27 Aralık 2012

Mutlu olucam ben, ben mutlu olucam yuppiiiii


Bensu Kaya'lı ilginç rüyam :)

Hayırdır inşallah diyerek başlıyorum söze. Önceki gece rüyamda blogger arkadaşlarımdan Bensu Kaya ile bir  trend yarışmasına katıldım. Göya yarışmaya moda / trend blogu olarak kendisiyle birlikte bir arkadaşı katılacakmış, Bensu da beni seçmiş. Sağolsun tabii rüya bile olsa onore oldum. Rüyamda o koşuşturmaca da fırsat bulup kendisine hiç itiraz edemedim benim burda ne işim var? Kız benim modayla, trendle, podyumla ne işim olur? çıkarın beni burdan! diye. Rüya olduğunu farkettim sanırsam hehehe.  Zate bendeki bu popoyla, bu Allah vergisi irilikle bu iş ancak rüyada olabilir. Yada iks iks larç mankenlik yaparım ben (2009'da bir büyük beden markasının reklam filminde yaptığım gibi). Bilim adamlarının en uzunu 7 saniye sürüyor dedikleri rüya bende kıyafet alışverişi, cat walks provası, kuliste hazırlanmaca, saçtı, makyajdı, birkaç gün sürdü. Gerçek hayatta henüz tanışamadığım Bensucuğumla rüyamda tanışmış oldum, çok da memnun oldum. Ben pek rüya görmeyen biri olarak bu rüyayı kendi adıma "kıçım açıkta kalmış lan" şeklinde yorumladım bile. Bensu içinse önümüzdeki günlerde başarılı işlere imza atacak olarak yorumluyorum ve kendisini o güzel yanaklarından koccaman öpüyorum ve kaçıyorum :)


24 Aralık 2012

Issız Adam Keki


Blogumda böyle bir post gördüğün için şaşırdın di mi sayın okuyucu? Biliyorum çünkü ben de çok şaşırdımm :)

Bizim şirkettekiler pek bi beğeniyor benim muffinlerimi, keklerimi, kurabiyelerimi. Geçen gün bunca yoğunluğun arasına napıp edip benden "Issız Adam" keki sözünü aldılar şerefsizler :) Bir Supercellma verdiği sözü tutar diyerekten taktım tülbenti kafama, önlüğü önüme koyuldum işe ve yaptım meşhur Issız Adam kekimi. Bu sabah herkes bir iştah yedi ve birkaç dakikada bitiverdi koca kalıp. Birkaç saat endişeyle bekledim ama çok şükür kimse zehirlenmedi eeheehehe :)


Bu tarif Oktay ustanın tarifi canlarım ciğerlerim. Ben zaten biliyom, bilmeyen mi var ki! diyenler bi zahmet uzun zaman sonra mutfağa girip bir şeyler pişirmemin ve neticede kimseyi zehirlememiş olmamın mutluluğunu paylaşsın. Bilmeyenler içinse malzemeler aşağıda. Yok illa sen yap biz yiyelim Selo diyorsanız da adresi biliyorsunuz ya kapı ya balkondayım ehhhehehe :)

Böyrünn malzemeler:
3 yımırta
1,5 su bardağı şeker
3 su bardağı un
1 su bardağı süt
1 su bardağı sıvı yağ
2 tane orta boy rendelenmiş havuç
1 su bardağı kırılmış ceviz
1 yemek kaşığı tarçın
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya

Nasıl yapılır?
Yumurtalar ve şeker güzelce çırpılır. Sonra sıvı yağ, süt ve vanilya koyulup tekrar çırpılır. Ondan da sonra rendelenmiş havuçlar, kabartma tozu ve un konulur bi posta daha çırpılır. En son tarçın ve ceviz konur. Margarinle hafif yağlanmış kek kalıbına boşaltılır. 175-180 derecede 40-45 dakika pişirilir. Piştiğini anlamak için ben keke bıçak batırıyorum, temiz çıkmışsa pişmiş oluyomuş. Bunu bilmeyen yoktur da olsun ben yine de söylim.

Afiyet olsun ama kilo olmasın :)

Yılbaşı Kartlarım Vol1

Büyük sürprizlerin insanı Fıstıklı Tombi
Daha önce gönderdiği bi koli dolusu hediyeyle mutluluktan havalara uçmak mecazını gerçeğe dönüştürmüştüm
Eşgalinin belirlenmesi, an meselesi olan enselenmesi tehlikesi nedeniyle blogunu kapatıp gitse de unutmamış beni oyoy
Yılbaşı kartını benim için dilenebilecek en gözel şeyleri dileyerek doldurmuş.
Bi fiki fiki en önemli şeylerin başında gelir çünkü hayatın :)
Aynısının daha fazlası senin olsun canım benim!
o gözel yanaklarından muahhh diyerekten öperim!!

PS. Bu kartı zaten Günün Fotosu / Mutluluk için yayınlamıştım ama yine de özel bir teşekkür yazısı yazmak istedim.

23 Aralık 2012

Yılbaşı Çekilişimin Sonucu

Selam çekiliş sonucunu sabırsızlıkla bekleyen okuyucu!

Lafı hiç uzatmadan olaya giriyorum hemen. 
Yılbaşı çekilişime toplamda 126 kişi katıldı. 
(124'ü blog izleyicisi - 2'si google-twitter hesabı olmayan Facebook'tan yorum bırakarak katılan takipçiler.)

Çekiliş listemi excel tablosu yapmıştım ama şirketteki pc'mde unutmuşum :(
Doğru mu diye 4 kez tek tek saydım yorumları :P

Çekilişimin kazananı 78 numaralı yorumuyla:


"Nermin Özata" 

oldu. Kuzum tebrikler! supercellma'nın büyük ikramiyesi sana çıktı :D
Mail gelen kutunu bırgalayıp bana geri dönmeni bekliyorum.





Katılan herkese ayrı ayrı kocaman teşekkürler. 
Kazanamayanlar üzülmesin,
Ocak'ta iyi bir zam bekliyorum bunu da sizlere minik hediyeler vererek kutlayabilirim ehehe :)
Hem belki bi sonraki çekilişimin kazananı siz olursunuz. Kim bilir?
Hepinize iyi yıllar şimdiden!!

21 Aralık 2012

Yılbaşı Kartlarım Vol2

Bu sadece bir yılbaşı kartı değil.
Bu, gönderenin içine iyi dileklerini, 
dualarını, 
kahkahalarını, 
özlemlerini, 
konuşmadan birbirini anlayabilmenin rahatlığını,  
uzakta bile olsa yanında hissetmenin verdiği huzuru, 
güvenini,
"iyi ki varsın" larını
"delisin kızım sen!"lerini
gülücüklerini, 
kalplerini, 
çiçeğini, börtü böceğini
en önemlisi de sevgisini koyup gönderdiği bir kart.
Bu, kıskananları çatır çatır çatlatacak bir kart.
Bu, Melis'in Süpperselma'sına gönderdiği dopdolu bir kart.

Kızım sen 2012 yılının bana getirdiği en güzel hediyelerden birisin.
Dilerim ki 2013'te bize en az birbirimiz kadar güzel hediyeler getirsin.
Bissürü kokulu öpücük, sımsıkı sarılmaca, gülücük ve kalp.
İyi ki varsın lan cidden bak!

Yaralı parmağa işemek


Sanki seçimde oy kullanmışım da tırnağıma mürekkep damlatmışlar gibi duruyor de mi! Hee tabi tabi emin olun öyle. Gelin de o ilk geceki zonklamayı, sızlamayı bana sorun siz! İlk gün tırnağın sadece orta tarafı kararmıştı, kök kısmında bir şey yoktu. Doktor ödem atıcı, morarma giderici Ematonil diye bi merhem ve ağrı kesici olarak Dicloflam hap verdi. Ben her gün bi ümit sürdüm merhemi, içtim hapı ama bi işe yarayaydı iyiydi. Doktor düşmez bu, tırnak, uzadıkça atar kendini yavaş yavaş demişti ki ertesi gün bir uyandım tırnağımın kökü de kapkara. Ooo yeeeaa! Oldu mu şimdi oldu mu yar! Bir sonraki gün ehliyet sınavının olduğunu düşünerek Allahtan sol elimi sıkıştırdım, sağ elim olsaydı ne bok yerdim diye şükretmiştim halime. Taa ki wc ye gidip bi güzel sıçana kadar. Enee n'olcak şimdi? Donu çekip boklu boklu çıkamıcağıma göre "Allam sen beni affet" deyip sağ eli devreye soktum. Sonrası lavaboda onbeş dakika kadar sağ elimi yine sağ elimin parmaklarıyla kendi kendine yıkama çabası. Allahtan şirkette kombi çalışıyor, zira çalışmıyor olsaydı sular o kadar soğuk ki sağ eli de donma sebebiyle kaybedebilirdim. Eğer tuvalet adabınız varsa, öyle şartı şurtu önemseyen biriyseniz sol elinizin yaralanması harbiden çin işkencesi. Çin demişken Çinli bilim insanları idrardan beyin hücresi geliştirecek kök hücre elde etmişler. N'olursa olsun ben yine de yaralı parmağa işemem arkadaş!

