de bildiğim bütün duaları okuyup sallanmanın bitmesini beklemiştim. Annemse telefon hatlarının normale dönüp benim hala hayatta olduğumu öğrenebilmek için beni aramayı. Anne yüreği işte, atla taksiye gel bu gece bizde kal aklım sende kalacak diye yakarışta bulunduysa da annee eğer yarına kadar depremde ölmezsek gitmem gereken bir işim var, ben şimdi geceliğimin altına olası bi deprem durumunda külodum gözükmesin diye paçalı donumu giyip, el fenerimi de yanıma alıp, dualarımı okuyup yatıyorum deyince annem benim cesaretime şaşırarak yalnız yaşama konusundaki ilk sınavımı verdiğimi söylemişti.

Kendine ait odası olmayan biri olarak hep dua ederdim, körün istediği bir oda Allah verdi 1+1 daire. Ailemle yaşarken ki üstüme sinir gelen bir çok şeyi artık şarkılar mırıldanarak dilediğimce yapabildiğim bir hayatım oldu. Evin içinde sütyen don gezmek, kil maskesiyle dolaşmak, bornozla gazoz keyfi yapmak, son ses müzik dinlemek ve cep telefonu koynumda uyumak gibi. Ben yazın en sıcak günlerinde bile aman erkek kardeşimle aynı odada yatıyorum, aman odaya babam gelir üstüm açılır uygunsuz şekilde görünmeyim diye şort ya da pijamayla yatmak zorunda olduğum için gecelik keyfine hasrettim. Bu özlemimi de bolca gidermiş oldum çatı katındaki hamamı aratmayan yatak odamda.

Ekim ayının sonunda eski badana ustası olan babamı yağlaya ballaya ikna ederek bir de boya badana yaptırınca hem fıstık yeşili alacalı bulacalı duvarlar temizlenmiş oldu, hem de evim aydınlanmış.

Şaka maka 9 ayı devireceğim bu ay sonunda. Cesur olmadan, risk almadan birşeylerin başarılamadığını bir kez daha görmüş oldum bu vesileyle. Bu yaşına kadar hep başkalarını memnun etmek için, başkalarının mutluluğu için kendinden vermiş biri olarak ben diyorum ki 28 yaşındayım ama 9 aydır yaşıyorum. Özgürlüğüm, huzurum benim hayatımdaki en büyük zenginliğim artık ve ben bunu kolay kolay da kimseye kaptırmayı düşünmüyorum.

Evde tek başıma maceralarımla ilerleyen dönemlerde yine karşınızda olacağım, artık o zaman elimin hamuruyla tamirat olayını abartır çatı mı aktarıyor olurum, sigorta mı tamir ediyor olurum, yoksa artık bu işleri bitirmiş köşe koltuğuma kurulmuş kahve keyfi mi yapıyor olurum bilinmez...Ama ben bir gün tekrar evlenme kararı alırsam, evlenipte kocamın evime taşınana kadar kendi evimden, kendi dünyamdan size yayın yapmaya büyük bir zevkle devam ediyor olucam...

Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

Supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top