20 Aralık 2012

Eneee lapa lapa kar yağiyo ki!


Lapa lapa karlı bi Bursa sabahından günaydın Bilog

Karın geleceği dünden belliydi. Hava dün akşamüstünden geceye doğru iyice ayaza bağlamıştı zaten. Nitekim bugün bembeyaz bi güne uyandık Yeşil Bursa olarak. Bendeniz Altıparmak - Stadyum meydanında tam yarım saattir servis bekliyorum. Atkı, bere, eldiven ne bulursam taktım ama yine de kardan kadın olmaktan kurtulamadım. Ayrıca da kar yağıyor ama hava hiç yumuşamamış. Parmak uçlarım, burnum ve kıçım don yaptı. Umarım servis bi an önce gelir de sonum kibritçi kıza benzemez, donarak ölmem. Şu an tek hayalim şirkete gidince kalorifer peteğine abanmak. Allah soğukta çalışanlara, dışarıda kalanlara, kediciklere, köpeciklere yardım etsin. Heh servis geldi. Yaşasın Supercellmanız donmaktan kurtuldu! :)

Bu e-posta Samsung Mobil cihaz ile gönderilmiştir.

19 Aralık 2012

Bi İstanbul yapıp geldim!

Kaç gündür çok pis yazasım var lakin vaktim yok. Ve farkında mısınız bilmem ama ben şu "akin" sözcüğünü çok sık kullanır oldum son günlerde, hayırlısı. Ne pis bi şanstır ki benimkisi yazacak çok şeyim olduğu zaman vaktim olmuyor, vaktim olduğundaysa yazacak bir şey bulamıyorum.

Meraklılarına; gizemli çiçeğin sırrı çözüldü ifindim. Bizim şirkette beni beğenen bir çocuk var o göndermiş. Gündüz kızlarla yaptığımız konuşmada "bugüne kadar gönderenim olmadı ki" cümlemden serzeniş yaptığımı düşünmüş. Güldüm, hatta bildiğiniz sesli güldüm. Ne serzenişi lan? Ne serzenişi? Hem serzenişte bulunsam bile sana değildir ki o! Şansımadır, kaderimedir, ex kocam olacak dallamayadır, bilemedin ex sevgilim olacak öküzleredir. Yahu sana niye serzeniş yapayım ki ben? Senin üzerine alınasın, bana çiçek göndermişsin olum benim söylediklerim bahane. Bu yazıyı okursan -ki geçenlere bir mesajında blog güzeli demiştin bana, burdan anlaşılıyor ki blogumu da biliyorsun- şunu bil ki ben genelde sesli düşünürüm. Bu, benim rahat biri olduğuma işarettir, sana gönderme yaptığıma, ya da bir şeyler söylemeye çalıştığıma değil. Hem ben böyle çiçekle, hediyeyle kur yapılacak tiplerden değilim. Adam dediğinin önce ağzı laf yapacak bağlayacak beni bu olmazsa olmazımız. Çiçek böcek sonraki iş, olmasa da olur. Sana bir tavsiye benden vazgeç, boşuna yıllarca bekleme falan. Yok çünkü, ben ilk seferde ısınamamışsam birine, kessen bi daha ısınamam.




Cumartesi günü karga bokunu yemiş fakat henüz hazmetmemişken uyandım. Kuaföre gittim istenmeyen tüylerimden kurtuldum. Keşke tamamen kurtulsak hayat ne kadan güzel olurdu dimi lan. Ordan çıktım simit evinde birkaç lokma bir şey yiyip doğruca eve gittim. Geçmiş sınav sorularından çözdüm ve 10:45'e doğru sınava gireceğim okula attım kendimi. Sınav iyi geçti, zorlanmadım. Ama dürüst olmak gerekirse benim öyle aman aman çok çalıştığımdan değil de sorular kolay olduğundandı sanki. Umarım sonuçta iyi olur yoksa büyük rezillik şirketteki namım için. Sınav sonrası eve gittim. Biraz ortalığı toparlayıp duş yaptım. Pazar günkü direksiyon dersimi kendi kendimin bana verdiği yetkiye dayanarak iptal ettim ve akşam 18:00 feribotuyla İstanbul'a bir arkadaşıma gittim. Cumartesi akşamı Taksim-İstiklal turu atıp ardından Asmalı Mescit'e gittik.
Deli gibi eğlendik, içtik, kokoreç ve midye yedik. Her şeyin bokunu çıkardık anlıcağınız.


Yukarıdaki fotoğrafta biz girdiğimizde boş olan ancak on dakika gibi bir sürede hınca hınç dolan mekandaki kalabalığı tahmin etmeniz için masamızın üzerindeki kaban yığınını fotoğrafladım sizin için. Neyse ki biralarımızı koyacak kadar yer vardı :)

Bu fotoğrafta da Ömer'in Gangam Sıtayl dansı yaparken ki halini,  -hangi şarkı olduğunu hatırlamıyorum ama büyük bir coşkuyla eşlik ettiği bi gerçek- şarkı söylerken ki hali ve benim kendimi çekecekken son anda kareye gözleri kapalı şekilde girdiği fotomu bulabilirsiniz sayın okuyucu.

Hâl böyle olunca Pazar günü akşama kadar da evden çıkamadık. Ben akşamüstü kalkıp bi duş yaptım, biraz tipi düzeltip insana benzedim ve 20:30 feribotuyla kutsal topraklara döndüm. İstanbul'u seviyorum ama sadece gezmek için, her gittiğimde orada yaşayamayacağımı bir kez daha anlıyorum -büyük konuşmak gibi olmasın ama-. Bu kez hiç fotoğraf çekmedim. Ne kendimi yordum, ne de yanımdakini "ay burda da çek beni, bununla da çek, ay bu olmamış bir de yandan çek falan" diye. Bir sürü arkadaşım check-in'lerimi görünce aradı, mesaj attı küfredip kızdı. "Kıçımın dibine gelmişsin insan haber verir" falan diye. Zaman kısıtlıydı, sadece bir gece kalınacaktı ve benim yorgunluk atma niyetiyle gittiğim İstanbul'da oradan oraya koşturmaya hiç niyetim yoktu. Olduğum yerde takıldım. Kimseye haber vermedim. Bu kez bol bol kendime yaşadım, bencillik ettim. Oh canıma değsin. İhihi.

16 Aralık Pazar benim Küllerimden yeniden doğuşumun, "Supercellma" oluşumun, ex kocama "Vakit tamam seni terkediyorum" deyişimin 6.yıl dönümü idi. Bu özel gün hakkını vererek kutlandı benim tarafımdan.

Yılbaşı, raporları, kapanışları, sayımları, sıkıntıları beraberinde getiriyor. "İşler güçler" mode on yani. Pazartesi ve Salı akşamı mesaideyim. Bu akşam önce Hamid Eymen bebeği koklayıp sevmeye sonra da lohusa mevlütünde dağıtılacak bebek şekerlerini yapmak üzere ablama gideceğim.

Kabızım iki gündür. Nasıl gazım var, nasıl şişkinim annatamam. Bitki çayına verdim kendimi, lakin henüz bi hareket yok. Çaylar etkisini gösterince korkarım ki altıma yapacağım. Bence dünyadaki en güzel şey "sıçmak" lan. Ancak böyle kurtuluyoruz içimizdeki kötü, kaka, pis şeylerden. Daha anlatacak çok şey var da vakit az, iş çok. Her türlü yardım, destek kabul edilir.

Beni sevin, özleyin, yazın, çizin, yapın işte bişiyler.
Ekmek parası derdine düşen Selo topuklar.

17 Aralık 2012

Çok Sevilecek Erkek Kişisine Notlar Vol3

Seni beklerken yaptığım en zor şey ne biliyor musun? 
Beklemiyormuş gibi davranmak.
Bir rivayete göre hiç beklemediğim anda gelecekmişsin çünkü, öyle diyolar.
Ama sen mümkünse gelmeden bi işaret ver saçı, başı düzelteyim.

Bak ne dicem. Ben sana sormadan bi'şey daha yaptım. Davetiyemizi seçtim ihihi.
Çok diğişik, çok gözel demee? 
Ama içine ne yazdırcağımıza karar veremedim henüz.
Şu iyi gibi mesela:

Annesiyle babasının yaptığı en güzel şey Supercellma ve çok sevilecek erkek kişisi bilmem kim;
Birbirimize yüksek sesle sonsuza kadar eveeet deyişimizi duymak isteyenler,
nikahtan sonra kimin ayağına kimin basacağını merak edenler
ve damadın duvağı kaldırıp gelini muccuk diye öpüşünü görmek isteyenler
c'mon!!
Tekrarı yok. Kaçırmayın üzülürsünüz :)

Gerçi sen hâlâ ortada yoksun ama ossun! 
Elbet bi gün geleceksin, yani umarım, inşallah.

14 Aralık 2012

Bu parmak şişer, bu tırnak düşer, bu gizemi de çözse çözse Müge Anlı çözer

Bugün bayan personel müdüremiz Tubişin doğum günüsüydü. Çok seviyorum ben bu kızı. Sürpriz yapıp çiçek söyledim Gemlik'ten. Çiçekler geldiğinde yerinde yoktu, ben teslim alıp masasına bıraktım. Masasına gelip çiçeğin üzerindeki notu görünce koşarak gelip sarıldı bana, gözleri dolu dolu teşekkür etti. Sevdiğim insanları mutlu etmeyi seviyorum, gözlerinde gördüğüm o parıltı, yüzündeki o mutluluk her şeye bedeldi. Sonra kızlarla gülüştük, işte sana da gönderenler olsun falan dediler. Bugüne kadar gönderen olmadı, bundan sonra da olacağını sanmıyorum dedim, kikirdeştik. Öyle geçip gitti.

Ayrıca bugün, hayatımın içine sıçan evliliğimin ilk adımını attığımız nişan yıldönümümüzdü, atmaz olaydık :) Neyse bitti, gitti. Bu kısmını siktir edelim, silelim tarihlerden. Asıl büyük gün üç gün sonra. Küllerimden yeniden doğuşumun Supercellma oluşumun, Ex kocama "vakit tamam seni terk ediyorum" dediğim günün yıldönümü.

Akşam iş çıkışı arabadan inerken sol elimin işaret parmağını arabanın kapısına sıkıştırdım. O an pek bir şey hissetmedim gibi ama zaman geçtikçe parmağım şişmeye ve zonklamaya başladı. Ve o zamandan beri kalbim işaret parmağımda atıyo sanki. Parmak sıkıştırmak, tırnak düşürmek kategorisinde bir yarışma olsa açık ara birinci olurdum herhalde. Her yıl illaki bi tırnak vukuatı olur mu lan insanın, ahanda oluyo işte.
Servisten indim, markete uğrayıp bir şeyler aldım. Oradan meşhur spesiyalimiz körili tavuk yemeğe Mihri ve Ramazan'ın davetiyle Gren'e gittim. Ama parmağın acısına daha fazla dayanamadım tabağı silip süpürüp koşarak eve geldim, Allahtan Gren dediğin caddenin karşı tarafı. Hemen buz tuttum parmağıma. Onca zaman aklım nerdeydi onu da bilmiyorum ya. Benim kat otomatı devamlı arıza yapıyor. Bu akşam yine çıt çıt çıt ötüyordu. Yöneticiyi aradım geldi baktı ama ampullerde değil, sistemde sorun varmış. Ampulleri söktü, bu akşam böyle karanlık idare ediver yarın elektrikçi çağırırım dedi, gitti. Aradan 10 dakika geçmedi zil çaldı. Bir arkadaşım kahve içmeye gelecekti o sandım. Daire kapısını açık bıraktım girdim içeride bir şeyler yapıyorum. "Selma Hanım" diye bir ses, ana bi baktım kurye, elinde bir vazo çiçek. "Selma Hanım?" dedi, buyrun dedim. Şuraya bi imza dedi aynı filmlerdeki gibi, kimden ki dedim? Kart var bakarsınız dedi. Hoop verdi çiçeği gitti.

Aldım vazoyu elime ne hissedeceğimi şaşırmış vaziyette geldim salona. Baktım karta "saklı güzellik" yazıyor. Kim lan bu? diye başladım düşünmeye. O mudur? Iıh yok lan o değildir. Yok o da değildir, o çiçek gönderecek kadar romantik değil öküzün teki. Bu mudur, şu mudur? derken bu sefer zil çaldı arkadaşım geldi, zonklayan parmağım ve sohbete dalınca çiçeğin gizemli göndereni kaldı öyle. Aklımda bir isim var ama emin değilim. Mesaj attım, cevap vermedi. Eğer oysa teşekkür edip zahmet etmişsin demekten başka bir şey yapamıycam, ama şayet o değilse nispet yapıyorum ya da ağzını aramak için soruyorum falan zannedebilir, bildiğin rezillik.

Çiçekler çok güzel, kırmızı gül çok severim. Ne olursa olsun çiçek almak mutluluk verici. Ve gönderen her kimse romantik biri olduğu gerçek. Ben gidip uyuyayım en iyisi uyuyayım parmağım daha beter olmadan. Bu satırları yazarken oldu bile :S

Özetle: Bu parmak şişer, bu tırnak düşer, bu gizemi de çözse çözse Müge Anlı çözer.

İyi geceler kırmızı güllerim, iyi geceler kararan tırnağım, iyi geceler zonklayan parmağım, iyi geceler arızalı apartman otomatım ve geri kalan her şey...

13 Aralık 2012

Dünya çok küçük, hakkaten!

Geçen hafta Pazartesi gününe damgasını vuran olay muhasebedeki arkadaşımın "Selma gel bak sana ne göstercem" deyip aşağıdaki fotoyu elime tutuşturması oldu. Yıllar önce aynı karede birbirinden habersiz biz, yıllar sonra iş arkadaşıyız :) Hayat sürprizlerle dolu, dünya çok küçük hakkaten ya :) Ne mutlu Türk'üm diyene, iyi akşamlar sayın okuyucu :)

10 Aralık 2012

Sorumsuz Bloggerlara Çemkiri

Bir de çekiliş düzenleyip bildirdiği tarihte çekilişini yapmayan, mail atıp sorduğumuzda cevap vermeyen arkadaşlar var.
Hayır yani çekiliş yapıyorsan vaktinde açıkla arkadaş, açıklamayacaksan da yapma!
Kafanıza ahan da böyle patlatasım var! :)

Çok Sevilecek Erkek Kişisine Notlar Vol2

Hey sen!
Çok sevilecek erkek kişisi!
Hayatıma girmek için kaz ayaklarımın çıkmasını bekliyor falan olmalısın.
Oğlum bak yirmisekizimdeyim ve her ay maaşımın büyük bir bölümünü antieycink kremlerine yatırıp kırışmamak için bildiğin direniyorum yani.
He gelince suratına bi güzel tükürüp "lanet olası herif senelerdir neredesin sen!" deyip trip atıcam o zaten cepte.
Ama er ya da geç -ki en kısa sürede olması tercih sebebidir- hayatıma girdiğinde senden bir ricam var. 
olur mu?
Çünkü sen sevilmeyi unutmuş biri tarafından çok sevileceksin, bil.

Yuva olma çabaları

Yavaş yavaş geri dönmeye başladım buralara, tehlikenin farkında mısınız? :)

Enee dün bir baktım ki aylar olmuş evde tek başına yazmadığım, hemen açtım ekranı başladım şu an okuduğunuz satırları şey ettirmeye. Taşınmayı kafaya koyup ev arayışına girince internette gördüğüm fotoğraflardan sonra yok lan ben bu evde yaşayamam, köpek bağlasan durmaz burda demiştim. Zor oldu ama başardım, ev bir buçuk yılda baya bir düzene girdi, en azından eve benzedi.

Mutfağım dolap özürlü, mevcut dolaplar Allah'a emanet, ev sahibi de eve kuruş masraf yapmaya yanaşmıyor. Sanki taşınırken söküp dolapları da götürücem hey Allam ya. Ben de başımın çaresine bakıp mevcut halini güzel hale getirmeye çalıştım kendimce. Dolaplar geçen yılki badanada yağlı boyayla beyaza boyanınca daha kullanılabilir hale geldi. Daire kapısından girişte karşımıza çıkan ve ne kadar derli toplu olsa da dağınık görünen mutfak tezgahına örtü diktirme fikriyle başladık olaya. Sonra bardak rafına, masaya, buzdolabına derken kendi çapında bir mutfak takımım oldu.


Evde Tek Başına 2 yazımda tezgah örtüsü, masa örtüsü falan diktirmek istediğimi yazmıştım, blog dünyasının marifetli isimlerinden Elif'in Elizi yetişti imdadıma ve bana bu cicileri dikmeye gönüllü oldu. Kumaşları Savaş Manifatura'dan çok beğenerek aldım. Dikilince daha da bir güzel oldular.

Bardak rafının örtüsü, iki kenarından çivi çakıp lastik geçirdim, perde gibi kullanıyorum. Üzerini örtme yönteminin kullanımı zordu. Elif böyle bir öneride bulundu. Süper de oldu hani. Raf örtüsünü puantiyeli tercih ettik, ucuna ekru dantel dikildi. 
Ortası fiyonklu tezgah örtüm, uçları fiyonklu masa örtüm gazete baskılı kumaştan.
Mutfağımda aspiratör olmadığı için havalandırma olarak balkon kapısını kullanıyorum. Bu da set üstü ocağın devamlı tozlanmasına sebep oluyor. Ona da örtü diktirdim, kullanmadığım zamanlarda temiz dursun diye.
Ve mutfağımın renklenmesine sebep tezgah örtüsünün büyükçe görüntüsü, her şey senle başladı :)
İşte mutfağımın yeni hali... Eskisine göre daha derli toplu, daha sevimli.

BEFORE

AFTER


Mutfak sandalyelerime de alttan lastikli yanları püsküllü minder dikildi. Ancak sandalyenin dayanma yerindeki demirleri hesaba katamamışız. Minderler şimdi tamir edilmek için kenarda bir gönüllü bekliyor. Önümüzdeki günlerde takım eskimeden onlar da yetişip yerlerini alacaklar inşallah. :)

P.S. Akşamdan kalma yazı. Hem de Cuma akşamından.

07 Aralık 2012

Bu bir regl saçmalamasıdır uyarayım

İşten geldim, kabanımı mutfak sandalyesine astım, çantamı yere bıraktım. Hay aksi kombinin basıncı yine azalmış arızaya geçmiş. Biraz su verip çalıştırdım. Eve geldiğimde üzerimde ne var ne yok çıkartır, ev kıyafetlerimi giyerim ben. Onlar da illa bir yeri yırtılıp dikilmiş, koltuk altları deodorantlardan yıpranmış tişörtlerim, dizleri çıkmış, çamaşır suyu lekeli eşofmanlarımdır genellikle. Bu akşam bir değişiklik yaptım, değiştirmedim üzerimi. Olduğum gibi girdim yatağa, yarın nasılsa nevresimleri değiştireceğim düşüncesi de bahanesi oldu boşvermişliğimin. Çoraplarım kokuyor mu diye baktım, kokmuyor. Paraya kıyıp yüzde yüz pamuklu çorap alınca karşılaşmıyorsun öyle kötü sürprizlerle. Boynum bugün tekrar ağrımaya başladı diye sıkıca sardığım şalımı dahi çıkarmadım boynumdan, her an çantayı alıp bir yere gidecekmişim gibi hazırım yorganın altında.

Regl oldum ben dün. Kadın olmanın bence en kötü yanı bu. Zaten tüm zorluklar kadınlarda amk. Erkeklerin nesi var ki? Parayı basıp bedelli yapamıyorlarsa, kafalarını çalıştırıp fakülte mezunu olamıyorlarsa bi gidip uzun dönem onbeş ay askerlik yapıyorlar, bir de uğruna düğün dernekler kurulup babalarının "benim oğlum adam oluyor ulan" diye böbürlenip konvoyla tüm şehri korna manyağı yaptığı, çüklerinin accık ucundan kesildiği sünnet merasimleri var. Başka neleri var lan? Yok bi şeyleri. Her türlü ağrı, sancı, zorluk bizde anasını satayım. Regl her mevsimde zor. Yazın sıcakta pişik oluyorum, kendi kendime kötü kötü kokular geliyor buram buram. Bir de o pedlerin hışırtısı yok mu sinir bozucu. Açık renk kıyafetleri ellemiyorum bir kaç gün ya geçerse korkusuyla. En uzunundan, en gecesinden de kullansam yok arkadaş içim rahat etmiyor benim güvende hissetmiyorum kendimi. Kışınsa regl olunca kanım çekiliyor resmen, sanki üç dakika sonra ölecekmişim gibi morarıyorum, üşüyorum, üşümek ki öyle böyle bir üşümek değil. Çenelerim zangırdıyor, elim yüzüme değse soğukluğundan irkilip uykumdan uyanıyorum. Neyse ki termofor diye bir şey var gece bir kaç kez suyunu değiştirirsen bölük börçük de olsa sabah edebiliyorsun o meşhur ilk regl gününün sancısıyla. Bir de göğüslerin nefes aldırmayacak kadar şişmesi, en çok da bu dönemde fanfilifinfon yapma isteği nedir abi? Yasak olduğu için sanırsam. O değil de termofor kadar olamayan erkekler var.

Hormonların yönetimi ele geçirdiği bu dönemde ota boka duygusallaşıp her şeye zırıldayabiliyorum. Çikolatayı paket paket yiyiyorum, enerji versin, şeker ihtiyacımı karşılasın diye ama onun da tek yaptığı kilo aldırmak, başka bir boka yaradığı yok. Bi de regl olduğumda en çok eski sevgilim olacak öküz geliyor aklıma nedense. Belkide beni gerçekten seven son adam olduğu için ve ben bu dönemde çok fazla sevilme ihtiyacı hissettiğim için, bilmiyorum gerçekten. Ama ayın üç haftası aklımın ucuna gelmeyen, hayatımın, psikolojimin içine sıçan adamın bu üç dört gün boyunca devamlı aklımda olması bir tuhaf değil mi. Yalnız yaşamaya başladığımdan beri annemin yokluğunu da çok hissediyorum bu dönemde. O ayaklarıma patik giydirmeler, sıcak su torbalarını baldırlarımın altına koymalar, battaniyeyle üzerimi örtmeler, içimi ısıtacak çorbalar yapıp beslemeler falan mesela. Ya siktir edin bunların hepsini onun varlığı bile analjezik gibi, antidepresan gibi ki.

Bence bu dönemde yasal izinli olmalıyız biz, Çalışma şeysine dilekçe verip öneride bulunacam. Zira çalışırken sebepsiz yere arkamdaki camı açıp pat diye aşağı atlayabilir, intihar edebilirim. Ya da merdivenlerden inip çıkarken halsiz düşüp bayılabilirim falan. Her şeyi geçtim pms ve regl döneminde yaşadığımız bunca saçma salak şeye inanmayan bir çalışma arkadaşım beyfendiyi gırtlaklayıp suç da işleyebilirim yani, hepsini yapacak potansiyele sahibim. Bu arada yeri gelmişken bizi anlamayan, bu dönemin olumsuz etkilerini, duygusallığımızı anlamazlıktan gelen ve sancılarımızı da çok abarttığımızı düşünen beyler tahrik olup boşalamayın da sancının ne demek olduğunu görün bakalım. "Regl sancısına inanmayan erkeklerin spermleri içinde patlasın inşallah!" bence en büyük beddua bu sizin için. Siz siz olun karın ağrısından iki büklüm olmuş, tatlı krizine girmiş, regl olduğunu farkettiğiniz bir kadın görürseniz koşarak ordan uzaklaşın, varlığınız varlığına batıyor olabilir.

Yarın direksiyon dersim olmasa haftasonu dünyayla iletişimimi koparıp birkaç insan dışında kapımı dahi açmam kimseye. Ama ne mümkün. Nerden aklıma geldiyse çok insan tanımak aslında iyi bir şey değil lan, özellikle çok erkek arkadaş. İsimlerini hatırlamadığım ama öpüştüğümüzü hatırladıklarım var. Ben de lisedeki sevgilimle evlenmiş çoluk çocuğa karışmış olmayı isterdim. Böylece bu kadar çok bakış, bu kadar çok dokunuş olmazdı hafızamda silemediğim, ama olmadı. Ben değilim suçlusu. Kader diye lanet bir şey var, takılıyor kafasına göre. Ben kontrol edemiyorum ki hayatımı. Bir bakıyorum bir şeyler olmuş, üzülmek gerekiyorsa üzülüyor, sevinmek gerekiyorsa seviniyorum.

Ben regl olduğumda bildiğin kendimden nefret ediyorum blog. Ne yemek yiyiyorum, ne her akşam saatini sektirmeden içtiğim çayımı içiyorum. Televizyon izlemekten de sıkılıyorum, internetten de. Dışarı çıkıp bir şeyler yapmayı bırakın elimden gelse eve kapanıp, bu lanet dönem bitip de gusüllenene kadar dışarı çıkmam. Ne aynaya baktığımda kendimi beğeniyorum, ne bi giydiğimi yakıştırıyorum, ne oje süresim geliyor, ne makyaj yapasım. Bet, çekilmez, depresifin biri oluyorum anlıcağın. Blogumu kapatmak, Facebookumu dondurmak, kızdığım insanlara durup dururken küfretmek isteği de hep bu dönemde geliyor. Bir de akne tedavisinden sonra bebek gibi bir cilde sahip olmuşken regl olunca tam alnımın ortasında pörtleyen o sivilce için kafamı duvarlara vurup içeri geri sokasım geliyor. Hiç bir şey yapmak istemiyorum. Tek yapmak istediğim yorgan altına girip ağlamak, ağlamak, ağlamak. Sebepli, sebepsiz. Gözlerim dayanamayıp kapanana, ben zıbarana kadar. İşte bu gece de öyle bir gece. Zırıldamama eşlik etmek isteyen varsa buyurup gelebilir bana eşlik edebilir, kapıyı açacağım şanslı kişiler arasındaysa tabii.

Hani ben şimdi kendimden nefret ediyorum ya aslında kendinden nefret etmek kötü bir şey değil lan, objektif oluyorsun bir yerde. Hay çenem kapansın e mi! Hadi ben gideyim de bir change yapayım en iyisi. Ciao!

06 Aralık 2012

Mudo Banyo Takımı & Makyaj Çantası

Dün akşam Mükü'yle As merkez'e hambörgır yedikten sonra outlet çarşıyı da şöyle bir dolaştık. Ev dekorasyona iyice sarmış biri olarak doğru Mudo Outlet'e girdim. Benden söylemesi süper ürünler ve süper indirimler var. Uzun zamandır banyoma  bir takım almak istiyordum, indirim sayesinde 10TL gibi bir rakama bu neon yeşil şeffaf banyo takımı benim oldu. Bir de 28 yaşındayım bu yaşıma kadar hiç makyaj çantası almadım ben. Ya bir kozmetik alışverişinde ürünle hediye gelir, ya da eczaneden dermokozmetik ürünlerimi alırken promosyon mini çanta verirler ben tutar makyaj çantası yaparım falan.

Kıydım paraya aldım bu puantiyeli makyaj çantasını da. Yine ufak tefek de olsa bir şeyler almanın o parayı illa harcamanın verdiği mutlulukla sırıtık sırıtık tuttum evin yolunu. Yılbaşı yaklaşırken her yer ışıl ışıl, her yerde indirimler var ve mağazalarda yılbaşı temalı ürünler yerini almış. Kış mevsimini sevmediğim halde Aralık ayını bu yüzden çok seviyorum.

Web sitesinden incelemek ya da almak isterseniz buyrun




Dekoratif mini daktiloları çok beğendim. Ama evim tıklım tıklım dekoratif eşya olduğu için almadım. Bu adam biblolarına da bittim. Alıp "evimin erkeği" diye baş köşeye koyasım gelmedi değil hani ehehehe.
Bu alışveriş faslı bu kadarla kalmaz tabii biri beni durdursunn plizzz :)

Seninle bir dakika


Dün akşam saat 21:33. Ben evde harıl harıl temizlik yapıyorum. Şu yazlık-kışlık operasyonundan beri bir türlü toplayamadım götü. Bir öbek eşya sepette, bir öbek ütü masasının üstünde, daraldım, yeter artık deyip giriştim işe. Telefonum çaldı, arayan kuzenim Seha.

-"Naber Selma? dedi,
-İyi ya napiyim, temizlik yapıyorum dedim. Kolay gelsin, kolaysa başına gelsin falan gibi gereksiz hoş beş yapmadan direk can alıcı konuya girdi.
-Selma yanımda kim var biliyor musun? dedi. O an aklımdan milyon tane isim geçti, Pablo Picasso'nun hortlayıp Sehanın yanında olabileceği bile aklıma geldi ne alakaysa fakat Sebastian Pinto hiç aklıma gelmedi ya.
-Kim lan? dedim.
-Pinto dedi, Pinto şu an yanımda.
-Direk hasiktir lan! deyip güldüm. Sanki imkansız ötesi bir şey. Mallığa bak bendeki. Lan herif Bursaspor'da oynuyor, Bursa'da yaşıyor, Bursa'da görmeyeceksek nerede göreceğiz, neyin kafasındasın kızım Selo?
-Valla bak dedi, Korupark Kipa'dayım, üzerimde de GS forması var aslında, bu akşam maç var ya bir şeyler alıp arkadaşlarla maç izleyeceğiz, alışverişe geldik dedi. Reyona girmiş bir bakmış yanında Pinto, hemen beni aramış. Sonrası daha güzel, telefonun bir ucunda ben varken gidip "benim kuzenim senin çok büyük hayranın bir merhaba der misin telefonda" demiş, Pinto "tamam ama ingilizcem çok kötü pek anlamıyorum" demiş. O arada bir takırtı, bir hışırdı oldu ve
-"Ciaoo Salma" diye bir ses, Allam o ne güzel bir ses, o ne güzel bir Salma deyiş, o ne güzel bir telaffuz. Eridim eridim, biraz sonra kurabiyeye koyulacak margarin gibi eridim gardırobun üzerini silmek için çıktığım sandalye tepesinde. Vileda sopasını, toz bezini fırlattım o an. Sandalye tepesinde kendinden geçmiş şekilde konuştum aylardır deli olup tanışmak için dövündüğüm herifle. Pinto'nun o ateşli İspanyol adamı görüntüsünü o mikemmel İspanyol aksanı tamamladı. Ben apır ingilizcemle onu sıkı takip ettiğimi, çok büyük hayranı olduğumu, onunla tanışmayı çok istediğimi falan söyledim ama anladığından çok emin değilim. Lütfen Allam anlamış olsun, melekler söylediklerimi İspanyolcaya çevirip kulağına fısıldasın. Lan o değil de bu İngilizce bi boka yaramadı oğlum, boşuna dirsek çürütmüşüm yıllarca Wall Street'lerde. Bi on beş yirmi saniye falan konuştuk telefonda. O zaman zarfında benim gözümün önünden geçti mi o meşhur film şeridi. Ben süslenip püslenip antremana gidiyorum, giyiyorum 11 sırt numaralı Pinto formamı. Sonra molada Pinto'nun yanına gidiyorum. Hani hatırlıyor musun bi kez seninle telefonda konuşmuştuk, işte o benim Selma diyorum. O da hee evet hatırladım, sesin kadar kendin de güzelmişsin falan diyor, sonra bırakıp antremanı kaçıyoruz geziyoruz falan. Ben bu hayallerde oradan oraya zıplarkene birden telefonu geri alan Seha'nın sesiyle irkildim. On yüz bin tane teşekkür edip kapadım telefonu. Sonra düşündüm de, bugüne kadar, aa o iş kolay, ayarlarız bi antremana gideriz tanıştırırız seni, yaparız ederiz diyenlerin hepsi sonradan kulağının üstüne yattı, kış uykusundalar şimdi. Sağolsun Sekom görür görmez arayıp telefonla bağladı beni Pinto'ya. Göremedik ama sesini duyduk, bu da bir şey. Gece o "Ciao Salma" deyişi çınladı durdu kulaklarımda "ay yirim ben senin o dilini" diyesim geldi diyemedim ya la! O konuşmanın etkisiyle dün gece nasıl bir uyku uyuduysam bu sabah uyuyakaldım, dolayısıyla da işe geç kaldım. Herifi görsem nolur bilmem, rapor alır bir hafta yatarım heralde!

Takdim edeyim yeni enişteniz

Dün akşam Mc Donald's As Merkez'de hayatımın aşkıyla tanıştım.
Hani derler ya durdun durdun turnayı gözünden vurdun diye, aynen o hesap.
Boyu boyuma, huyu huyuma, güler yüzlü, ağzı var dili yok bir sevgili buldum.
Ayy daha ne isterim ki :)
Hmm sanki kafası biraz fazla kırmızı ama olsun, önemli olan iç güzelliği demi :)
Fotoğraf çekinirken de elini omuzuma attı, ayy kesin o da beni seviyor. Yaşasın :)

04 Aralık 2012

Hapşurduğumda "çok yaşa" diyen kişiler


Bu dileğinizin yanında bir de boy friend dileyebilir misiniz rica etsem, uzun bir ömür tek başına pek çekilecek gibi değil çünkü. Laf aramızda son erkek arkadaşımı hapşururken sıçtığımı gördü diye öldürüp bahçeye gömdüm de :P

03 Aralık 2012

Bugün günlerden "bitse de gitsek"


Pazartesi sendromuna Pazar gecesinden giren bir tek ben değilimdir herhalde. İlkbaharda ya da yaz mevsiminde insanın enerjisi daha yüksek oluyor, kuşların cıvıltısı, güneşin yüzümüzü okşamasıyla biraz daha rahat karşılıyoruz Pazartesileri fekat bu nalet gün kış mevsiminde hiç çekilmiyor anam. Peluş battaniyeyi, polar pijamaları, sımsıcak yatağı bırak, git çalış. Bildiğin çin işkencesi yani. Ne dicem birileri aşk acısı çeken insanlara bu soğukta sıcacık yatağı bırakıp Pazartesi Pazartesi işe gitmekten bahsetsin.

İşe yarar mı yüzünü güldürür mü bilmem ama hepinize yüksek enerjili, göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir Pazartesi ve iyi bir hafta diliyorum. Sübhaneke dinimiz amin.
Ben gideyim wc'de biraz kestireyim.

Ex koca, ex sevgili.


Bu sabah eve giderken, mahkemeden beri görmediğim eski kocamı gördüm. Ayrıldıktan sonra gece gündüz ettiğim dualar kabul olmuş olacak ki aynı mahallede yaşadığımız halde beş buçuk yıl hiç görmedim, taa ki bugüne kadar. Biz tanıştığımızda bizim mahalledeki taksi durağında taksileri vardı. Sonra taksiyi sattılar başka işlere girdiler falan. Şimdi de sanırım durağa şoför olarak girmiş. Neyse ne. Bugün güne hayatımın içine sıçan herifin meymenetsiz suratını görerek başladım. Anlıcağın çok içaçıcı bir başlangıç olmadı. Caddenin köşesini dönüp o dolmuşa bindiğim ana kadar -ki bu on beş saniyeye falan tekabül eder- evliliğim, boşanmam her şey  film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Bugün, değmeyecek birinin hayatımı nasıl mahvettiğini bir kez daha hatırladım, derin bir nefes aldım, güçlendim ve tekrar evlenmek düşüncesinden hızla uzaklaştım dolmuşun kapısını kapatırken.  

Sonra günün akışına kaptırdım kendimi ve bir gün daha bitti kendi telaşesinde. Eve geldim. Arada sırada şeytan dürtünce yaptığım bir şeyi yaptım, Facebook'ta eski sevgililerimi aramaya başladım. Daha ilk isimde mideme koca bir yumruk oturdu hönk diye. Geçen sene enteresan bir şekilde tanışıp çıkmaya başladığım ve yine enteresan bir şekilde soğuyup ayrıldığım Gökhan evlenmiş. Facebookta boy boy düğün fotoğrafları. Kız da güzelmiş lan. Off ne güzel damat olmuş yavrum ya! Kıskanmadım dersem kendimi kandırmış ve kuyruklu bir yalan söylemiş olurum. Töbe töbe ama Allah mesud etsin diyesim gelmedi hiç. Yok artık bi de gelseydi! Banane lan! İçim acıdı benim burda!

Pouff! nasıl dertlendim bak durup dururken. Bok vardı dimi kızım Selo? gecenin bu saatinde zıbarıp yatacağına kendine canını sıkacak bir şey buldun. Aptallığına doyma sen. Madem herifi aylar sonra bile takip edecektin ne diye ayrıldın? Yok madem soğudum istemiyorum dedin, ayrıldın ne bokuma hâlâ gözetliyorsun? Farkında mısın birbir evleniyor hepsi ve sen yapayalnızsın. A benim salak kızım! Ne mutlu sana, gününü gün et, tadını çıkar hayatın, dolu dolu yaşa, dinlen, eğlen, iç, sıç, sarhoş ol, canın istiyorsa yemek yap, istemiyorsa yumurta kır ye, ütülerini erteleyebildiğin kadar ertele, temizlik de yapma tozlar, pamucuklar havada uçuşsun, her yer dağınık olsun, aradığını bulama. Düşünsene akşam olup eve gittiğinde dırdır edip kafanı sikecek bir adam yok. Kimsenin osurmasını, uyurken horlamasını çekmek, lavaboya döktüğü kılları, ayakta işerken klozetin kapağına sıçrattığı sidik damlalarını temizlemek, kokan çoraplarını, kül tablasını kısacası arkasını toplamak zorunda değilsin. Lan manyak tadını çıkar bunun. Evlenicen de nolucak? ha nolucak? Boyun bir karış daha mı uzayacak? Sakın! Aman diyeyim! Hem zaten yeterince uzunsun. Boyun 1.76! Haydi şimdi rahatça uyuyabilirsin. Nasıl kıkırdayarak gülümsediğini gördüm. Aferin! İşte bu sensin! Hadi tatlı rüyalar!

02 Aralık 2012

Bi hafta sonunu daha piç ettim.

Cuma akşamı iş çıkışı uzun zamandır almak istediğim fotoğraf makinası için Gold Bilgisayar'a uğradım. İstediğim modelin metalik grisi yoktu. İstanbul merkezden istettik. Pazartesi gelecek. Sonra eve geldim duş yaptım tam kardeşime gidecektim ki fizik tedavi muayenesine gittiğim gün yıllar sonra karşılaştığım ve o gün bugündür adeta kene gibi yapışan sen de on ben diyeyim yirmi önceki erkek arkadaşım aradı. Arkadaş o kadar tersledim, o kadar sövdüm, o kadar istemiyorum dedim ama anlayan kim. Bi kulaktan girmiyor bile ötekinden çıksın. İlla bir görüşelim, kahve içelim dedi. Neymiş iki arkadaş gibi buluşacakmış. Bok yicez buluşupta! Gittik Kahve Dünyası'na kahve içtik. Herif hâlâ aşık. O bakışlar, o iç çekişler, o belli etmese de kurduğu kıskançlık cümleleri bariz belli ediyor her şeyi. Aslında iyi biri. Yakışıklı falan da. Ama ilişki adamı değil. Ciddi ilişki adamı hiç değil. Vakti zamanında dakka başı arayıp, zırt pırt mesaj atıp, sık boğaz ettiği için ayrılmıştık. Bana gelmez öyle liseli aşıklar gibi sms paketini piç edercesine yazışmak. Çıktığımız dönemde çok sevmiştim bu çocuğu. Ama yaşadığım evlilik beni ilişkiler konusunda biraz daha yukarı çekti sanırım, yok dayanamadım ve üç-dört ay falan çıktık sonra mortingen. Aradan geçen üç yılda acaba olgunlaşmış mıdır, değişmiş midir deyip gittim ama cık yine yanılmadım, yine yanılmadım. Beni kardeşime bıraktı gitti. Daha on dakika önce yeter deyip çığlık atan ben değilmişim gibi gece yatarken mesaj at demez mi, çıldırdım. Facebooktan engellemiştim Twitterdan takibe almış, ordan da engelledim. Yok, bu çocuk olmamış geri götürün bunu!

Yaşadığım bir saatlik stresi apartman kapısının dışında bırakmaya çalışıp derin nefes alıp girdim içeri. O gece kardeşimde kaldım. Gece annem kalıyor bebekle ilgilenmek için, ben de bonus oldum. Pek tabii bir boka yaramadım gece nöbetinde, arada bi gözümün tekini açıp, annee yine mi sıçtı? deyip vurup kafamı kaldığım yerden uykuya devam etmelerim hariç. Cumartesi günü kahvaltı edip vınn direksiyon dersine gittim Denizciğimle. Bende bir heyecan, bir panik sormayın. Sanki uzay gemisi kullanıcam anasını satim. Neyse o gün tam sağ, tam sol, debriyaj, fren, vites derken bir saatlik dersi iki kere istop ederek tamamladım. Ders sonrası kuzenlerle olan güne büyük ablaya gittim, oradan da bebek şekeri malzemesi almak için annemle çarşıda buluştuk. Sonra tabii ki yine bebeği görmek, sevmek, koklamak, mıncıklamak için istikamet Mollaarap! Kim sorarsa dün gece evime gelip şöyle gerine gerine uyuyacaktım -çünkü orada kalırken yer yatağında yatıyoruz bebekle aynı odada yattığımız için- ben o yorgunlukla bulduğum ilk müsait yerde yumulup kalmışım. Bi ara annemin hadi üzerini değiş de öyle devam et uykuna demesine uyandım, pijamalarımı giyip tekrar kütt.

Bugün tekrar direksiyon dersi vardı. İki gündür yolunu unuttuğum evime gelip duş yapıp gittim. Bugünkü derste trafiğe çıktım, geri geri gittim, bayır aşağı indim ve arabayı hiç istop ettirmedim. Yaşasın! Ne büyük başarı değil mi! Ben bugün daha bi güvendim kendime. Yapacam lan bu işi. Sanki ehliyet alıp araç kullananlar Aynştayn zekasına mı sahip. Hepsi senin benim gibi etten kemikten insanlar. Hem sorunu çözdüm. Debriyaja basarken topuğumu yere değdirdiğim için becerememişim dün. Bugün topuk havadaydı ve pedalla barıştım. Eheh!

Dersten sonra böyle bi dolaşasım birileriyle buluşasım geldi ama kimseyi bulamadım görüşecek. Olmadı mı kimse olmaz ya. Tek başıma Kent Meydanı'na girip biraz alışveriş yaptım. Şu kupayı aldım yılbaşı çekilişi için. Sonra mama yiyip eve çufçufladım. Eve geleli üç saatten fazla oldu. Göya evi temizleyip ütü yapacaktım. Nerdeee! Attım kendimi yatağa, aldım kucağıma bilgisayarımı uzattım ayaklarımı, hafif müzik çalıyor hem dinleniyorum, hem keyif yapıyorum. O havada uçuşan tozlar, ütü masasının üstünde bekleyen ütüler, asılmayı ve toplanıp katlanmayı bekleyen çamaşırlar bana ait değil sanki. Bazen her şeyi boşverip kendini şımartması gerek insanın. Tıpkı bu akşam benim yaptığım gibi.

İki posta çamaşır yıkayıp astım, dağınıklığı topladım ve saatler önce girerek ısıttığım yatağıma şimdi uyumak için giriyorum. İki gündür öğlen ders var diye, gece de bebeğin sık sık ağlaması nedeniyle doğru düzgün uyku uyuyamadım benim gözler başladı kanlanarak sinyal vermeye. Yarın haftanın en çok sevdiğim! günü. Enerjik olmam lazım. Yani bir an önce zıbarmam lazım. Ama bu wuuuu şeklinde korku filmlerini andıran lodos sesiyle nasıl uyunur bilmiyorum. Neyse sayın okuyucu hadi ben gidiyorum, siz kaynatın bol bol.

Muahh!!!


30 Kasım 2012

Al sana cevap







Olacağına bak sen...!


Neymiş efendim sevdiğin kadar sevilirmişsin




Koca memeli, bıyıklı, koca karılar sorunsalı

Mahallenin en götü boklu, en sümüklü kızları bile evlenip çoluk çocuğa karıştı ya ben ne etsem, başım alıp nerelere gitsem, kendimi hangi köprüden atsam bilemiyorum. Artık annemlere gittiğimde selam vereceğim, ayaküstü kikirdeşeceğim bir yaşıtım yok mahallede. Tabii canım herkes evlensin, yuvasını kursun, kimseyi kıskandığımız falan yok. Konumuz bu değil. Konu, hani şu her mahallede camda, kapıda, balkonda her fırsatta dedikodu yapan koca memeli, bıyıklı koca karılar var ya onların saçma sapan sorularına maruz kalıp, hedefi haline gelmek.

Benim evlenmemem, yalnız yaşamam dert olmuş lan kadınlara "evlenmiyon mu kız daha, düğün yap da oynayalım, kurtlarımızı dökelim" deyip hayatımdaki gelişmelerle yakından ilgileniyormuş gibi yapıp kendilerince şirin birer hanım teyze olmaya çalışıyorlar. Lan ben evlensem ne evlenmesem ne, yaşın olmuş yetmiş, -Allah'ın işine karışmak olmaz ama görünen köy de kılavuz istemez- işin bitmiş. Ne işin var senin benim kınamda, düğünümde, bir de kurtları dökmekten bahsediyorsun. Pistte ölücen haberin yok. Geçenlerde anneme gittim ve yine bu siktimin sorusuyla karşı karşıya kaldım. Bu teyzeye "ben henüz evlenmeyi düşünmüyorum, düşünürsem de seni düğünüme çağırmayı düşünmüyorum, tut ki insafa geldim çağırdım bence sen benim düğünümde oynamayı düşüneceğine biraz Allah'a yönel, zira senin vaden dolmuş, bugün yarın gidersin, görünen o ki toprağa yakınsın" demeyi çok isterdim ama hadi dedim anneme laf falan söyler bu densiz, zaten laf söylemekten başka bir bok bilmiyorlar, cevap vermemek için dilimi ısırarak yapmacık bir gülümse atıp girdim içeri.

Düşündüm de blog, o cadı kazanı gibi mahalleden taşınarak çok çok çok iyi bir şey yapmışım lan ben. Aferin lan bana. Yalnız yaşamak 600TL ama sahip olduğum huzur PAHA BİÇİLEMEZ!

Evlenmiyorum lan, evlenmiyorum, var mı bi diyeceğiniz?! :P

Follow Me on

29 Kasım 2012

Çok Sevilecek Erkek Kişisine Notlar Vol1


Dün gece düğün dansımızın şarkısını seçtim. Umarım sen de seversin. Bu şarkıda omuzuna yaslanıp şarkıyı yaşayarak dans etmek istiyorum. Diğer çiftler gibi dans ederken konuşulan havadan sudan şeyleri konuşmayalım, saçma sapan kikirdeşmeyelim bence. Bunları yapmak için yeterince vaktimiz olacak çünkü. Ben istiyorum ki bu dans özel olsun, müziğe bırakalım kendimizi, fotoğrafımızı çekenleri, kameramanı, tepemize yağan yapay karları, pistte koşuşturan çocukları, konfettileri, etraftaki herkesi, her şeyi unutalım. Umursamayalım o an hiç birini. Dans ederken, birbirimizde bulduğumuz huzuru, ait olmanın verdiği mutluluğu yaşayalım doyasıya. Biz dans ederken birbirimize ne kadar çok yakıştığımızı konuşsun herkes. Boşver biz duymayalım, bunu biliyoruz nasılsa.

Hala oldum ki ben!

Dün sabah 06:41'de kardeşimden gelen telefonun ardından 15 dakika gibi -bir bayanın hazırlanması için inanılması güç- bir sürede yirmi sekiz yıl önce sıcak bir Ağustos günü dünyaya geldiğim Zübeyde Hanım Doğumevi'nde buldum kendimi. Sebeb-i ziyaretimiz dokuz ayını doldurduğu halde doğmaya pek niyeti olmayan Hamid Eymen bebeğin artık içerideki keseden sıkılıp dışarı çıkmak için niyetlenmesiydi. Şirkettekilere bebek olmadan haber vermek istemedik çünkü Allah korusun bir terslik falan olursa milleti telaşlandırmak istemedik. Bir de batıl mıdır nedir bilmiyorum ama annem ne kadar çok kişi duyarsa sancısı dağılır mümkün olduğu kadar kimseye söylemeyin diye sıkı sıkı tembihledi.

Saatler süren stresli ve heyecanlı bekleyiş saat 13:55'de Hamid Eymenciğimizin doğmasıyla yerini sevince bırakıverdi hemen.

Bu kez de bebeği ve anneyi görmek için bekleyiş başladı babaannesi, anneannesi ve benim dışımdaki herkes için. Babaannesi ve anneannesi refakatçi kartıyla nöbetleşe çıktılar Eymen bebeğin yanına. Ben de hastanenin ve taze annenin istediği malzemeleri yukarı götürmek bahanesiyle çıkıp bebeği ilk gören şanslı kişilerden biri oldum ehehe. Babası ve aşağıda onları kucaklamak için sabırsızlıkla bekleyen kalabalık için fotoğraf çekip yüz görümlüğü istemeyi de ihmal etmedim tabii kaçar mı? :)

O zaman zarfında biz babasıyla hemen çiçekçiye gidip güzel bir çiçek yaptırdık. Oradan da annenin istediği birkaç bebek eşyası için eve çufçufladık. Çünkü yaramaz bebek cicilerine sıçmak konusunda geç kalmamıştı. Babası bu arada traş oldu, duşunu yaptı, güzel ciciler giydi bebişle ilk buluşmasına güzel güzel hazırlandı. Dedeler, büyük teyzeler, büyük anneanneler, enişteler, kuzenler ve daha bir çok kişi saatin 18:50 olmasıyla yarış edercesine çıktı odaya. Herkes o mis kokuyu, meraklı bir şekilde etrafı dikizleyen yumuk gözleri, meme meme dercesine şapırdatılan dudakları, ve daha birkaç saat önce dünyada tarif edilemez en güzel duygulardan biri olan anneliği tadan Mervişi görmek için sabırsızlanıyordu çünkü. Bir saatlik süre ziyaretçilere yetmedi, oda da hastaneye akın eden ziyaretçilere. Herkes sırayla girdi odaya, sırayla kucakladı tosun paşayı. Ziyaret saatinin bitmesiyle de herkes bugün sağlık kontrolünden sonra eve çıkacak anne ve bebeği daha sonra uzun uzun görebilmek üzere evlerinin yolunu tuttu.

Dün dokuz ay üç haftalık bekleyiş mutlu bir şekilde sonlandı. Sırada anne ve babası için uykusuz geceler, kulakları çınlatan bebek zırıltıları, gaz çıkarma nöbetleri ve bebişin altı açılırken etrafa fıskiye yaparak işemek gibi sürprizleri var kısa vadede. Babalık duygusunu tadan kardeşim dokuz aydır yaşamadığı stresi dün yedi saat süren bekleyişte, yirmi altı yıllık hayatında yaşamadığı mutluluğu dün baba olduğunda yaşadı, annesi de ona keza. Zaman zaman "anne dayanamıyom ben doğumhaneyi basıcam", "yok yok bunlar beceremediler ben gidip gel oğlum artık deyip yardım edeyim en iyisi", "hadi paşam gel artık ya" cümlelerine, "anne çocuğu karıştırmazlar dimi?", "abla kötü bir şey yoktur demi?", "bir kez daha sorsak mı danışmaya?","abla yedi saat sancı çekmek normal mi?" sorularına, , Besmelelere, Dualara, on dakikada bir wc nöbetlerine, sigara krizlerine şahit olduk. Merviş yukarda bir tane doğurdu, babası aşağıda dokuz.

Üç kez teyze olmanın ardından ben, dün hala olma duygusunu da tatmış oldum. Evlenip anne olma konusunda çok da umutlu olmadığım için yeni bir yeğen sevinci bana çok iyi geldi. Allah kimseye evlat hasreti çektirmesin, isteyen herkese nasip etsin.

Bugün şirketteki herkese çay, nescafe, türk kahvesi servisi yaptım bol bol. İş arkadaşlarım durumdan memnun, "ya sen her gün hala ol" diyorlar. Normalde kendine müslüman biri olduğum için bu "içecek bir şey isteyen var mı?" sorusu şaşırttı ve memnun etti tabii herkesi. Kutlamalar Ömer babanın iznini bitirip şirkete gelmesiyle devam edecek. Çünkü o da bu şirkette çalışıyor.

Bebiş 3.230 gram ve 52 cm, normal doğumla merhaba dedi bize. Üç kız torunun ardından ilk pipili torun ve ailenin tek erkek çocuğu olan Ömer'in ilk çocuğu olması nedeniyle daha bir heyecanla, daha bir hevesle beklendi. Babam yine dede oldu ama annem ilk kez babaanne biz de ilk kez hala.

Hamid Eymen Paşa'ya Akdemir ailesine hoşgeldin diyor, kendisine sağlıklı, başarılı, hayırlı uzun bir ömür ve analı, babalı, Supercellma halalı büyüme diliyorum. Annesine babasına ve diğer bilimum akrabalara da tatlı masrafların başlaması nedeniyle bol kazançlar. Zira yıl dediğin geliveriyor, paşamız bugün bir günlük oluverdi bile. Birkaç hafta sonra lohusa mevlüdüyle başlayacak tatlı telaşeli süreç doğum günleri, sünnet cemiyeti, kreş, okul alışverişi, mezuniyet hediyesi, nişanı, düğünü vesair vesair şeklinde hızla devam edecek Allah nasib ederse. Ayrıca babası bebeğe anne, baba, dede, hala demeden önce para demeyi öğretecekmiş. Ehehe deli çocuk. :)

Ben taze hala, dün hala olma telaşesi nedeniyle izinliydim. Bu gün de mesaideyim. Artık daha çok çalışmam gerek, hem daha altın alacağım çok para lazım dimi :)
Hadi ben kaçtım, sıra sizde beni tebrik edin bakalım :)
Ciao!

Post tarihinde hala izleyicimseniz bu postu dikkate almayın.

Çekiliş zamanı hediye kazanmak için takipçi olup sonra takipçi listesinden sessizce kaçanlara yapmak istediğim:



28 Kasım 2012

Hele Şükür Yazabildim


Düşünüyorum da bazen en zoru da giriş cümlesini kurmak lan. Aklına bi milyon şey gelir de olaya nasıl gireceğini bilemezsin hani. Bu, pek tanımadığın bir yere misafirliğe gittiğinde bacak bacak üstüne mi atsan, ayaklarını dizlerden ve bileklerden bitiştirip hafif eğimle hanım hanımcık bir kız edasıyla sağa sola mı yatırsan, "yok lan rahat insanım ben hacı" deyip kaykılarak mı otursan bilemediğin gibi.

Bu sabah gardırobumda belki de aylardır elimi bile sürmediğim vizon rengi kumaş pantolonu klas bi hareketle çektim, giydim. Biraz zayıflamış mıyım ne donumun izi hiç belli olmadı. Heheh ne güzel bi şey buldum kendime sabah sabah mutlu olacak yihuhu diyordum ki mutluluğum topuklu çizmelerle hızlı hızlı merdivenlerden inerken kendimi birden yerde bulmamla sona erdi. "Yavaş ol kızım Selo, daha fizik tedavin yeni bitti" dedim kendi kendime ve üstümü başımı silip servise yetişmek için yol boyu koşmaya devam ettim. Maşallahım var bu yıl da hastalıklardan kurtulamadım ya patron "kızım sen git malülen emekli ol en iyisi, baksana çürüdün artık, hep hastasın hep hastasın bu ne ya" falan dicek diye tırsmadım değil hani, gıkımı dahi çıkarmadan akşam ettim bugün her yerim ağrıdığı halde. 

Haftalardır dolaşmadığım aveme, mağaza, tükkan, didik didik etmediğim alışveriş sitesi kalmadı ama yok anam, bulamadım gönlüme ve gövdeme göre bi kaban, ayağıma göre bi bot! Herkes mi 42-44 beden, herkes mi 40 numara giyiyor arkadaş? Neyi beğensem ya bedeni yok, ya numarası! Botu siktir ettim, zor da olsa kaban aldım bugün. Zor, çünkü genelde benim beğendiğim modellerde kalıp dar e tombul tombul memeler kavuşmuyor düğmeler. Büyük bedenlere bakıyorsun kadınsı, kürklü mürklü bi tuhaf modeller. Dün akşam İGS'de bi tane beğenmiştim. Başta biraz pahalı geldi, daha ekonomik bir şey mi alsam ki diye çekimser kaldım ama baktım başka alternatif yok, e öyle iki gün sonra ağzı yüzü kayacak bir şeyi de ben alıp giymem, dün akşam beğendiğimi gittim aldım paraya kıyıp. "Eşşek gibi çalışıyom hanım gibi giyinicem tabi" diye kendi kendimi teselli etmekten de geri kalmadım. Anneme indirimli aldım dedim, lütfen çaktırmayın.

He bir de günlerdir mesai bitimi fabrika civarında buram buram közlenmiş patates kokuyordu. Ben dangolozluk edip "ay canım nasıl kumpir çekti var yaa!" deyip iç karnı geniş olduğu için hamileliği pek belli olmayan Mükü'yü özendirince bu akşam alışveriş sonrası soluğu kumpircide aldık. "İki tane bol malzemeli kumpir, arkadaşım az malzemeli seviyor onun malzemelerini de benim kumpire koyun" deyip görgüsüzlük yaptım. Ve o nasıl bir acıkma, o nasıl bir iştahsa kafam kadar kumpiri iki dakkada hüplettim. Uyandırayım koca kafalıyım. Son patates kırıntılarına erişmek için orasını burasını deşerken plastik kaşık kırıldı da utandım tepsiyi usulca kenara ittim. Yoksa neredeyse patatesin kabuklarını dahi yicektim, o derece! Kumpirciden çıkarken sabahki merdivenden düşme faciasının tıpkısının aynısını ikinci kez yaşadım. Allah üçüncüsünden korusun deyip Mükü'nün koluna girdim, topuğunu kırık botumla Memnan gibi bi o yana bi bu yana savrula savrula yürüdüm dolmuşa kadar, sonra da hom sivit hom. En kısa zamanda anneye bi kurşun döktürmeli, bi okutmalı kendimi!

Lan o değil de şu küçümencik bilgisayardan kilometrelerce uzağa ışınlanmayı özlemişim. Yokluğumda hem çok şey oldu, hem hiç bir şey. O nasıl oluyo lan diyorsanız valla açıkçası ben de bilmiyorum. Öyle bir şey işte anladığınız kadarıyla idare ediverin. Bir de ne alakaysa hâlâ yazarken şu şapkalı a'ları yapma takıntım olduğunu farkettim şu an. Halbuki hala yazmadım ve halbuki hiç de takıntılı biri değilim :)

Son dönemde üst üste yaşadığım talihsiz manita denemeleri ve hep aynı şekilde sonlanan karşı cins sorunsalından sonra aşk konusunda kış uykusuna yatmaya karar verdim. Kış gelince ısınacak birini arama gafletine de son! Üşüyorsam eve gelip kalorifer peteğine yaslanırım, bilemedin battaniye altına girerim, sıcak su torbasına sarılırım. Yok öyle birine sarılayım da ısınayım falan. Geççen kızım bu işleri. Ha bir de gerizekalılığıma doymayayım arada bi hâlâ Zafer'i özlediğimi hissediyorum. Bu, belki de her deneme yanılmadan sonra kendimi yine en sonuncu sevdiğim adam olduğu için onda buluşumdan. Ama bu en azından yalnızca düşünce olarak, yoksa herifin kapısına falan gitmedim yani! Hem napiyim? Doğru düzgün adam çıktı da ben mi teptim anaam? Yalan Dünya Zerrin'e bağlatmayın lan insanıı! 

Neyse sakin. Bu Cumartesi direksiyon derslerimiz başlıyor. Şaka maka alıcaz galiba lan biz bu ehliyeti. Şirkette makara konusu oldum. Selma ehliyet alıyor diyorlar, verirlerse alıcam diyorum. Kendime güvenimi mi kaybettim, yoksa mütevazilik mi yapmaya çalışıyorum henüz ben de çözemedim o kısmısını. Ayrıca bu Cumartesi kuzenlerle akraba günü, Pazar bir arkadaşımın lohusa mevlütü, bir arkadaşımın kızının da altı ay kınası var. Gördüğünüz gibi millet evlendi, çocuğu doğurdu mevlütünü okutturup kınasını bilem yaktırıyor. Ben? Bense yerimde saymaya devam. O la la! Almam gereken hediyeler, yapmam gereken ziyaretler var. Aman neyse bu kadar düzene soktum ya artık gerisi gelir herhalde.

Yasal Uyarı:

Sevgili Bursa Halkı 1 Aralık Cumartesi günü Doğanevler semtinde 12:30-13:30 arası direksiyon dersim var, canını seven sokağa çıkmasın, benden söylemesi!

Bir Kasım ayı daha aşksız bitmek üzere. Ama 21 Aralık'ta kıyamet kopabilir, dünyanın sonu da olabilir. Aşkı meşki kafaya takmanın ne gereği var di mi? (Kendimi kandırma denemeleri vol bilmemkaç)

Anaa saat 00:55. Yarın iş var. Bi an önce zıbaranki. 
Pireler, buyrun sahne sizin!
ZzZzzZzz....

22 Kasım 2012

Lan o değil de

çirkin miyim lan ben?
yok lan değilim. öyle olsaydı şansım güzel olurdu! :)
Yaaa aslında ben çok güzelim de 
kesin erkekler “Bu kız bana bakmaz.” diye yanıma gelmiyorlar. Yoksa ohoo elimi sallasam ellisi yani.
Oyoyoy kıyamam ben size
Gelin gelin deneyin siz bi şansınızı. Belki bakarım lan :)






Hoopp birader baksana bi'!

Bu blogdaki tüm yazılar ve bazı görseller (alıntı olanların URLsi belirtilerek) supercellma tarafından eklenmiştir ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. maddesi gereğince kopyalamak, ticari amaçla kullanmak, yazar ismi belirtilmeden alıntı yapmak ve link vermeden kullanmak dahi suçtur. Aksini iddia eden varsa yolarım. Her türlü pisliği de yaparım. Hee akıllı olun canımı yiyin. Emek hırsızlığına karşı destek ve Emeğe Saygı lan. Dirsek çürütüyoruz burda...!!

 

Supercellma Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review

back to top